Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


HRD Türkiye Temsilcisi, Mehmetcan Özdemir

0
Eklenme Tarihi: August 17, 2012 TASARIM
Untitled-1

Mehmetcan Bey isterseniz sizinle başlayalım, mücevherlere ve bu sektöre olan ilginiz ne zaman başladı? Neden böyle bir kariyer seçtiniz?

Aile mesleğim kuyumculuktu ve 2003-2004 yılların arasında ben üniversitede öğrenciyken  mücevher alanında perakende mağazacılık daha oturmamıştı. Dolayısıyla bu konunun biraz da akademik tarafına ağırlık vermek maksadıyla ve ailemin desteği ile yurt dışına çıktım ve  daha sonra yaptığım araştırmalar neticesinde  HRD (Elmas Yüksek Konseyi)’nin içerisine girdim. Elmas Yüksek Konseyinde bir süre AR-GE mühendisliği ve bunun yanında pırlanta eğitmenliği de yaptım. Onun arkasından temel yöneticilik yaptım. Sonra HRD Türkiye’ye açılma stratejisini benimsedi ve tek Türkçe bilen kişi olarak ben de bu iş için biçilmiş kaftandım. Böylelikle Türkiye’de eğitimlere başladık. İlk olarak İstanbul Altın Borsası’nda eğitim vermeye başladım daha sonra sektöre özel eğitimler ile devam ettim. Tam anlamı ile  2008 yılında kurulduk ve 2010 yılında ise ilk Mücevher Raporlama Laboratuarı Türkiye’de açtık. Bu anlamda Dünya çapında HRD’nin Belçika’dan sonra ikinci laboratuarını Türkiye’de faaliyete geçirmiş bulunduk.
Neden Türkiye’yi tercih ettiler?
Buradaki çalışan kalitesinin yüksekliği, dolandırıcılık riskinin çok daha az olması, Türkiye pazarının büyüklüğü, dünyada şu an tüketim bakımından 5. Sırada bu anlamda çok ciddi bir pazar, HRD’yi Türkiye pazarına yöneltti. Bunun yanında Türkiye’de  ciddi anlamda  mücevher yatakları var ancak aynı zamanda mücevher pazarının bazı regülasyonlara da ihtiyacı var. Sonuç olarak mücevher alınırken hangi kalitede bir mücevherin alındığının bilinmesi adına yapılan raporlandırma hizmeti Türkiye’de henüz yoktu ve bu  yüzden mücevher raporlama laboratuarı Türkiye’de hemen kuruldu ardından burada üretilmeye başlanan know-how daha sonra yurt dışına da transfer edilmeye başlandı.
Nitelikli Elemanlardan bahsettiniz Mehmetcan Bey. Bu nitelik nereden kaynaklanıyor?
Türkler diğer ülkelere göre biraz daha güvenilir çalışıyorlar biz bunu başka pazarlarla etkileşim halindeyken de gözlemliyoruz. Diğer pazarların yapısı hem daha az çalışma üzerine kurulu, diğer taraftan ise fazla mesai saatlerinin olduğu gelişmekte olan  toplumlarında ise güven problemi oluşuyor. Örneğin Belçikada sabah 8.00 de işe başlıyorsun ama akşam 3.5-4.00 gibi çıkıyorsun. Ama iş Türkiye’ye geldiğinde sabah 9.00 da mesai başlıyor akşam 6.30- 7.00 ye kadar sürüyor. Bir diğer nokta da Türkiye’de eğitimli insanlar çok fazla özellikle Jeoloji mühendisliği, ya da malzeme mühendisliği adına çok da geniş bir iş alanı olmamadığını görüyorsun çoğu mezun satış alanında çalışıyor, ancak bu branşlar tam bizim isteğimize göre branşlar. O branştan gelen arkadaşları burada ciddi bir eğitimden geçiriyoruz, yurtdışında eğitimlerine devam etmelerine