Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


En gerçekçi hayalperest, Mümtaz Tahincioğlu

0
Eklenme Tarihi: August 9, 2012 BAY X
MG_0066

Türkiye’nin ileri gelen saygın isimlerinden, aynı zamanda da başarılı bir iş adamı. Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu Başkanı olarak herkesin ‘hayal’ dediklerini gerçekleştiren kişi Mümtaz Tahincioğlu. Öne çıkan ilk kimliği TOSFED Başkanlığı. Ve futbol tutkusu… Ve işadamı. Ve aile babası. Ve…

Ataşehir’deki ofisine girdiğimizde ilk dikkatimizi çeken duvar dekorasyonuydu. Göz alıcı ve ilginç… “Bunun ne olduğunu biliyor musunuz?” dedi Mümtaz Tahincioğlu. “Hayır dedik…” “Onlar lastik izleri…”

1997’den beri TOSFED’in Başkanlığını yapan, Dünya Ralli Şampiyonasını ve 7 senelik bir anlaşma ile Formula 1’i Türkiye’ye getiren kişinin ofisindeydik ne de olsa. Doğaldı duvarlarda büyütülmüş lastik izlerinden dekorasyon yapılması. Bir o kadar da hoş…

Eşi, kızı ve oğlu ile ailece motor sporları tutkunu… 2 sene boyunca Galatasaray Kulübü’ nün başkanlığını yapmış, İngiltere’de profesyonel futbol oynamış,Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu (TOSFED) Başkanı, Tahincioğlu Holding Yönetim Kurulu üyesi ve Delon gibi birkaç şirketin daha sahibi… Doğal olarak ajandası yoğun. Biz de bu ajanda içinde Tahincioğlu ile “her şey” hakkında konuştuk. Daha çok otomobil sporları ve gençlik yıllarında babasının kulağını çekmesi ile bile bitmeyen futbol tutkusu…

Röportaj öncesi ufak bir tüyo: Tahincioğlu’nun başkanlığı bu sene sonunda bitiyor ve kendisi adaylığını tekrar koymayı planlamıyor. Ayrıca hızı ve motor gücünü sevmesine rağmen motorsikletlerden pek hoşlanmıyor. Bırakın kullanmayı; kullananın cesaretini bile tebrik ediyor. 4 tekerlek tercih ediyuor ve piste çıkınca sadece gaz pedalını istiyor… Ve normal hayatında konforlu, sessiz ve otomatik vites arabaları tercih ediyor. Artık.  

Formula 1’i Türkiye’ye getiren kişisiniz. Bu konuda büyük çoğunluğu olumlu olmak üzere birçok şey söylendi ve hala söyleniyor da… Bu başarının en büyük mimarlarından biri olarak bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce anlaşmalar yenilenecek mi?

Bizim 2005-2011 yıllarını kapsayan 7 senelik bir anlaşmamız vardı. 7 sene üst üste yapılan yarıştan sonra anlaşmamız bitti ve anlaşmayı yenileyecek ortamı sağlayamadığımız için 2012 itibari ile Formula 1 Türkiye’de yapılmamaya başladı. Formula 1 tarihinde ilk defa 7 senelik bir sözleşme yapılmıştı. Normalde 3-5 sene arasında yapılıyordu. Biz Formula 1’in bütün haklarına sahip olan şirketle anlaşma yapmak istedik ancak ülke olarak istenilen rakamın verilmesine fazla sıcak bakmadık. İstenilen bir ortam oluşturulabilirdi fakat ülke olarak biraz daha dik durmaya çalıştık. Ne yazık ki bu işte dik durmak olmuyor maaselef.

Formula 1 artık spordan çok dev bir organizasyon ve biraz da gövde gösterisi galiba…

Tabii ki. Ülkeler artık Formula 1’e sadece bir spor olarak bakmıyor. Kendilerini dünyaya nasıl en ucuz şekilde tanıtırlar diye düşünüyorlar. Formula 1 takvimine baktığınızda geçmişten bugüne değişkenlik var mesela. Geçmişte, gelişmiş ülkelerin yaptığı bir organizasyondu çünkü sadece spor olarak bakılırdı. Daha sonra bu büyük bi otomobil sektörü şovuna dönüştü. Gelişmekte olan ülkelerin bu organizasyonu kendi ülkelerine getirme çalışmaları 1990’ların başında başladı. Bilindik Avrupa ülkelerinden başka; biz, Malezya ve Bahreyn aynı anda çalışmaları başlattık. Arkamızdan Abu-Dhabi geldi. Sonra da Hindistan, Kore, Çin. Şimdi Rusya geliyor ve böyle devam ediyor. Demek ki olay değişti.

