Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


AYÇA VARLIER : “Sahne benim mabedim”

0
Eklenme Tarihi: April 3, 2013 TUTKU
IMG_8376mj

 Müzikal tiyatro oyunculuğu eğitimini Harvard Üniversitesi ile Moskova Sanat Okulu’nun ortak programında alan Ayça Varlıer, bir yandan dizilerde rol alıyor bir yandan iseçıkardığı ilk albümün heyecanını yaşıyor. “Türkiye’de henüz ‘müzikal tilatro oyunculuğu’ diye bir dal yok” diyen Varlıer’in bir hayali var, 50’sine geldiğinde bu dalda eğitmen olmak ve genç müzikal tiyatro oyuncuları yetiştirmek.

 

 

 Bir sitcom olan ‘Karım ve Annem’ ile oynculuk kariyerine başlayan Ayça Varlıer, bu dizi için “Benim için önsözdü” diyor. ‘Gümüş’ ise onun için dönüm noktası… Behzat Ç. artık kendini ispat ettiği bir dizi… Tiyatrodaki performansı ise ödüllere layık. ‘Leyla’nın Evi’ndeki rolüyle hem Sadri Alışık hem de Afife Jale ödüllerinde ‘En İyi Müzikal Komedi Kadın Oyucusu’ seçildi. Bu ödüller onu motive ediyor, şimdi çıtayı biraz dahayükseğe çekiyor.

 

 İlk albümü ‘Elif’i çıkarmanın heyecanı ve mutluluğu sürüyor. “Ben sahnede canlı ne söylüyorsam albümde de o olsun istedim. Çünkü ben sahne kadınıyım” diyor Varlıer. Albüm tam istediği gibi olmuş. Tabii ki zorlu bir çalışmanın sonunda… Zorlu ama bir o kadar da keyifli…

 

Bana Göz Kulak Ol’ adlı bir dernek kurmuşlar Özge Özder ve Aslı Tandoğan’la birlikte… Yeni bir dernek… Varlıer; “Amacımız çocukların, sokak hayvanları hakkındaki farkındalıklarının artmasını sağlamak ve onların hayvanlara olan sevgisini sorumlulukla pekiştirmek” diyor. Bununla da yetinmiyor, verdiği konserlerin gelirini hayvan barınaklarına bağışlıyor.

 

Sahne onun her şeyi… Çok yetenekli… Hedefini küçük yaşta belirlemiş ve amacından hiç sapmamış. ‘Kendimi en rahat hissettiğim yer’ dediği sahneyi bırakmaya da hiç niyeti yok. Oyunculuk ve müzik eğitimini bir arada almış. Yurtdışındaki eğitimini, yer aldığı projelerle perçinlemiş… Tiyatro yapıyor, sinema projelerinde, dizilerde yer alıyor, şarkı söylüyor… Ayça Varlıer ile “hayatımın dönüm noktalarından biri” dediği ‘Gümüş’ dizisini, ‘Leyla’nın Evi’ni, oynadığı ‘Taş Mektep’ filmini ve ilk albümü ‘Elif’i konuştuk..

 

Eğitiminizi yurtdışında aldınız.  Bu süreci sizden dinleyebilir miyiz?

16 yaşında değişim programıyla Amerika’da lise okumaya gittim. Sonra lisansımı müzikal sinema dalında tamamlayıp, Harvard Üniversitesi’nin Moskova Sanat Okulu’yla ortaklaşa program dahilinde master yaptım. Dört ay Boston’da, bir ay İtalya’da olmak üzere iki buçuk sene sürdü.

 

16 yaşında yurtdışına çıkma kararını vermek cesaret ister…

Maceracı bir ruha sahibim diyelim. Gittiğimde hiç yabancılık çekmedim. İlkokul birinci sınıftayken anneme “İtalya’ya gittim, Amerika’ya gittim” diye masallar anlatıyordum. Annem psikologla konuşmayı bile düşünmüş. O zamandan beri kafama koymuşum. Tabii ailemin bana güvenmesinin de çok etkisi var erken yaşta böyle bir karar verebilmemde.

