Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


ALEXANDER McQUEEN: Kısa ama unutulmayacak bir hikaye

0
Eklenme Tarihi: May 28, 2013 MODA
"Alexander McQueen: Savage Beauty" Costume Institute Exhibition At The Metropolitan Museum Of Art - Preview

En etkili hikayeler kısa hikayeler olur. Hani hiç beklenmedik anda, birden bire bitiverenler. Alexander McQueen, çarpıcı ve şaşırtıcı bir başlangıçla girdi moda dünyasında, hikayenin tüm gelişme hikayesi yaratıcılık ve aykırılıklarla doluydu. Çarpıcı, alt üst eden, fark yaratan bir şovla sürdürdü hayatını ve çok kısa bir not bıraktı geriye… Kendi deyimiyle ‘ailenin pembe kuzusu’nun intihar notunda köpekler ve bir kısa sevgi notu vardı!

McQueen denilince en çok da düşük bel pantolonları bir de 2800 poundluk ‘manta’ elbiselerini hatırlanır. 1996 ‘Highland Rape’ isimli koleksiyonunda ‘bumster’ modelini tanıtan McQ medyada da büyük ilgi uyandırdı. Bu ilk moda şovlarından sonra, McQ, moda dünyasında ‘l’enfant terrible’ (kötü çocuk) ve ‘the hooligan of English fashion’ (İngiliz modasının holiganı) gibi isimlerle anılmaya başlandı.

 

Bir defilesinin ardından söyledikleri, aslında onun modaya ve insana bakış açısının özeti gibi: “Yaptığımdan gurur duyuyorum. Monitörden herkesin aynalarda kendine bakmamaya çalışmasını izledim. Aynaya bakmak, moda sektörünün en harika parçası- bunu kendilerine karşı kullanmak … Tanrım, gerçekten aykırı şovlar yapıyorum!”

Modern zamanda tanrıların kaderi, galiba güzel bir dünya yaratıp zirvede yalnız olmak, akabinde yalnız ölmek… Alexander McQueen’in sadece 41 seneye sığdırılmış olan hikayesi, tam anlamıyla kendine özgü, tutkulu, çılgın, yaratıcı bir bireyin, sürekli yükselerek markalaşması ekseninde dönüyor. Satır aralarında ise özgür ve cesur ruhlu bu adamın, renkli hayatının ardındaki sis perdesi, iç yalnızlığı, kötü alışkanlıkları ve ani intiharı göze çarpıyor. Madalyonun çift tarafı, bizi ‘sanatçı olmak’, ‘toplumların sanatçılarına gösterdiği hassasiyet’, ‘modern insanın öbür yüzü’ gibi kavramlar üzerinde düşünmeye itiyor.

Alexander McQueen, tüm dünya gibi benim de hayranlık duyduğum biri. Yaşamından bizimle paylaştığı tüm parçalar o kadar gerçek ve muazzam ki kendisine saygı duymamak imkansız. Her zaman kendi kararlarını kendisi vermiş birinin, tüm yanlışlarını ve doğrularını tek başına sırtlayarak, kendi normalin üzerindeliğine, toplumdan bir şekilde ayrı düşüyor olmasına katlanıp kendini olduğu gibi kabullenmesi ve sürekli çalışarak, dünyaya kendini olduğu gibi ifade etmeye çabalaması, göz yaşartan ve alkışa şayan bir emektir.

HAYAT BOYU RİSK ALMAK!

McQueen, altı yaşında karar verdiği ve hayat boyu barışık olduğu cinsel kimliği, 16 yaşında okulunu bırakması ve geleneksel terzilik kursuna gitmeyi seçmesi, kesintisiz moda kariyeri ve tüm hislerini katarak yaptığı tasarımlar, basına verdiği samimi cevaplar, resmi olmayan aşk evliliği, hayvanları sevmesi, intiharının ardındaki mütevazı notuyla ‘yüreğinin götürdüğü yere git’ felsefesini kendiliğinden benimsemiş biri. Şimdi McQueen’in hayatına daha yakından bakalım…

