Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Ayhan Işık : Jön Denince Akla ‘O’ Gelir…

0
Eklenme Tarihi: January 8, 2013 TARIH
139487

“Ayhan Işık” bu iki kelimeyi duyduğumuzda hepimizin zihninde sol profilli, bıyıklı, gülmekle kaşlarını çatmak arasında bir ifadeyle çekilmiş siyah beyaz fotoğraf canlanır. Kiminin ilk gençlik sevdası, kiminin büyükannesinin, annesinin hâlâ gözlerinin içi gülerek anımsadığı platonik aşkı, birçok erkeğin ise kıskançlık kaynağı bir jön, Ayhan Işık.

Asıl adı Ayhan Işıyan olan yakışıklı aktör, 5 Mayıs 1929 yılında İzmir’de doğdu. İzmir’in kızları kadar erkeklerinin de güzel olduğunun canlı bir kanıtı olarak.  Küçük bir çocukken, henüz altı yaşında, babasını kaybeder, annesi ve kardeşleriyle İstanbul macerasını başlatırlar. Eğitiminin kalan kısmını bu devasa ve fırsatlarla dolu olan şehirde tamamlar.  İstanbul’daki eğitim hayatını şöyle anlatır: “Mahir İz okul müdürü, Salah Birsel müdür muaviniydi, edebiyata Rıfat Ilgaz, beden eğitimine Vefalı Kör Galip, coğrafyaya Akbaba Celal geliyordu. Daha ne isteyebilirdim ki…” Bu denli usta isimlerden eğitim alan Işık da sinemanın ustası olacaktır.  Usta isimlerle tanışıklığı liseden sonra eğitimini aldığı “resim” bölümünde de devam eder, bu sefer hocası Bedri Rahmi Eyüboğlu’dur. Hevesli bir genç sanatkâr olan Işık arkadaşlarıyla “onlar grubu” nun içerisinde yer alır. Amaçları ise resimde, sanatta Doğu-Batı sentezini yaratmak, halk sanatının kaynaklarını görmektir. Bab-ı Ali’de ressam olarak çalışan aktör 1952 yılında Yıldız Dergisi’nin açtığı yarışmaya girer birincilikle bitirdiği yarışmadan sonra sinema kariyeri başlar.

Öyle bir oyuncu düşünün ki adı söylendiğinde onun varlığına hiç tanık olmamış çocuklar bile heyecanlansın, her fırsatta “böyle jön yetişmedi bir daha Türk sinemasında” densin hatta kendi ismiyle anılan bir bıyığa sahip olsun “Ayhan Işık Bıyığı”… Daha sonra kimseye yakışmayacak olan bıyık… İlk filmi “Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan” dır. 1951’den, Necla Nazır ile başrollerini paylaştığı 1977 yapımı ”Yangın” a kadar tam yüz otuz yedi filmde oynadı. Ömrü vefa etseydi 50 yıllık yaşamına sığdırdığı bu filmlerin kim bilir kaç katını çeker kim bilir kaç genç kadını daha kendine hayran bırakırdı. Onun öldüğü tarihte henüz doğmamış olanlar bile en azından, “Kader yolcuları”, “Kanun Adamı”, “Sezercik Yavrum Benim”, “Ölümden Korkmuyorum”, “Şerefimle Yaşarım”, “Öleceksek Ölelim”, “Her şeyim Sensin”, “Küçük Hanımın Şoförü”, “Cingöz Recai”, “Yalnız Adam”, “Katiller de Ağlar” “Kanun Karşısında”, ”Ayşecik Canımın İçi”  adlı filmleri hatırlıyorlardır.  Asıl ününü ise “Kanun Namına” adlı filmiyle kazanır. Artık herkes bu yakışıklı aktörün etkisi altına girmiştir. Filmleri kapalı gişe oynamaya başlar, salondan gözü yaşlı bayanlar kızarık burunlarını saklamaya çalışarak usulca dökülen gözyaşlarını silerler.