5 senedir üst üste başkan sizsiniz…

1997’den beri bu görevdeyim. Bu sene son. Adaylığımı da koymayacğaım.

Neden?

Çünkü ben, bir başkanın iki dönemden başka başkanlık yapmasına karşıyım. Çünkü, o ilk 2 dönem en verimli olabileceğiniz süreçtir. Ondan sonra ne kadar iyi olursanız olun insanlar değişkenlik istiyor. Ben de buna çok inanıyorum. Başka insanlara şans tanımak… Yeni projeler, yeni insanlar… Benim durumum değişik. Ben dönemi bitiridikten sonra federasyonları özerk yapma operasyonu başlatıldı. Özerkliği de en çok savunan kişilerden biri olarak o aşamadaki seçimde aday olmak mecburiyetinde kaldım. Çünkü daha dönemim bitmemişti. Ondan sonraki süreç -  benim son sürecim – hiç yapmak istemediğim bir süreçti. Sebebini de söyledim biraz önce. Yeni ilkler beklerler, o koltuk senin mi derler… Bana böyle şeyler gelmedi ama ben buna inandığım için bu sene sonunda görevi bırakıyorum.

Sizin başkanlığınızda Formula 1’den başka da ilkler oldu…

Bir iş adamı olarak başkanlığımı da aynı şekilde değerlendirmek istiyorum. Planlama yaparken kendime göre bir kampanya çalışmam vardı. Kampanyada sunduğum o günkü broşürlerde demiştim ki, Türkiye’nin hali hazırda bir Avrupa Ralli Şampiyonası’nın 4. Liginde yaptığı bir organizayon var. Onu Şampiyonlar Ligi’ne çıkartmak istiyoruz. Yaptık. Sonra Formula 1 dedim. Yaptık. Bununla beraber gelen diğer yan işler de var tabii. Uluslararası büyük organizasyonlar, eğitim projeleri vs… Türkiye, bir eğitim ülkesi haline dönüştü. Burada yetiştirdiğimiz görevliler yurtdışında eğitim vermeye başladı. FIA – patronumuz- içinde üst düzeyde yer alan Türk arkadaşlar oldu. FIA’nın motor sporları konseyinin de bir üyesiyim ayrıca. Bunlar daha da çoğaltılabilir.

“Ben yolu açtım. Siz devam ettirin” mi diyorsunuz?

Tabii ki öyle değil. Ama her şeyin en iyisini getirdik Türkiye’ye. Şöyle bir argüman öne sürülebilir. Tamam, her şey güzel de bütün bunların içinde Türkiye’den yarışacak, isim yapacak isimleri daha çıkaramadık. Aslında isimler çıkıyor da, istediğimiz yerlere gelemiyoruz.

Neden?

Bunlar sadece bir kabiliyetle olmuyor. Bu işin arkasında çok ciddi paraların harcanması lazım, sponsorlar lazım. Türkiye’den biz şampiyonlar çıkarttık. Hala daha çıkartıyoruz. Bu çocuklarımızın arkasında iyi bir finansal destek olmadığı sürece yolun sonuna kadar gitmek imkansız. En iyi örneği kendi oğlumdan verebilirim. Ben oğlumu Formula 1 kapısına kadar getirdim. İngiltere’de okuyor ve yarışıyor Jason GP2’da yarıştı. Ben de aynı problemi yaşadım. O gün bir sponsor vardı ve GP2’da yarışmasını sağladı fakat sponsor daha sonra çekildi ve proje çöktü. Bu benim oğlumla oldu ki benim imkanlarım vardı. Ama ondan sonrası benimle ya da başkasınn babası, annesiyle olmuyor.

Federasyon bu konuda nerede duruyor?

Tabii ki insanlar haklı olarak ‘Federasyon bu kaynağı yaratsın’ diyebilir.. Ama öyle bir alt yapıya sahip değiliz. Hiçbir federasyon bir futbolcunun sponsorluğunu yapamaz. Bu hem kural olarak yanlış hem de birine yapınca herkese yapmanız gerekir. Her şeyi yaptık ama iyi sporcu daha yetiştiremedik. Bu sadece bir yetenekle olmuyor. Evet, şans lazım. Doğru zamanda, doğru yerde olmanız lazım. Kabiliyet şart. Kabiliyetinizi geliştirecek ortamlar da… Ve imkana da sahip olmanız lazım. Çoğu yarışan sadece kabiliyetli olduğu için  yarışmıyor. Arkalarında ciddi bir finansal destek olduğu için yarışıyor.