FARKI ÇABUK FARK EDİLDİ

17 Mart 1969 doğumlu, yaratıcı, duygusal, hassas olmasıyla tam bi balık burcu olan McQueen, taksici bir babanın ve sosyal bilgiler öğretmeni bir annenin altı çocuğundan en küçüğüydü. Kız kardeşleri için elbiseler dikmeye bayılırdı. Lisede gerçek bir ‘rocker’ olan McQ, 16 yaşında okulunu bıraktı, ailesine açıkça eşcinsel olduğunu söyledi ve bir televizyon programında gördüğü geleneksel terzilik kursuna katıldı. 20 yaşındayken hayranı olduğu ve ilham aldığı Japon tasarımcı Koji Tatsuno ile çalıştı. Ardından İtalya’ya giderek İtalyan modacı Romeo Gigli ile çalışan modacı, 1994’te Londra’ya geri dönerek Central Saint Martins College of Arts and Design’a kalıp eğitmeni olmak için başvurdu. Portfolyosunu gören program yöneticisi bu terzi çaylağını hemen programa dahil etti. McQueen’in uluslararası ilk deneyimi bu okuldaki final projesini sergilerken oldu ve başarılı projesi pek çok dergide boy gösterdi.

McQ, ikinci koleksiyonu olan ‘McQueen’s Theatre of Cruelty’yi hazırlarken Katy England ile tanıştı. Bundan böyle McQ’nun sağ kolu oydu. McQueen, England’ı markasının yaratıcı müdürü ilan etti ve üçünü koleksiyonu olan ‘The Birds’te beraber çalıştılar. Bir dönem Lefkoşa doğumlu modacı Hüseyin Çağlayan ve İrlandalı modacı Pauric Sweeney gibi ünlü isimlerin evlerinin de bulunduğu Hoxton’da yaşadı.

MARKA KALIPLARI ONA DAR GELDİ
Kendi markasını yaratmakla kalmayıp 1996’da Givenchy baş tasarımcısı oldu. Ünlü Fransız markası, McQueen’in tasarımlarını kendilerine göre yumuşatmadığından ve kendisinin Fransızca öğrenmeyi reddettiğinden şikayet etti. McQueen ise Givenchy’nin yaratıcılığını kısıtladığını belirterek 2000 yılında işten ayrıldı.

EN BÜYÜK MUTLULUĞU AYKIRILIĞI
McQ, 2001 İlkbahar/Yaz defilesi VOSS’ta pudra rengi, mat, uçuk, açık pembe, yeşil, gri, siyah gibi tonlarla başlayıp git gide canlanan, pastelleşen seksi ve marjinal kıyafetlerini sergiledi. Başı bandanalarla sarılmış, kimi heykelsi detaylarla süslenmiş mankenler, oldukça lüks tasarlanmış olan podyumda aynalarla kaplanmış duvarlar arasında kıyafetleri tanıttı. Defilenin bitiminde herkese teşekkür eden McQ, “Yaptığımdan gurur duyuyorum. Monitörden herkesin aynalarda kendine bakmamaya çalışmasını izledim. Aynaya bakmak, moda sektörünün en harika parçası- bunu kendilerine karşı kullanmak … Tanrım, gerçekten aykırı şovlar yapıyorum!” dedi.

STARLAR DOĞAL MANKENİ OLDU

2003, ‘Transitions’ ve 2005 koleksiyonlarındaki özel elbiselerinden sonra 2006 Kış defilesi ‘Widows of Culloden’ ile harikalar yarattı. Ünlü model Kate Moss’un 3-D hologramını sahnede bir prizmaya hapsetti. David Bowie, Björk, Prens Charles, ünlü model Gisele Bunchen, Kate Moss,  Sex and The City’nin moda ikonu Sarah Jessica Parker giydirdiği ünlü isimlerden bazıları.

2005 yılında spor markası Puma için tasarımlar yapan McQueen, 2007 yılında da makyaj markası MAC ile çalışan ilk tasarımcı oldu. 2007 yılının sonlarına doğru Londra, New York, Los Angeles, Milano ve Las Vegas gibi şehirlerde markasının butiklerini açtı. Nicole Kidman, Penélope Cruz, Rihanna ve Lady Gaga gibi süper yıldızlar, kırmızı halılarda ve müzik kliplerinde onun tasarımlarıyla boy göstermeye başladılar.

‘AİLENİN PEMBE KUZUSU’

Kendine ‘ailenin pembe kuzusu’ diyen McQ, 2000 yılında, 24 yaşındaki belgesel yapımcısı George Forsyth ile resmi olmayan bir düğünle evlenmişti. İbiza’da bir yatta çılgıncasına eğlenen çift, 2007’de ayrıldı.