olanak sağlıyoruz ve oradaki laboratuarların çalışma ortamlarını da tecrübe ettiriyoruz. Bunun sonucunda kişinin kendi iş kalitesi de ciddi şekilde artıyor ve uluslararası bir mücevher eksperi yetiştirmiş oluyoruz. Burada benim avantajım ise şu oldu. Ben Belçika’da eğitim aldıktan ve belirli bir müddet çalıştıktan sonra ekspert eğitimi de vermeye başlamıştım. Bunun sonucunda buraya geldiğimde vermeye başladığım ekspert eğitimleri, o eğitimi alan kişilerin otomatik olarak yurtdışında da akredite olmalarını sağladı. Dolayısıyla buradaki insanlar için de iyi bir fırsat oldu bu durum. Yani HRD İstanbul Laboratuarı olarak Yurt dışında alınacak bir eğitimin aynısını buradaki laboratuarımızda katılımcılarımıza sunuyoruz. Böylelikle katılımcılar yurt dışına gitmeleri halinde oluşacak olan konaklama yaşam masrafı gibi bir çok masraftan muaf oluyorlar ve onlar için de daha ucuza gelmiş oluyor. Bu durumun Türkiye için güzel tarafı şu: bütün dünyaya hizmet veren ve uluslararası geçerliliği olan bir laboratuar açmış oluyorsunuz ve Türkiye’deki mücevher sektörünün daha yüksek seviyelere gelmesine katkıda bulunuyorsunuz.

Mehmetcan Bey verdiğiniz eğitimler ne ile ilgili, tam olarak hangi noktalara odaklanıyorsunuz?
Eğitime gelen kişi spesifik olarak pırlantanın eğitimini alıyor. Buradaki eğitimden sonra kişi bir pırlantaya odaklandığında A’dan Z’ye bütün ayrıntılarını görebiliyor ve pırlantayı derecelendirebilir hale geliyor. Dolayısıyla pırlantanın fiyatını etkileyen bütün ayrıntılara vakıf oluyor ve bu kıstasları bir kağıda dökme yeteneğine de kavuşuyor. Bunun sonucunda da HRD’de eğitimini tamamlamış kişi bir değerli taşın fiyatını belirleyebilme noktasına geliyor. Tabi fiyat söyleyemiyor ama kaliteyi söyleyebilir hale geliyor. Dünya çapında her hafta yayınlanan bir pırlanta fiyat listesi var ve bu liste pırlantanın kalitesine göre şekilleniyor. Bu listeden bakılıyor ve kalite fiyat analizi de yapılıyor.


Peki HRD’nin dayandığı sistem sadece güvene dayalı bir sistem mi? Ya da yetkilendiğiniz herhangi bir yasal mevzuat var mı?
Şimdi öncelikle bilinirlik ve insanların HRD’yi tercih etmesi açısından bir güvenilirlik altyapısı çalışıyor bu doğru. Ancak Dünya Elmas Konseyi’nin aldığı esas güç şuradan geliyor. 1976 senesinde Dünya Borsalar Federasyonu bir araya geliyor ve IDC (International Diamond Council) adlı bir konsey kuruyorlar. Bu konsey her sene bir Blue Book (Mavi Kitap) yayınlıyor. Bu kitaba internetten de ulaşabilirsiniz. Bu Mavi Kitap iyi bir pırlatanın kurallarını içeriyor. Dünyada da bu kuralları takip eden en büyük laboratuar ise HRD. Tabi HRD’nin kuruluş maksadı da bu Mavi Kitap’ta yayınlanan kuralların uygulanması ve hayata geçirilmesi bir anlamda. Böylelikle tabi zorluk yaşamadan  bir kabul görüyorsunuz.
İsterseniz eğitimden devam edelim Mehmetcan Bey. Eğitimde iyi bir pırlantanın nasıl derecelendirilebileceği ile ilgili eğitim veriyorsunuz, bunun dışında ne gibi konulara odaklanılmakta?
