Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Audrey Hepburn : 50 Yıldır Stil İkonu

0
Eklenme Tarihi: February 9, 2013 MODA
Holly-Golightly

50 Yıldır Stil İkonu

Sabahın erken saatlerinde New York’tayız. 5. Cadde ve 57. Sokağın kesişiminde… Taksiden bir kadın iniyor ve ünlü mücevher mağazası Tiffany’nin vitrinine doğru yürüyor.

Dirseklerinden yukarı uzanan siyah eldivenleri, daha sonraları tüm dünyada kadın gardrobunun olmazsa olmazları listesine ilk sıradan giriş yapacak siyah elbisesi (little black dress), Rayban Wayfarer marka yüzüne büyük gelen gözlükleri ve elbisesinin sırt detayını tamamlayan inci kolyesiyle salına salına Tiffany’e yürüyen Holly Golightly’i izliyoruz. Birçoğunuzun çoktan Tiffany’de Kahvaltı (Breakfast at Tiffany’s) filminden bahsettiğimi anladığınıza eminim.

Holly karakterini canlandıran Audrey Hepburn’ün iç geçirerek Tiffany’nin vitrinlerine bakarken bir bardak kahve ve kruvasan ile kahvaltı yaptığı sahnenin filme ismini veren sahne olması aslında pek de şaşırtıcı değil. Çünkü Breakfast at Tiffany’s; asalet, zarafet, şıklık, seçkinlik ve mücevher kavramlarını içinde barındırıyor.

Audrey-Hepburn---Tiffany'de-Kahvaltı

 

Audrey ya da Marilyn

Hemen herkesin aklına, Audrey Hepburn dendiğinde Tiffany’de Kahvaltı; Tiffany’de Kahvaltı dendiğindeyse Audrey Hepburn gelir. Belki de bu filmin bu denli tanınmasının sebebi sinemaya yeni bir prenses kazandırmış olmasıdır. Aslında bu neredeyse gerçekleşmeyecekti. Çünkü filmin uyarlandığı kitabın yazarı Truman Capote, Holly karakterini Marilyn Monroe’dan esinlenerek yazmıştı ve filmde de onun oynamasını istiyordu. Ne var ki Monroe, hayat kadınını oynamanın kariyerine olumsuz etki edeceği söylendiği için rolü reddetti, ayrıca filmin yapımcısı Paramount Stüdyoları, Hepburn’ün oynaması konusunda ısrarcıydı. Capote bununla ilgili olarak, “Paramount beni her anlamda aldattı ve rolü Audrey’e verdi” demiştir.

 

Marilyn bu rolü oynasaydı ona da Audrey’e getirdiği asil ünü getirir miydi, ya da filmin klasikler arasında yer almasına engel mi olurdu, bilemeyiz. Fakat hala, asilliğiyle tanınan Audrey’nin role uygun olmadığını düşünen birçok kişi bulunuyor. Çünkü filmdeki Holly karakteri, ismindeki kutsallığın aksine, kocasını terk edip New York’a Amerikan rüyasını gerçekleştirmeye gelen, para karşılığı erkeklerle birlikte olan bir kadın. Yine de Audrey’nin, insanların böyle bir karaktere bile sempati duymasını sağladığı su götürmez.

Belki de bu nedenle, kullandığı uzun sigaralıkla Audrey’nin hayat verdiği Holly, 20. Yüzyıl Amerikan sinemasında en akılda kalıcı karakter seçilmiştir.

 

Zerafet

Peki, neden rol Audrey’e verildi?

Bazı insanlar doğuştan güzeldir, bazılarıyla değildir. Ama herkes güzel olmak ister. Bu filmde farklı bir güzellik anlayışı var. Herkesin edinebileceği bir güzellik… İri, renkli gözlere sahip olan Marilyn seçkin olmak için çok çaba sarf ederken güzelliği sahtelikle sonlanabilir. Daha sıradan bir fiziğe sahip Audrey’nin zarafeti ise kendiliğinden ve doğaldır. Sadece siyah bir elbise giyerek şık görünebilir. Başka bir sebep de filmin çekildiği 1960 yılında Amerika’nın, yeni başkanı John F. Kennedy’e merhaba demesiyle ilgili olabilir. Yeni first lady Jacqueline Kennedy ile Audrey Hepburn’ün benzerliği dikkat çekicidir. İkisi de asil, zarif ve seçkin bir görünüme sahip olmakla birlikte yeni modern Amerikan kadınını temsil etmektedirler. Kadınlar için yeni bir dönemdir bu. Sınıflar arası duvarların yıkıldığı, Amerikan rüyasının etkisini en çok gösterdiği bir dönem… Sıradan bir kadın, Külkedisi masalında olduğu gibi bir prensese dönüşüp first lady olabilir, veya Holly karakteri gibi taşralı bir kız New York’ta zengin bir koca bulup lüks içinde yaşayabilir.

