Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Akın ÖNGÖR :“Hobisi ve farkındalığı olmayanlar sadece para için yaşar!”

0
Eklenme Tarihi: May 8, 2013 TUTKU
akınongor

 Akın Öngör, 2001 yılında Garanti Bankası’nın CEO’suyken emekli oldu ancak hala iş dünyasının en çok konuşulan isimlerinden… Hobileri, sosyal yaşama olan katkısı ve üretkenliğiyle hala gündemde. “Emekli olduktan sonra iki şeyle uğraşacağımı biliyordum biri toprak, diğeri de deniz” diyen Öngör, yaptığı hiçbir işten para kazanmıyor! Ama zaten amacı da para kazanmak değil. Ona göre, hobisi, farkındalığı olmayanlar sadece para kazanmak için çalışıyor!

2001 yılında mesleğinin zirvesindeyken Garanti Bankası CEO’luğundan emekli olan Akın Öngör, 36 yıllık profesyonel yaşamına nokta koydu ancak üretkenliğini farklı alanlarda kullandı. Eşi Gülin Öngör’le birlikte ‘zorunlu değil gönüllü’ birçok projenin içinde yer alan Akın Öngör, kış aylarını Miami’de bahar ve yaz aylarını ise Türkiye’nin farklı yerlerinde geçiriyor. Şarap, tekne, yelken, yazarlık gibi birçok kişinin ‘(emekli olduğunda yapmayı planladığı’ tüm uğraşların sahibi, topluma olan katkısını da çeşitli etkinliklerle sürdürüyor. Torunu olduğu için kış aylarında İstanbul’da yakaladığımız Akın Öngör’le keyifli bir sohbet yaptık. Sohbetimiz sık sık kesildi çünkü buluştuğumuz mekandaki birçok kişi Öngör’le tanışmak istedi. Kimi CEO Club’la ilgili kimi hobileriyle ilgili kendilerine nasıl yol gösterdiğini anlattı, hayranlarıyla fotoğraf çektirdi.

Sizi uzun yıllardır tanıyoruz ancak gelmeden internette küçük bir araştırma yaptım. Özellikle Ekşi Sözlük’te hakkınızda çok olumlu yorumlar var. Bir bankacının bu kadar sevilmesi şaşırtıcı, bunu neye bağlamak gerekir?
Büyük olasılıkla yanlışlık yapılmıştır! Bankacılık nefret edilen bir meslek değil. Müşteriyi, bireyi, ticari kuruluşu odak noktasına alarak hizmet etmeye çalışıldığında insanların sizi sevmemesi için bir neden yok. Burada oturuyoruz çay içiyoruz, bize servis yapıldı bunu yapandan nefret etmiyorum, banka da böyle. Bazı bankacılar ya da bankalar hakkında olumsuz düşünceler var, bunu biliyoruz. Nedeni o kişiler bankacılığı para yönetmek olarak görüyor, işte hata burada. Sorarsınız mesleğiniz nedir, para yönetmek derler! Ben 1991’de genel müdür olduğumda bunu tüm çalışanlara anlattım. Bankacılık ister kişi ister ticari kuruluş olsun onların ihtiyacı olan tüm finansal hizmeti vermektir dedim. Odağında hizmet var. İşte bunu başarınca eleştiriler de azalıyor.

Ben bir soru sorayım o zaman, olumsuz eleştiriler de var mı?
Var birkaç tane. Örneğin bir yazar ‘Benden Sonra Devam’ adlı kitabı neden 10 yıl sonra yazdığınızı soruyor ve mali suçlarda 10 yıllık süre aşımına dikkat çekiyor. Kitap 10 değil, dokuz yıl sonra yazıldığı için zaman aşımına girmedi. Neden dokuz yıl sonra? O kitap beni anlatmıyor. Bir kurumun sürdürülebilir başarıya nasıl ulaştığını anlatıyor. Bir başarının sürdürülebilir olduğunun kanıtlanması için zaman geçmesi gerekiyor, bir yıl sonra yazılmaz. Birisiyle evlendiğinde mutlu olduğunu ilk yıl değil ancak birkaç yıl sonra anlarsınız.