Aslında 3 Haftalık eğitimde sadece pırlantanın nasıl derecelendirileceğiyle uğraşılıyor. Eğitim alan kişiler 180 saat boyunca mikroskopun önünde pırlantaların ayrıntılarına yoğunlaşıyorlar. Önce pırlantanın karakteristiklerini tanımlıyorlar daha sonra bunları kayıda geçirmeyi öğreniyorlar. Tabi bu noktada eğitim süresini de göz önünde bulundurmak lazım. Normalde bir üniversitede bu konuyla ilgili haftada 2 saat  ders veriliyor.
Anladığım kadarıyla üniversitelerde de böyle bir bölüm var
Aslında biz İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Mücevher Mühendisliği bölümünün de kurulmasına yardımcı olduk. Orada da bu dersler bu şekilde okutulsun istedik ama bizim eğitim sistemimiz biraz fazla geldi. Örneğin haftada 4 saat okutursak 180 saati tamamlamak adına  yılda 45 hafta gibi bir süre geçmesi gerekliydi. Bu bir senelik zaman da takdir edersiniz ki uzun bir zaman. Bu anlamda verdiğimiz 3 haftalık eğitim aslında bir senelik bir üniversite düzeyi eğitime de eşit ve  bunun sonucu olarak verdiğimiz sertifika da mücevher sektöründe oldukça geçerliliği olan bir sertifika.
HRD’de eğitim alan kişiler genellikle nerede istihdam ediliyor?
Pırlantacılar, perakandeciler, mücevher üreticileri gibi sektörlerde rahatlıkla iş bulabiliyorlar. Bir de verdiğimiz eğitimin sosyal eğitim tarafı da var. Vermiş olduğumuz sosyal eğitimin temel amacı ileride belki perakende satış yapacak olan arkadaşlarımıza satışta güvenin oldukça önemli olduğunu benimsetmek. Burada konuyu biraz daha açmak istiyorum. Aslında bize göre mücevher sadece satışına odaklanacak bir ürün değil, tamamen özel bir tüketim ürünü ve bu anlamda satıcı sadece satma çabasının dışında ayrıca o ürünle buluşmak isteyen tüketiciye bu ayrıcalıklı ürünle buluşması açısından aracılık yapıyor ve danışmanlık görevini yerine getiriyor. O yüzden verdiğimiz mücevher danışmanlık eğitiminin satıcı olabilecek kişiye bu gibi danışmanlık yetilerini geliştirmesine yönelik yönleri de var. Mücevher danışmanlık eğitimi şu amaç için var aslında: Pırlanta gibi kişinin alıp torunlarına kadar devredebileceği bir metayı satan kişi buna uygun olan bir danışmanlık hizmeti sunmalı diye düşünüyoruz. Çünkü bu danışmanlık hizmeti ile mücevheri satın alan kişi kendisine uygun olan ürünü daha içine sinerek alabiliyor. Dolayısıyla buradaki eğitimi alan arkadaşlar dolaylı olarak mücevher perakende sektörünün de bilinçlenmesine katkıda bulunuyorlar. Temel amacımız mücevher sektöründe güven duygusunun hakim kılınması ve insanların mücevher alırken hem sertifikalı bir mücevher almaları hem de işinin ehli uzmanlardan danışarak almalarıdır. Güvenli satış olsun, mücevher alınırken raporu ayrıntılı olsun ayrıca bu rapor danışman kişi tarafından düzgün anlatılsın, insanlar ne aldığını bilsin. Ürünün fiyatını korumak ayrı birşey ancak ürünün değerini korumak çok daha fazla dikkat gerektiriyor, çünkü ürünün değeri içindeki altın oranı ya da diğer oranlar belirliyor ve bu anlamda ürünün raporunun olması işleri oldukça kolaylaştırıyor.


Mehmetcan Bey verdiğiniz pırlanta raporlama eğitiminin temelini oluşturan 4C Kuralından biraz  bahsedebilir misiniz?