1959 yılında Hollywood’a gider. Bazıları orada şansını denemek için gittiğini bazıları ise özel bir film teklifi için gittiğini söylerler. Hatta bu filmin David Leanin’in Dr. Jivago’su olduğu söylenir. Gidiş amacı ne olursa olsun karşısına çıkan engel lisandır. İngilizcesinin yeterli olmaması ne onu ne de yapımcıları memnun etmiştir. Ayrıca Ayhan Işık başrol adamıdır, söz konusu Hollywood bile olsa bundan taviz verip yan rol oynayamaz. Belki de hayatı boyunca hep başrol oynamış tek aktördür. Sadece bu bile yeter onun Türk sineması adına ne kadar önemli olduğunu ifade etmeye. Hollywood macerası sırasında yaşadığı bir gönül ilişkisi de ölümünden yıllar sonra manşetlere taşınmış, kanıtlanması güç olan iddialar olarak kalmıştır. İddiaya göre Ayhan Işık Goldwyn Mayer tarafından Amerika’ya davet edilir. Bu dönemde Nick Clooney’in eşi Nisa Clooney ile bir ilişkisi olur ve Türkiye’ye döner. Ardından genç kadın ikinci çocuğunu George Clooney’i dünyaya getirir ve yıllar sonra bu ilişkiyi itiraf eder. İddia doğru mudur asılsız mıdır bilinmez ama Ayhan Işık’ın karşı konulmazlığının bir kez daha göstergesi adeta.  Hollywood macerasının yanında Türkiye’de sansüre takılan İtalyan yapımlarında rol alır.

Ayhan Işık’ın halk tarafından çok beğenilen bir diğer filmi, seri film olan “Küçük Hanım” adlı yapımdır. Yine aynı filmin ardından artık ona “Taçsız Kral” denmektedir. Bu unvanlarla yetinmeyen taçsız kral 1970’li yıllardaki sinema artistlerinin kaset çıkarma modasına uyarak Minür Nurettin Selçuk’tan aldığı şan dersleri sonrasında bir plak çıkarır. Ressamlığı, müzisyenliği tabi ki oyunculuğunun yanında yönetmen ve senaryo yazarıdır.  Ayhan Işık’ın ressamlık yönünü ortaya çıkarttığı “Aşka İnanmıyorum” adlı çizgi romanı 1966 yılında yayınlandı ve büyük ilgi gördü.

Herkesin kıskandığı bir isim vardı o dönemde Gülşen Işık. Bu yakışıklı aktörün kalbini çalmış binlerce hayranının hayalini kurduğu hayatı gerçekleştirmiş onunla nikah masasına oturmuş bir isim. Bu evlilikten bir de kızları oldu çiftin Serap adında.

“Eğer ki Yeşilçam’ın gelecekte genç insanları acımasızca yiyip yutan dev bir sömürü mekanizmasına dönüşmesini istemiyorsak, ne yapıp edip bir ‘Sinema Kanunu’ çıkartmalı, ciddi bir sendika kurmalı ve bütün personelin daha mesleğe ilk adımını atar atmaz sigortalandırılması için gereken kanunî baskıyı işverenler üzerinde kurmalıyız.” Işık bu ve buna benzer birçok demeç vermiş aynı zamanda sinema sektörüne emek vermiş herkesin hakkını korumaya, savunmaya çalışmıştır. Özellikle aktör dostunun işsizlik yüzünden girdiği bunalım sonrası intihar etmesi üzerine bu davanın başlı başına savunucusu olmuştur.

Birçok sanatçının, bilim adamının genç yaşta, sebepsiz ölümlerini destekleyen bir şekilde 13 Haziran 1979 günü güneş çarpması sonucu yaşadığı beyin kanamasının ardından balkonunda ölü bulunmuştur. Sanat camiası bu erken ölümle sarsılmış, ölümünden yıllar sonra bile 50 yıllık hayatına bu kadar şeyi nasıl sığdırabildiğine dair şaşkınlıklar yaşamıştır. Kadim dostlarından rahmetli Sadri Alışık’ın onun ölümünden sonra her yılbaşı gidip yakışıklı jönün mezarında rakı içtiği söylenir. Farklı bir sonla bitmesini çok istediğimiz bir hayat bu şekilde geride kendisine hayran, hâlâ gözü yaşlı filmlerini izleyen her yaştan hayran bırakarak yitip gider.