Bir diğer eleştiri de şöyle; sizi her yerde görüyoruz ancak hiç Doğuş yöneticileriyle bir arada göremiyoruz. Aranızda bir sorun olup olmadığını merak ediyorlar.
Basına yansımıyor birkaç hafta önce Armani Cafe’de Ferit Şahenk, Doğuş Grubu Otomotiv Grup Başkanı Aclan Acar, Doğuş Grubu CEO’su Hüsnü Akhan,  yne Doğuş Grubu Yiyecek-İçecek Grubu Başkanı Levent Veziroğlu ve diğer üst düzey yöneticilerle yemekteydik. İnsanlar görmediği, basına yansımadığı için böyle düşünüyor olabilirler. Bundan sonra birkaç kare fotoğraf çektireyim bari!..

“BEN DE BAŞARABİLİRİM” DEDİM VE KANITLADIM

Çok sayıda orta düzey profesyonel yönetici size özeniyor. Bazıları da “Büyüyünce CEO olacağını sanan bankacıların taklit ettiği adam” yorumunu yapıyor. Taklit ediliyor musunuz?
Kimsenin beni taklit ettiğini düşünmüyorum. Ben bankacılıkta da, iş hayatında da çok temelden başlayıp yukarılara doğru tırmandım. Bunu da belirli değerler ve ilkelere bağlı kalarak yaptım. Bu hikaye, gençler için örnek olabilir. Hem sosyal hem de ekonomik olarak bir mobilite gösterdim yani; hiçbir maddi imkanım yokken buna kavuştum. Bu, Türkiye’nin önemli fırsatlarından biri, toplumda yükselebilme durumu gençleri teşvik eden, yüreklendiren bir şey. Bugün örneğin Kastamonu’da herhangi bir yerde okuyan bir genç “Ben de başarabilirim” diyor.

Türkiye’de özellikle de iş dünyasında üst düzey yöneticiler arasında olsun, patronlar da olsun emeklilik kavramı yok. Bir şirketten ayrılan başkasına transfer oluyor, patronların çoğu hayatını kaybedene kadar çalışıyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz? Öncelikli şu; yaşamdan ne bekliyorsunuz? Hayatımda sadece iş olsaydı, çalışmaktan başka bir şey bilmeseydim, bırakamazdım. Türkiye’de çoğu insanın hobisi yok, dünyaya bakışları sınırlı. Çok yönlü olması lazım, ‘ben yaşamdan ne istiyorum’ sorusuna yanıtları olmalı. Bunu başarmak zor. Zira en çok parayı en yüksekteyken kazanıyorsunuz. Ben 36 yıl çalıştım, en çok parayı en son yıllarda kazandım. Eee, gel de bunu bırak; bıraktım çünkü kaliteli zaman önemli. Emekli olunca iki önemli gücü bırakıyorsunuz biri para diğeri nüfuz. Çalışırken etrafınızda yüzlerce kişi sizin hayatınızı kolaylaştırıyor. Artık cep telefonu faturanızı kendiniz ödeyeceksiniz!
Kızıma kitap imzaladığımda şunu yazdım: Güzel kızım seninle yeterince ilgilenemediğim zamanlarda yaptıklarımın hikayesidir”. Ne kadar acı bir şey bu?.. Ne kızıma ne oğluma zaman ayıramadım. Şimdi acısını çıkarıyorum. 

Emekli olduktan sonra teklif aldınız mı?
Bankacılık sektöründen de başka sektörlerden de teklif geldi. Benim emekli olmam herhangi bir sorun nedeniyle değildi. Kendime kaliteli zaman ayırmak için emekli oldum. Kaliteli zaman çok önemli, hele yaş belirli bir noktaya gelince marjinal değeri daha da yükseliyor. 40 yaşındayken önünüzde yaşam beklentiniz 30 yıl, kadınlar daha çok yaşıyor. Ama 55 yaşına geldi mi bir erkek önünde 15 yıllık bir yaşam var dolayısıyla kaliteli zaman daha önemli oluyor. O nedenle hiçbir yerde görevim yok.