4C dediğimiz şey pırlantanın karatı (carat) yani ağırlığı, rengi (colour), berraklığı (clarity), ve kesiminin (cut) özelliklerini belirleyen bir adlandırma. Genelgeçer bir fikre göre 4C pırlantanın fiyatını belirliyor denir ve bu doğrudur ama mesela Belçika’da pırlanta laboratuarının yayınladığı daha yüksek çözünürlükte sertifikalar da var. Mesela 4C olarak adlandırılan özellikler daha da detaylandırılıyor ve fiyat da buna göre şekilleniyor. Bu noktada da profesyonellik devreye giriyor. Örneğin taşın bir de floresans özelliği var ve farklı ışıklar altında taş farklı renkler verebiliyor. Bu anlamda ışık taşın rengini iyiye yönelikte etkileyebilir kötüye yönelikte. Dolayısıyla taşın hangi rengi hangi ışık altında verebileceğini uzman bir kişi bilebiliyor ve 4C’deki renk durumunu daha da detaylandırıyor ya da mesela taşın kesim durumu da farklılık gösterebiliyor. Taşın kesim olayında üç tane özellik vardır. Bunlar kesim ölçütleri (proportion), parlaklığının kalitesi, ve kesimin simetrisidir. Örneğin sadece 4C ile hareket edilse kimi pırlantalar mükemmel olarak görülebilir ancak daha da ayrıntılı olarak ele alındığında durum değişebiliyor. Örneğin taşın kesimine göre tablasını büyütürsen daha fazla ışık alır ve parlaklık olarak değişir, aynı şekilde tablayı küçültürsen bu sefer dispersiyon ya da ateş özeliği daha yüksek bir taş elde edersin. Örneğin bu bir ayarlamadır ve bu ayarlamanın olup olmadığını taşın sertifikası ve raporuna bakıp anlayabilirsiniz ve sonradan pişman olmazsınız.
Mehmetcan Bey, Türkiye pazarında satışa sunulan mücevherlerin kalitesi sizce nasıldır? Biraz da Türkiye mücevher piasasından bahsetsek?
Öncelikle mücevher her kesime hitap eden bir obje. Yani önceden mücevher çok üst segmentlerde geziyordu ancak bugün bakarsak C+ müşterilerden A+ müşterilere kadar birçok farklı tüketici mücevhere ilgi duyuyor. Örneğin artık evlenirken tek taş almayan yok. Dolayısıyla herkese göre bir mücevher var ve önemli olan da bu zaten yani  İnsanların mücevher dendiği zaman ulaşılamaz bir şey olması değil ondan ziyade güvenle alabileceği, ve ne aldığını bildiği bir portföy yaratmak. Sonuçta taşın ya da mücevherin fiyatının her kesime uygulanabilir olması gerekiyor. Örneğin tüketici çok büyük bir taş almaz, kendi hesabına uygun olanı alır ya da bir başkası büyük ve ağır bir taş alabilir ama berraklıktan taviz verebilir, kimisi ise ufak  ama oldukça parlak bir taş alır ki bu tamamen kişinin zevkine kalmış bir şey ve Türkiye pazarı bu opsiyonların hepsini sunuyor.  Özellikle fuar anlamında Türkiye’deki mücevher fuarları uluslararası piyasalarda oldukça ciddiye alınan fuarlardır. Çünkü Türkiye’nin hitap ettiği pazarlar oldukça fazla, Rusya’dan Orta Doğu’ya birçok pazara hitap edebilme kapasitesine sahibiz. Bu anlamda Türkiye mücevher pazarına sürekli olarak bir müşteri akışı var dolayısıyla üretim anlamında da gelişen bir Pazar Türkiye pazarı. Tabi üretimde de bazı sıkıntılar var. Mücevher pazarının önemi Türkiye’de çok anlaşılamamış ya da çok anlatılamamış. Örneğin pazarın önünde ÖTV sıkıntısı var. Özellikle çıplak, yani işlenmemiş taşa konulan %20’lik ÖTV vergisi pazarı oldukça zorlamaktadır. Nihai ürün anlamında vergi olması gayet normal ancak bir yarı mamülde vergi oluyor olması pazarı sıkıntıya sokuyor ve  dünya ile  olan rekabet gücünü azaltıyor.
HRD İstanbul Şubesi’nin verdiği hizmetlere talep oranı nedir? Firmalar ya da kişiler bu raporlama sürecinin öneminin farkındalar mı?