Türkiye için sıkıntı sadece finansal kaynak mı?

Türkiye’de şöyle bir problem var. Bu sadece motor sporları için değil, her spor için, hatta bazen futbol için bile geçerli. Sporu yapma ve sporu seyretme kültüründe ciddi bir sıkıntımız var. Koskoca 75 milyonluk Türkiye’de lisanslı sporcu sayısına baktığınızda çok komik bir rakam görürsünüz. Bir İstanbul nüfusuna sahip ülkelerden çok daha azız. Bizim elimizdeki lisans sayısı ile Hollanda arasında 10 kat fark var ki Hollanda İstanbul’dan büyük bir yer değil. Bir de bu işi sevmek lazım işte. Yarışları kaç kişi seyrediyor mesela?

Sizin için motor sporları ailece bir tutku… Başka bir tutkunuz var mı?

Ben futbolu çok severek oynuyordum ve neredeyse profesyonel olarak oynamak üzereyken babamın kulağımı çekmesi ile son verdim. Hiçbir zaman takımlarda birebir oynamadım ama Sheffield United, Sheffield Wednesday ve Manchester United’da – kolejden dolayı – beni antrenmanlara çağırıyorlardı. Ben her birisinin antrenmanına katıldım. Tam oralara geldim; babam da geldi.

Şu anda keşke profesyonel bir futbolcu olsaydım diyor musunuz?

Yok.

İçinizde kalan bir uhde?

Tabii ki. O ayrı. Başarılı bir futbolcu olma zevkini yaşamayı isterdim. Ama babamın beni durdurmasının sebebini de çok iyi biliyorum. Futbola dalsaydım okula devam etmeyecektim. Diplomam olmayacaktı. İş adamı olmayacaktım vs… Futbolcu hayatı bir yere kadar biliyorsunuz. Dünyada futbolu bırakan ve halen başarılı olan insan sayısı çok değildir. Bu da işin doğasındadır.

Galatasaray yönetiminde de bulundunuz bir süre. Bunun tekrarı olacak mı?

O aslında planlanmış bir şey değildi. Adnan Polat telefon etti ve ‘Seni kadroda görmek istiyorum’ dedi. Ben de bir süreç için evet dedim. 2 seneyi doldurunca bıraktım zaten. O ayrı bir meşgale. İş adamı kimliğim ve yoğunluğum çoğu şeye izin vermiyor.

Klasik araba merakınız var mı peki? Ya da motosiklet?

Motosiklet kullanmıyorum. Sevmem de. Dört tekerleklileri tercih ederim. Hele hele Türkiye’de. Motosiklet kullanan bütün arkadaşların cesaretine hayranım. Türkiye’de motosiklet kültürünün henüz oluşmadığını düşünüyorum. Bu sebeple de tehlikeli hale geliyor. Motosiklet kullanana fazla saygı gösterilmiyor. Bunun yanı sıra kask giymeye bile yeni yeni başlandı.Her kırdığınız yer tamir edilir de; kafa tehlikeli işte.

Siz günlük spor olarak ne yapıyorsunuz?

Çalışıyorum. 

Başka? 

Tenis oynardım eskiden. Sosyal sporlar bunlar. Ancak belimde fıtık oldu ve çok dikkatli olmam lazım. Sporları daha fazla salonda yapmaya çalışıyorum. Yüzüyorum mesela. Futbol oynayabilsem çok mutlu olacağım ama oynayamıyorum. Bunun dışında hakikaten vakit bulamıyorum.

Günlük rutininiz sadece iş hayatından mı ibaret?

Tabii ki sabah uyandığımda evde bir spor yapıyorum mutlaka. Ama hergün değil. Haftada 3-4. Federasyon başkanlığını bıraktıktan sonra o boşluğu biraz daha kendime bakarak değerlendiririm.

Sizin için keyif ne demek?

Başarı. Başarının yarattığı tatmin.

Kent Gıda, Swiss Hotel vs… Şu anda neler yapıyorsunuz?

Şu anda ikiye ayırmak lazım. Bir holding grubuna, bir de kendime ait şirketler var. Holding, Kent Gıda’nın sahibiydi. Kent gıda satıldı. Orada gayrimenkul işleri ve diğer büyük projeler devam ediyor. Bir de kendime ait şirketler var. Bunların bir tanesi çikolata fabrikası; Delon. Merchandising hizmeti veren bir şirketimiz var, bir de araç takip sistemi var. Bu sadece araca konulan bir ünite değil. Üretiminden satılacak noktaya kadar işin takibini yapıyoruz artık. Her ürün için. O da rota diye bir şirket. Birkaç tane daha küçük şirket var. Fakat federasyon ciddi bir zaman alıyor tabii.