 

Yeni Stil İkonu

Audrey’nin “bir tasarımcıdan çok fazlasıydı; O, kişilik yaratıcısıydı” dediği Hubert de Givenchy, 40 yıl boyunca Audrey’i giydirmiş. Filmde Holly karakterinin stilini de bu iki ünlü birlikte yaratmışlar. Filmin giriş sahnesinde kullanılan Givenchy’nin tasarladığı siyah elbise, 2006 yılında açık arttırmayla 807.000 dolara satıldı. Böylece bu siyah elbise, şimdiye kadar açık arttırmada satılan en pahalı ikinci film objesi oldu. Aynı zamanda 20. Yüzyıl tarihinde en çok iz bırakan giysi adını almaya da hak kazandı.

Filmin gösterime girmesinden kısa bir süre sonra dünyanın her yerinden kadınlar Holly’nin paltosu ve çantasından almaya başladılar, hatta Holly’nin sarı kedisinden almak isteyenlerden dolayı, barınaklardaki Ginger Tom cinsi kedi talepleri arttı. Açıkça, Audrey Hepburn Amerika’nın stil ikonu olmuştu.

 

Bugün hala kadınların mutlaka gardrobunda siyah bir elbisenin, makyaj çantasında siyah eyeliner’ın ve takılarının arasında inci bir kolyenin bulunmasının mimarı Audrey Hepburn’dür. Çünkü herkes asil görünmenin doğuştan olmak zorunda olmadığının farkındadır artık. Hollywood yıldızı gibi görünmek zor değildir. Audrey’nin de dediği gibi: “Benim görüntüm elde edilebilir. Kadınlar, saçlarını kabartarak, büyük güneş gözlükleri satın alarak veya kolsuz siyah elbiseler giyerek Audrey Hepburn gibi görünebilirler.”

Tiffany & Co

Filmin isminde adı geçen Tiffany mağazasının önemi yadsınamaz. Sadece ilk sahnede değil, filmin birçok sahnesinde Tiffany’i görürüz. Özellikle lüks eşyalar, elmas takılar ve pırlanta nişan yüzükleriyle tüm dünyada ünlü olan bu mağaza, filmin vermek istediği lüks kavramını izleyiciye yansıtır. Çünkü mavi hediye kutusu bile sofistike ve stil yaşamın sembolü olan Tiffany, 1837’den bu yana dünyadaki en değerli mücevherlere, en büyük elmaslara sahip tek mağazadır. Filmin bir sahnesinde Holly’nin mağazayı gezerken gördüğü sarı elmas kolye de, Tiffany’nin sahip olduğu dünyada nadir bulunan elmaslara sadece bir örnek.

 

Tiffany nasıl bu film için önemliyse, film de Tiffany için o kadar önemli aslında. Çünkü dünyaca ünlü bu marka kapılarını ilk kez bir sinema şirketine bu film için açmış. Çekimler sırasında mücevherlerin güvenliğinden 40 görevli sorumlu olmuş. İlginç olan noktaysa, sadece elit kesime hitap eden Tiffany’s mağazasının bu filmde daha erişilebilir bir noktada durması. Bu duruma sebep olan sahne, Holly ve sevgilisi Paul’ün Tiffany’deki sahnesi.

 

Paul - Biz sadece sınırlı miktarda harcama yapabiliriz.

Tiffany’s görevlisi- Sorabilir miyim, ne kadar sınırlı yani?

P -10 dolar. Bu yapabileceğimiz en yüksek ödeme miktarı.