KİTAPTAN PARA KAZANMADIM

Ancak emekli olduktan sonra da boş durmadınız. Örneğin iki tane kitap yazdınız. Devamı gelecek mi?
‘Benden Sonra Devam’ Türkiye’de 40 bin sattı. Bunu para kazanmak için yapmadım. Önce ciltli kitap yaptık, 60 liradan sattık, zaten yarısı dağıtıma gitti; 30 lirası bana kaldı. Onun da 14 lirası kardı. O parayla da karton kaplı kitap çıkardım. Baskı fiyatını karşılamadı ben sübvanse ettim. Kitap İngilizce ve Rusça’ya da çevrildi ve ciddi bir kitap oldu. Beğenildiği için mutluyum.
İkinci kitabım yelkenli üzerineydi. İkinci baskısını yaptık, fiyatı 90 TL ve 5 bin civarında satıldı. Dağıtımcılar her iki kitabın da satışını çok iyi buluyor. Yeni bir kitap projem yok ama ilerde olabilir.

Belki şarapla ilgili yazarsınız?
Şarabın sorunlarını yazabilirim, zira kitap yazacak kadar şarap uzmanı değilim. Ben “Bu işin en iyisi Türkiye’de de yapılır” demek için bu işe girdim. Gidip Fransa ya da İtalya’da krize girmiş bir bağı alıp üretim yapardım. Benim savaşım Türkiye’nin en akla gelmedik bir yerinde Akhisar’da dünyanın en kaliteli şaraplarından birini üretmek, satmak ve kabul ettirmek iddiası. “Bundan ne kazanacaksınız?” derseniz; bir şey kazanmıyoruz.

Yaptığınız hiçbir işten para kazanmıyorsunuz? Nasıl geçiniyorsunuz?
Banka genel müdürü olmamın en büyük artısı bu oldu. Yaşam kalitemi bozmadan birikimimle idare ediyorum. Ne yükseliyorum ne küçülüyorum vaziyeti idare ediyorum.

Eşinize “Benimle evlen, zengin olmayız ama hiç sıkılmazsın” demişsiniz yıllar önce. Gerçekleştirdiniz sanırım bu iddianızı.
Eşime verdiğim tek söz bu ve bu sözü de tuttum sanıyorum. Zaten kadınlar da böyle bir hayatı ister diye düşünüyorum. Bilanço peşinde koşan evlilikler, ilişkiler bana göre değil.

DÜNYANIN HER YERİNDE DALIŞ YAPTIM

Emekli olduktan sonra neler yapacağınıza karar vermiş miydiniz? Bu kadar uğraş sonradan mı ortaya çıktı?
Emekli olmadan önce ne yapacağımı kararlaştırmamıştım ancak iki konu netti.  Bir toprakla uğraşacaktım; bağcılık böyle başladı. Kitap yazacağımı biliyordum hatta çok sonra yazacağımı biliyordum. Bildiğim bir şey daha vardı: dalgıç olmak. Emekli olur olmaz bir dalgıçlık okuluyla anlaştım, özel kurs aldım ve dört günde tüplü dalış öğrendim. Daha sonra advance sertifika alarak dünyanın değişik denizlerinde 300’e yakın dalış yaptım. Türkiye denizleri, Atlantik, Pasifik… Filipinler, Uzakdoğu, her yerde daldım.