 

Türkiye’ye dönmeniz nasıl oldu?

Mezun olduktan sonra New York’a gittim. Bu arada 11 Eylül olayları oldu ve ben çalışma vizemi alamadım. Çok kaotik bir dönemdi. Ben de dönme kararı aldım. Aslında ajansım vardı, menajerim vardı, Acting Company diye bir tiyatro kumpanyasından iyi bir teklif de almıştım ama Green Card istiyorladı. Onu da alamıyordum. Ama içim rahat döndüm Türkiye’ye. Hedeflediğim şeyi pratik olarak yapamasam da en azından o teklifi aldığımı gördüm. “Ben doğru yerdeyim, doğru yoldayım istersem Fizan’a gideyim mesleği orada da yapsam doğru yapacağım” dedim.

 

Oyunculuğun sizin için en büyüleyici yanı nedir?

Sahne performanslarını sevdim ben. Zaten dans ve müzik deneyimim var. Sahnede kendimi rahat hissettim. Şarkı söylemek istiyordum, oyunculuk yapmak istiyordum. Hepsini bir arada yapabileceğim tek kulvar müzikal tiyatroydu ve Türkiye’de böyle bir eğitim yok. Kökeni Amerika. Müzikal bir sanat dalı. Opera gibi, tiyatro gibi…

 

Yurt dışında kaldığınız süre içinde yer aldığınız projeler oldu mu?

Okul kapsamında oldu. Harvard zaten profesyonel bir tiyatroyla çalışıyor. Orada sahneye çıkmak büyük bir olay. New York’a taşındığımda seçmelere girdim, birkaç yerde çalıştım, Broadway’de de sahneye çıktım.

 

Türkiye’deki ilk dizi tecrübeniz ise ‘Karım ve Annem’…

Çok heyecanlıydım. 13 bölümlük bir diziydi ve ben yedi bölüme kadar alışamadım. Tek kamerada sitcom çekmek zor bir durum. Matematiğini çözememiştim bir türlü, heyecandan kekeliyordum. O benim için bir önsözdü.

 

Sonrasında Gümüş’te yer aldınız…

Bir dönüm noktası… Çok güzel bir cast’la çalıştık, güzel arkadaşlıklar edindik. Songül Öden, Kıvanç Tatlıtuğ, Serdar Orçin… Çok güzel deneyimler edindim kameraya oynamakla ilgili. ‘Gümüş’ benim için büyük bir okuldur.

 

Peki, dizi sektörünü nasıl yorumluyorsunuz? Örneğin ‘Gümüş’ zamanında koşullar nasıldı, şimdi nasıl?

Çok farklı. Şimdi daha iyiye gidiyor. O zaman diziler çok azdı. Sektör gelişti ve endüstri haline geldi. Hatta film sektöründen daha ileri diyebilirim. Yurtdışına birçok dizi pazarlanması, bizi turizm yönünden de etkiledi. Bu da ‘Gümüş’ ile başladı. ‘Gümüş’, o anlamda diğer dizilerin de yolunu açtı.

 

Bir dizide yer almanız için ne tür şartlarınız var?

Ben alternatif projeleri seçiyorum. Mesela Behzat Ç. çok kült bir proje. Senaryosuyla, oyunculuğuyla, kara mizahıyla dizi sektöründe yeni bir akım başlattı… Bu tip dizilerin olması lazım. Tabii ki kirlilik var ama halk artık iyi ve kötü projeyi ayırt edebiliyor.

 

Biraz da tiyatrodan bahsedelim… Leyla’nın Evi oyunundaki performansınızla hem Sadri Alışık hem de Afife Jale ödüllerinde ‘En İyi Müzikal Komedi Kadın Oyucusu’ seçildiniz. Ödüllerin oyunculuğunuza katkısı nedir?

Sorumluluk ve motivasyon… Çıtam o benim, artık onun üzerinde bir şeyler yapmam lazım. Kendimi geliştirmem için, vizyonumu geliştirmem için oyunculuğumla ilgili bir çıta ödüller.