McQueen’in ilk koleksiyonunun tamamı, İngiliz moda ikonu ve dergi editörü Isabella Blow tarafından satın alınmıştı. Blow ayrıca McQueen’i kendi modaevini kurduğunda göbek adı olan Alexander’ı alması için de ikna eden kişiydi. 7 Mayıs 2007’de Isabella Blow hayata veda etti. Bu olayların ardından ünlü modacı Isabella ve kendisi hakkında konuşulanlar hakkında basına şöyle dedi: “Bizi çok fazla fırçalıyor ve alay ediyorlar. Bu insanlar neden bahsettiklerinin farkında değiller. Beni tanımıyorlar. Isabella ile olan ilişkimi bilmiyorlar. İnsanlar konuşabilir, kız kardeşlerine sorun… Endüstri, sektör hayatımdan uzak olsun; benim ve Isabella’nın hayatından… Isabella ile paylaştığımız modayla bölünmüş bir şeydi, modadan da öte bir şey.”

‘İNGİLİZ MODASININ HOLİGANI’
Ödüllü İngiliz modacı, ülkesinde tam dört kez en iyi tasarımcı seçildi. Londra’daki defilelerde, ilk Hintli manken kullanmayı tercih edenlerden biriydi.

McQueen denilince en çok da düşük bel pantolonları bir de 2800 poundluk ‘manta’ elbiselerini hatırlanır. McQ, ‘bumster’ isimli düşük bel kot modeliyle moda dünyasını sallamıştı. 1996 ‘Highland Rape’ isimli koleksiyonunda ‘bumster’ modelini tanıtan McQ medyada da büyük ilgi uyandırdı. Blow PR’nin müdürü Michael Oliveira-Salac, “Bumster benim için McQueen’in tanımı” dedi. Bu ilk moda şovlarından sonra, McQ, moda dünyasında ‘l’enfant terrible’ (kötü çocuk) ve ‘the hooligan of English fashion’ (İngiliz modasının holiganı) gibi isimlerle anılmaya başlandı.

KISA BİR NOTTU SON MESAJI

YARISINI KÖPEKLERİNE AYIRDIĞI!

New York Moda Haftası’nda yeni modellerini McQ adı altında tanıtması bekleniyordu, modacının ölümüyle defile iptal edildi. Londra Moda Haftası’ndan günler önceydi…
Tarih, 11 Şubat 2010’du. Maldivler’de profesyönel dalış yapmaktan hoşlanan, evinde birden çok köpek besleyen ünlü modacı, kendini gardrobuna asmış şekilde bulundu. Londra’daki evinde öldüğünü temizlikçisi fark etmişti. MütevazI ve sade intihar notunda “Köpeklerime iyi bak, üzgünüm, seni seviyorum Lee” yazıyordu.

Bu üzücü olayın ardından, arkadaşı David LaChapelle, McQueen’in mutsuz bir yaşam sürdüğünü ve çok fazla uyuşturucu kullandığını söyledi. McQ, köpeklerinin lüks içinde yaşamaya devam etmesi için 50 bin pound para bırakmıştı. Vasiyetine göre, bunun haricindeki 100 bin pound da diğer hayvan dernekleri içindi.

TASARIM YETENEĞİ KADAR
ŞOVLARIYLA DA FARK YARATTI

Jean Paul Gaultier, Alberta Ferretti ve Moschino gibi tasarım evlerini bünyesinde bulunduran Aeffe Group’un Amerika Başkanı düşüncelerini; “Bu moda sektöründe şimdiye kadarki en trajik kayıp. Çok genç ve çok yetenekliydi, bu inanılmaz bir olay” sözleriyle özetledi. InStyle dergisinin moda editörü Hal Rubenstein ölümünün ardında “O inanılmaz bir şov adamıydı. Asla beyaz bir podyumda sakince tasarımlarını tanıtmasını bekleyebileceğiniz biri değildi” diye konuştu. Değişik tarzıyla tanınan tasarımcı Betsey Johnson için ise McQueen tek ve ‘en ilham verici, yaratıcı ve dahi tasarımcı’ydı. Victoria Beckham “Dokunduğu her şeyi güzelleştiren McQueen’in yokluğu çok hissedilecek” sözleriyle acıyı paylaştığını belirtti.