Türkiye’de mücevher sektörü anlamında uzun vadede yıpratılmış bir güven var. İnsanlar aslında eskiden ne alıp ne sattıklarının çok da farkında olmamışlar ve eğitim noktasında da çok ciddi bir eğitim verilmemiş. Bu anlamda Türkiye mücevher sektörüne yönelik olan eğitim yatırımı son beş ya da altı senedir iyice artıyor. Bu tip eğitimlerden önce hem alan hem de satan şahıslar pırlantanın kalitesinden pek de anlamazken,  yeni yeni bütün sektör pırlantadaki kalite ölçümünün önemini anlamaya başladı. Bugün sunduğumuz raporlama hizmeti de sektörün kalitesini oldukça arttırdı. Aldığınız pırlantanın raporu örneğin 10 yıl sonra değişmiyor ve pırlantaya belirli bir kalite standartı geliyor tabi biraz daha doğru söylemek gerekirse HRD’nin kalite standartı geliyor çünkü biz incelediğimiz taşa Dünya Elmas Konseyi kuralları çerçevesinde bakıyoruz ve bizim standartlarımız da normal mücevher piyasasına göre biraz yukardadır. Bu anlamda HRD ile çalışan firmaların kalite standartları otomatik olarak biraz daha yukarda oluyor.

Peki bir firma ya da bir şahıs sizin raporlama hizmetinizden nasıl faydalanıyor? Bunun temel prosedürü nedir?
Biz konsey olarak herkese eşit hizmet sunmak, eşit mesafede durmak ve tarafsız ölçüm-raporlama yapmak zorundayız. Bu noktada isteyen herkes HRD’nin laboratuarına gelip ürününü bırakabilir ve biz bırakılan ürünü doğru bir şekilde tanımlamakla yükümlüyüz. Burada dikkat edilmesi gereken birşey var o da bize gelen ürünün belli bir standartta geliyor olmasıdır. Yani ürünün belirli bir şekilde temiz geliyor olması lazım, pırlantanın dış tozlardan ve yağlardan uzak tutulması gerekiyor çünkü bu lekeler rapor sonucunu  etkiliyor, dolayısıyla bu şekilde olan taşları laboratuarımıza kabul etmiyoruz. Tabi bunun yanında kurumumuzun tarafsız olma zorunluluğu da herşeyden önce geliyor ve tamamen taşa odaklanmak ve raporu en net şekilde sunabilmek şirketimizin temel önceliğidir ve bu noktada katı kurallarımız var. Örneğin eksperlerimizin telefonları yok, kendilerine ait kartvizitleri de yoktur, ya da sektördeki herhangi bir firma ile diyalogları da yoktur ve tamamen soyutlanmış bir ortamda çalışmak zorundalardır. Eklemem gereken bir nokta daha var, bu da raporlama için sadece bir eksperin görüşleri yetmiyor. Örneğin buradaki eksperimiz bir taşı inceledikten sonra raporunu HRD Belçika şubesi ile ortak olarak kullandığımız bir server’a yüklüyor ve konu ile alakalı eksperlerimizin bağımsız olarak girdikleri  bilgiler, server tarafından belirli bir algoritma ile değerlendiriliyor ve 36 yıllık bir tecrübeye dayanan bir sonuç ortaya çıkıyor. yani diyebiliriz ki nihai sonuç kişiler yani eksperler tarafından değil, onların bağımsız gözlemleri sonucunda oluşan bütünün ortak server’daki algoritmaya dayalı olarak incelenmesinin ardından ortaya çıkıyor. Örneğin bu server eksperin standartlardan sapmalarını dahi analiz ediyor ve insan hatasını minimuma indirerek bir raporlama yapıyor. Yani bizim uzun vadede öngöremeyeceğimiz bütün değişiklikleri algoritma kendisi görüyor ve bu da maksimum güvenilirliği sağlıyor.