TG - Anlıyorum. Doğrusu, bu fiyatlara satılabilecek ürün sayısı hayli kısıtlı.

P – İşleme yapabilirsiniz, değil mi?

TG - Evet, tabii. Sorun şurada, öncelikle işleme yapılacak nesneyi almalısınız.

(Paul cebinden bir yüzük çıkarır.)

P – Buna işleme yapabilirsiniz, değil mi?

TG – Sanırım bunu Tiffany’den almamışsınız.

P - Hayır… Aslında,… kraker kutusundan çıktı.

TG - Anlıyorum… Hala kraker kutularından hediye çıkıyor mu?

P - Ah evet.

TG - Bunu bilmek güzel. İnsana bir tür birliktelik duygusu veriyor, geçmişin devamlılığı gibi…

Holly - Tiffany bizim için gerçekten bunun işlemesini yapar mı? Seviyelerinin altında diye garipsemezler, değil mi?

TG - Evet, ender rastlanılır bir durum madam, ama Tiffany’yi çok anlayışlı bulacaksınız. İstediğiniz baş harfleri söylerseniz, biz de sabaha size bir şeyler hazırlayabiliriz.

Holly önce görevliyi öper sonra Paul’e döner:

H – Sana buranın harika bir yer olduğunu söylemiştim!

 

Holly’nin filmde söylediği gibi; Tiffany, kendinizi kötü hissettiğinizde taksiye atlayıp gidebileceğiniz, sessizliği ve gururlu duruşuyla sizi anında rahatlatacak, başınıza kötü bir şey gelmesinin imkansız olduğu bir yer.

Tiffany’nin ünlü mavi hediye kutuları…

Film, Audrey Hepburn’ün oyunculuğu olsun, senaryonun kitaptaki hikayeye oranla yetersizliği veya repliklerin bayağılığı olsun, birçok kişiden eleştiriler almıştır. Hemen herkesin başarısında hemfikir olduğu tek nokta, filmin giriş sahnesidir. Diyalog veya herhangi bir konuşma olmayan bu sahne, film boyunca verilmek istenen lüks, asalet ve seçkinlik duygularının hepsini iki buçuk dakikada izleyiciye iletmeyi başarmıştır. Dolayısıyla, Breakfast at Tiffany’s iki buçuk dakikalık bir kısa film olsaydı, tüm dünyanın kafasındaki Audrey Hepburn imajının çok daha kuvvetli olacağını tahmin edebiliriz.

Aslında Tiffany’de Kahvaltı’nın bugün hala bu kadar etkileyici bulunması garipsenebilir. Üzerinden 50 yıl geçmesine karşın yine de etkilenilen bu filmin, başarısını büyük ölçüde Audrey Hepburn’ün yarattığı stile borçlu olduğu da bir gerçek.  50 yıl sonra, hayatlarımız büyük ölçüde değişmiş olmasına rağmen hala kadınlar Tiffany’de Kahvaltı’daki Audrey Hepburn olmak istiyorlar.

Bir erkeğin, sizin nasıl bir kadın olduğunuzu düşündüğünü, size aldığı küpelerden anlayabilirsiniz.

– Audrey Hepburn


 
GALERİ
 
  • Motorola-MotoActv-1
  • alain-silberstein-chrono
  • adrianna lima
  • 2012_Land_Rover_Range_Rover_Evoque
  • NEVZAT SAYIN
  • MG04
  • kilic7
  • "Alexander McQueen: Savage Beauty" Costume Institute Exhibition At The Metropolitan Museum Of Art - Preview
  • 1 (2)
  • beckham-1
  • 2010 Bugatti Veyron 16.4 Super Sport
  • Porsche_Bike_RS
  • 1 (1)
  • 1
  • balmain-oliver-peoples-main
  • akınongor
  • R007P97_FD
  • 1955 Mercedes Benz 300-1
  • Rothenburg ob der Tauber
  • kahve6
  • 38069
  • cabernetfranc.large
  • LaFerrari-1
  • 2008_suzuki_hayabusa_speed-wide
  • mjchicago-bulls-michaeljordan-dunks
  • venedik-maske-festivali
  • tango1
  • Elena-Lincoln
  • IMG_0516mj
  • OLYMPUS DIGITAL CAMERA