 

Uzun yıllar müzikal tiyatro eğitimi aldınız. Türkiye’de müzikal oyunculuğun yeri ne durumda?

‘Müzikal tiyatro oyunculuğu’ diye bir dal yok Türkiye’de. Bazı girişimler var ama ne derece etkin, bilmiyorum. Müzikal oyunculuk basit bir iş değil. Şan eğitiminden tutun sahne duruşuna kadar çok kapsamlı ve disiplinli bir eğitimden geçmeniz gerekiyor. İlerde bu konuda eğitmen olmak istiyorum; 50 yaşımda mesela…

 

Son olarak sizi ‘Taş Mektep’ filminde izledik. Biraz anlatır mısınız filmi? ‘Taş Mektep’ aynı zamanda rol aldığınız ilk tarihi film…

1921’de Sakarya Muharebesi’ne giden 63 öğrencinin gönüllü olarak savaşa gitmesi ve onların şehit olmasını anlatan bir film. Ben de o öğrencilerin müdiresini canlandırdım. Onları caydırmaya çalışıyorum; fakat işler karışıyor, onlarla birlikte cepheye gidiyorum. Gerçek bir hikaye.

 

2005 yılında ‘O Şimdi Asker’ filminde kısa bir rolünüz vardı. Şimdi ‘Taş Mektep’ geldi. Sizi çok sık göremiyoruz sinemada…

Dizilerden, tiyatrodan ve müzikten dolayı yer alamıyorum.

 

Albüm, sinema, tiyatro.. İçlerinde “Önceliğim şudur” dediğiniz var mı?

Oyunculuk ve şarkıcılık benim için bir arada. Ayırt edemem…

 

Ve son olarak, geçtiğimiz günlerde ilk stüdyo albümünüz ‘Elif’i çıkardınız. Ondan da bahsedelim…

‘Elif’, üzerinde sekiz yıldır çalıştığım bir albüm. Tohumlarını Mehmet Teoman’la attık. Daha önce demolar yaptık, yapımcılara dinlettik ama araya zaman ve diğer projelerim girdi. Bu arada konserler vermeye, kendi bestelerimi seslendirmeye başladım. Yıllar içinde tarzımı bulmak için bazı yolculuklara girdim. Albümde müthiş bir ekiple çalıştım. Ve sonuçta tam istediğim gibi bir albüm oldu. Ben sahnede canlı ne söylüyorsam albümde de o olsun istedim. Çünkü ben sahne kadınıyım.

 

 

Birçok dizide, müzikalde, tiyatroda ve sinema filminde yer aldınız. Hangisi daha çok heyecanlandırıyor sizi? Hangisinde oyunculuğunuzu dorukta hissediyorsunuz?

Hepsi çok farklı, kıyaslayamam. Hepsinden farklı hazlar alıyorum. Ama sahne tabii ki benim mabedim. Kendimi soyutlaşmış hissediyorum orada. Başka bir enerjiyle ‘bir’ olduğumu hissettiğim bir yer.

 

Bundan sonraki projeleriniz neler?

‘Leyla’nın Evi’ devam ediyor. Kesinleşen bir şey yok ama sinema filmi de olabilir. Şimdi bir de konserlerimiz olacak…

 

Bütün bunların dışında, bir de sosyal sorumluluk projesinde yer alıyorsunuz.

‘Bana Göz Kulak Ol’ isimli bir derneğin üyesiyim. Özge Özder ve Aslı Tandoğan’la birlikte yaptığımız bir sosyal sorumluluk projesi… Yeni kurduk bu derneği. Amacımız çocukların , sokak hayvanları hakkındaki farkındalıklarının artmasını sağlamak ve onların hayvanlara olan sevgisini sorumlulukla pekiştirmek. Biz göz önündeki insanlar, bunu bir şekilde kullanmalıyız. Bu bizim misyonumuz; çünkü biz daha çok insana ulaşabiliriz. Konserler de veriyorum ve gelirini barınaklara bağışlıyorum. Elimden gelen neyse yapmak istiyorum ki rahat uyuyayım…