Mehmetcan Bey, mücevher kişi bazında üretildiğinde daha değerli bir meta gibi geliyor bana, örneğin mücevher üreten dünyaca ünlü ustalarımız var. Bu anlamda mücevher seri olarak üretime geçtiğinde kalitesinden ya da ayrıcalığından bir şey yitiriyor mu?
Dediğinizde haklısınız ancak ben şöyle bir örnek vermek istiyorum. Örneğin bugün çok hızlı sirküle olan ve seri üretilen bir otomobilden de bahsedebiliriz ya da çok büyük incelikle elde yapılmış bir otomobilden de bahsedebiliriz. Ancak tabii olarak aralarında bir katma değer farkı vardır ve bu fark elde üretilenin nadirliğinden dolayı oluşan bi farktır. Bu anlamda eğer alıcı alacağı metaya sanat boyutundan bakarsa evet haklısınız elde üretilmiş bir mal oldukça anlamlıdır çünkü tasarımı size özeldir ve başka hiçbir yerde muadilini göremezsiniz ve bu noktada da gerek statü olsun gerek sosyal konumlanma olsun ürünün değeri bambaşkadır ve buna diyecek hiçbir şey yok, bu bir sanattır. Ancak öbür taraftan baktığımızda ise bütün dünya pazarlarında gözlemleyebileceğimiz bir hızlı sirküle olan mücevher ürünleri var. Mesela bunlara örnek olarak tek taş yüzükleri, ya da beş taş yüzükleri verebiliriz. Ancak bana kalırsa pırlantanın hızlı sirküle olması onun anlamını değiştirmiyor. Çünkü aldığınız pırlanta kendi başına bir değerdir. Bu değer 2.3 milyar yılda oluşuyor ve bu anlamda seri üretimi ya da elde üretimi bana göre biraz daha işin ayrıntısı olarak kalıyor. Biliyorsunuz ki pırlanta sadece karbon’dan oluşan bir taş ve bu anlamda dünyanın iki yüz kilometre altından volkanların patlaması sonucunda dünya yüzeyine çıkan bir taş. Ancak en çok pırlanta bundan yaklaşık üç  milyar yıl önce kıtalar birbirlerinden ayrılırken yani pangea zamanında ortaya çıkıyor. O dönemde muhtemelen yıldızlar oluşuyordu, ya da bugün taktığınız pırlantanın üzerinde dinazorlar yürüyordu yani öyle bir ortamdan ve öyle bir  taştan bahsediyoruz. Bugün bir karat pırlantayı çıkartabilmek için yaklaşık yüz ton cevher kaldırılıyor. 1 Karat 0.2 Gram ağırlığa eşit olduğuna göre bir karat pırlantanın bulunması 500 milyonda 1 olasılığa sahip oluyor. Bunu şöyle de düşünebiliriz. Bir futbol sahasının bütün çimlerini sökelim ve yerine yonca ekelim. Bu koca yonca tarlasından 4 yapraklı yonca çıkma olasılığı da 500 milyonda 1’dir ve o yüzden 4 yapraklı yonca şans getirir denilir. İşte pırlantanın da yeraltından çıkarılış macerası böyle birşeydir ve pırlanta bir taş olarak aslında 4 yapraklı yonca gibidir ve bu nadir taşı  üzerinizde taşıdığınızda aslında böyle bir şansı da üzerinizde taşıdığınızı hissedersiniz.
Son olarak Mehmetcan Bey, pırlanta seçerken neye dikkat etmeliyiz?
Bir ürün alırken onun kalitesini bilmek gerekiyor ve kalitesinin de doğru olarak tanımlanmış olması gerekiyor. Bu anlamda her zaman bir pırlanta alırken raporunun olup olmadığını kontrol etmek satın alan kişi açısından oldukça önemlidir. Bu bir garanti kartı değildir, bir sertifika da değildir. Bu bir rapordur ve ürünün bütün özelliklerini tanımlamaktadır. Pırlanta satın alacak kişilerin bu konuda da satıcılardan bir bilgilendirme istemeleri gerekiyor. Sonuçta müşterinin doğru beyan almaya hakkı vardır. Müşterinin bu özel ürünü bilerek alıyor olması lazım.