Yelkene olan ilginiz çok daha eski, nasıl başladı?
Yelken dünyanın en güzel sporlarından biri. Kitabı da gençleri yüreklendirmek için yazdım. Atlantik, Pasifik geçişlerini anlattım. Maalesef,  Türkiye kuşaklar boyunca denize sırtını dönmüş, suya bakmamış. 1965’te Bodrum’a gittim yol da uçak da yoktu. Onu takip eden birkaç yıl içinde o zamanki teknelerle mavi yolculuğa çıktık, apayrı bir dünya ile tanıştım. Bir arkadaşım 1980’lerin başında ‘bu takunyaları bırak, yelken yapalım” dedi, takunya dediği ahşap tekneler… İkimiz de eşlerimizle birlikte denize açıldık, iki yıl yelken yaptık. Daha sonra tekne kiralayarak eşimle yelkene devam ettik. Alaylı olarak iyiyiz ama mektepli olalım dedik. 1989’da bir Noel tatilinde İngiltere’de özel kursa gittim 10 gün Manş Denizi’ne açılıp eğitim aldık. Kaptanlık ehliyetini alarak denize mektepli olarak döndüm. Şimdi de dünyanın tüm denizlerini geziyorum.

ONLY NOW ÖDÜLE KOŞUYOR

Bu kadar yıl denizdesiniz, çok sayıda da tekneniz olmuştur. Şimdi ne kullanıyorsunuz?
Eskiden yelkenlilerim vardı şimdi motorboat’um var, üç-dört tekne yaptım sattım son olarak Only Now adlı bir tekne yaptırdım. Tasarım ve üretimini Tansu Yacht’ın sahibi Rıza Tansu yaptı. Ve Superyacht Design Awards yarışında 150 teknenin içinde ilk altıya girdi, belki de ödül alacak. Mayısta İstanbul’a final yarışı için gelecek. Haziranda da Boat International Awards için Monte Carlo’da olacak. Tasarım olarak yurtdışında çok ses getiren bir tekne oldu.

Tasarımına katkıda bulunuyor musunuz?

Evet, Rıza benim eski arkadaşım ama nasıl yaşıyoruz ne seviyoruz ve tekneyi nasıl kullanacağımız konusunda bilgilendirdik. Açık alanlarının fazla olduğu bir tekne istedik.  Deneyimli bir denizciyim, beşinci teknem oradan edindiğim deneyimleri aktardım, Rıza da tasarladı. İç tasarımını da eşimle yaptılar. O da 1950’ler yapmak istedi ve öyle oldu güzel bir tekne oldu.

 

Kutu…

“ŞARAPÇILIKTAN GEÇİNİYOR OLSAYDIM BIRAKIRDIM”

Kamuoyu sizi şarapçı yönünüzle de tanıyor. Orada nasıl bir büyüklüğe ulaştınız?
Selendi markasıyla üretim yapıyoruz. Selendi, Manisi Akhisar’da bağlarımızın bulunduğu bölgenin adı. Bir başka markamız da Sarnıç, o da yine diğer bağımızın olduğu bölge. 118 dönümlük bağın 105 dönümü organik bağ. Dışarıya üzüm de satmıyoruz almıyoruz da. Güzel bir yemek yapmak istiyorsanız iyi malzeme, iyi aşçı lazım. Şarapta öyle üzümün iyi olması lazım, hem kökü hem türü hem de iyi yetiştirilmiş olması gerekir. Bir de üretim tekniğinin buna uygun olması gerekiyor.
Biz şato şarabı olarak ilk başlayan işletmeyiz. Bağlar gençken üzümün her bir kökten, omcadan salkımı azaltılıyor buna yeşil budama deniyor. Üretimi azaltıyor ama verimi artırıyorsunuz. İkincisi bağlarımız organik hiçbir kimyasal madde kullanmıyoruz. Tüm organik ve kalite belgelerimizin hepsi var. Yurtdışında binlerce şarabın içinden sıyrılarak ödüller aldık. Buna karşın çok ciddi sorunlarımız var. Dağıtımda büyük zorluk yaşıyoruz. Büyük şirketler özellikle restoranlara girmeyi engelliyor. Bu hem tüketiciler hem de sektör açısından çok olumsuz. Ahlaksız bir rekabet yaratıyor. Hükümet internet üzerinden satışı yasaklayarak ikinci bir darbe vurdu. Eğer biz geçimimizi şaraptan sağlıyor olsaydık şimdiye kadar bu işten çıkmıştık.