Bu sene sonunda bitiyor federasyon dediniz. Jübilenizi nasıl yapacaksınız?

En önemli son vazifem! Türkiye, başvuran 7 ülkeden seçildi. Ne konuda? Sene sonunda FIA’nın genel kurulu ve bütün şampiyonaların ödül töreni İstanbul’da yapılıyor. Herkes kupaları Aralık ayında İstanbul’da alacak.

Kullanmak için hangi arabaları tercih ediyorsunuz?

Ben trafik için bütün hızlı arabaları kullandım. Pist farklı tabii. Sonra bir yere geliyorsunuz.. İşte ben o yerdeyim son 10 senedir. Sessiz, rahat, konforlu araç arıyorsunuz. Yoksa ses çıkaran, şişirilmiş, hızlı… Hepsini yaptık.

Kullanmayı sevdiğiniz spor araba?

Tüm spor arabaları İngiltere’de kullandım. En çok zevk aldığım ise Mini Cooper S’di. Bugünkü Mini Cooperlar değil tabii. Gerçek Mini Cooperlar. Küçücük bir araba, koskoca bir motor. Motor kendine göre küçük ama yarattığı güç büyüktü. Onun dışında Jaguar gibi güzel araçlar da kullandım ama bugün daha sessiz ve konforlu olanları tercih ediyorum. İnsanı yormayan, otomatik vites. Eskiden hep vitesli kullanırdık. Pistte tabii ki vitesli. Her zaman.

Piste hala çıkıyor musunuz?

Evet. Bende hala 5 tane Formula 3 aracı var. Zamanında bir takım kurmuştuk.

Ne sıklıkta çıkıyorsunuz?

Çok nadir. Senede 1-2 kere. Eskiden çok çıkardım. Eksiden takım arkadaşları vardı. Ben, Cem Hakko, Ali Başakıncı vs… Birlikte yarışırdık. Herkes iş dünyasına dalınca araçlar bize kaldı.

Sizce dünyadaki en iyi otomobil?

Yol mu yarış mı?

İkisi de…

Öyle bir tarif yok. O zaman 10 tane soru sorarım. Neye göre en iyi araba? En iyi demek haksızlık olur fakat Formula 1’in kuruluşundan beri Ferrari orada. Kaç takım geldi gitti. Mesela Mercedes gitti, bir daha geldi.

Siz hangi arabayı kullanmak istersiniz/seversiniz?

Aston Martin. Severim… En iyi araba mıdır? Bilmem.

Formula 1’de hangi takımı destekliyorsunuz?

Ben takım desteklemem orada. Çünkü her birisi kendine göre her sene başka bir şekilde öne çıkıyor. Bu iş futbol takımını tutmaya benzemiyor. Yine de iki kişiye inanırım. Biri Alonso, diğeri Schumacher. Alonso’yu daha fazla destekliyorum ama. Bu çocukların ikisi de en kötü arabayı en iyi kullanan sürücüler. Ve mekanikle olan diyaloglarında çok büyük, takıma dönen bilgiler oluyor. Aracı yalnızca sürmek önemli değil. O aracı takıma anlatabilmek çok önemli.

 


 
GALERİ
 
  • Motorola-MotoActv-1
  • alain-silberstein-chrono
  • adrianna lima
  • 2012_Land_Rover_Range_Rover_Evoque
  • NEVZAT SAYIN
  • MG04
  • kilic7
  • "Alexander McQueen: Savage Beauty" Costume Institute Exhibition At The Metropolitan Museum Of Art - Preview
  • 1 (2)
  • beckham-1
  • 2010 Bugatti Veyron 16.4 Super Sport
  • Porsche_Bike_RS
  • 1 (1)
  • 1
  • balmain-oliver-peoples-main
  • akınongor
  • R007P97_FD
  • 1955 Mercedes Benz 300-1
  • Rothenburg ob der Tauber
  • kahve6
  • 38069
  • cabernetfranc.large
  • LaFerrari-1
  • 2008_suzuki_hayabusa_speed-wide
  • mjchicago-bulls-michaeljordan-dunks
  • venedik-maske-festivali
  • tango1
  • Elena-Lincoln
  • IMG_0516mj
  • OLYMPUS DIGITAL CAMERA