Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


İKSV Genel Müdürü Görgün Taner ile Dolu Dolu Geçen Bir 40. Yıl Söyleşisi

0
Eklenme Tarihi: September 13, 2012 BAY X
_MG_0289

Bazı kurumlar vardır ki ilgilendikleri konuların sadece edilgen bir nesnesi değil, aynı zamanda onu dönüştüren, artı değerler katan, sürekli canlı tutan ve de en önemlisi onunla anılan etkin bir özne  konumundadırlar. Türkiye kültür sanat ortamındaki ağırlığı ve duruşu ile oldukça saygın bir konumda bulunan ve öncü kimliğinden hiçbir zaman  taviz vermemiş İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) Genel Müdürü Sayın Görgün Taner ile kurumun 40. Yılı şerefine oldukça kapsamlı ve sıcak bir söyleşi yaptık.

Sevgili Görgün Taner, öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Görgün Taner kimdir, nelerden hoşlanır, profesyonel ilgisini ve kariyerini bir kenara koyduğunda kültür ve sanat ona ne ifade etmektedir?

İstanbul doğumluyum, ortaokul ve liseyi Kadıköy’de, Maarif Koleji’nde okudum, daha sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde tarih lisansını tamamladım. 2002’den bu yana 1983’te Kent Sineması koordinatörü olarak işe başladığım İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın genel müdürlüğünü üstleniyorum. Küçük yaştan beri kültür sanatın farklı disiplinleriyle haşır neşir oldum. Sanat benim için sonsuza yakın özgürlük sunan bir kendini ifade şekli, tüm insanlığın birlikte yarattığı, yücelttiği, paylaştığı bir birikim. Sizi sürekli şaşırtabilen, hiçbir zaman durağan olmayan, üzerine düşünecek sonsuz malzeme sunan bir alan ve bu yüzden de heyecanını asla kaybetmiyor.

Görgün Bey,  kültür ve sanat alanlarına olan ilginiz ne zaman profesyonel bir ilgiye dönüştü? IKSV ile yolunuz nasıl kesişti ve bu birliktelik ne gibi evrelerden geçti? IKSV’deki kariyerinize baktığınızda bu kuruma ne gibi katkılarda bulunduğunuzu düşünüyorsunuz?

Aslında kültür-sanatla profesyonel olarak ilgilenmem tam da İKSV ile yolumun kesişmesiyle oldu. Üniversitedeyken, Sinema Günleri’nde Kent Sineması sorumlusu olarak çalışmaya başladım. İKSV o zamanlar henüz kurumsallaşmamış, görev tanımları ve departmanlar bugünkü kadar ayrışmamıştı. Sinema Günleri’nden sonra vakıfta çalışmaya devam ettim. İstanbul Festivali’nde, rahmetli Cevza Aktüze’nin yardımcısı olarak çalıştım. Daha sonra İstanbul Caz Festivali ayrılıp kendi başına bir festival olarak düzenlenmeye başladığında, festival yönetmeni olarak çalışmaya başladım. 2002 yılında da İKSV’de genel müdürlük görevini üstlendim. Bu kuruma nasıl katkılarda bulunduğumu çalışanlarının ve kurum tarihinin değerlendirmesi daha doğru olur. Ama bu kurumun bana çok şey kattığını söyleyebilirim.

İKSV’nin Türkiye toplumunu kültür ve sanat anlamında derinden beslediği hepimizin malumu. Bu önemin ve yeri doldurulamazlığın asli sebeplerini bir de sizden dinleyebilir miyiz?

İKSV’nin Türkiye’deki kültür-sanat alanına nasıl katkıları olduğu ve nasıl katkıları olabileceği bizim de kendi kendimize sürekli sorduğumuz sorular. Çalışma alanlarımızı belirlerken hep bunları göz önünde bulundurup yol haritamızı buna göre belirliyoruz. İKSV’nin kültür-sanat alanına farklı açılardan katkıları olduğu söylenebilir. Öncelikle, 1970’lerin başında, Türkiye’de benzeri olmayan bir uluslararası kültür-sanat festivalini düzenlemesiyle, bu festivali kırk yıl boyunca sürdürebilmesi, sürdürürken de tek bir festivali farklı disiplinlerde beş farklı uluslararası etkinliğe dönüştürebilmesiyle başlıyor. Son dönemde hız kazandırdığımız gençlere yönelik çalışmalarımız, atölyeler, seminerler, BitamBiöğrenci programı, sanatçılara olanaklar yaratmak amacıyla sürdürdüğümüz projeler, sanat üretimine katkıda bulunmak amacıyla verdiğimiz eser siparişleri, farklı kurumlarla imza attığımız ortak yapımlar hep bu sorunun yanıtları. Bir yandan sanat dünyasını ve sanatçıları desteklerken bir yandan da kültür sanat alanında çalışan kurum ve kuruluşları da besliyor İKSV. Burada tecrübe kazanan, İKSV etkinliklerinin bir parçası olan arkadaşlarımızın İstanbul’un, Türkiye’nin kültür-sanat yaşamının gelişimine katkıda bulunmaya farklı kurum ve kuruluşlarda devam ettiğini görmek bizi mutlu ediyor.

IKSV bu sene 40. Yılını kutluyor. Hatta bu çerçevede dünyaca ünlü gösteri topluluğu La Fura Dels Baus’un IKSV için hazırlamış olduğu yeni projesini de izleme şansına sahip olduk. Hatta 40. Yıl kutlamaları çerçevesinde  Eylül Ayı’nda canlı olarak dinleme fırsatına sahip olacağımız Berlin Flarmoni Orkestrası da cabası. 40. Yıl kutlamaları programınızı biraz daha açabilir misiniz Görgün Bey? Özellikle 2012 Yılı İkinci Dönemi’nizde bizi ne gibi süprizler bekliyor?

Temmuz sonundan bu yana düşürdüğümüz tempo Ağustos sonunda yeniden hız kazanıyor. 25 Ağustos’ta Feist, 14 Eylül’de de Stevie Wonder konserlerini düzenliyoruz. Daha sonra da 7. Leyla Gencer Şan Yarışması’nın final heyecanı başlıyor. Yarı final 18 Eylül’de, final gecesi de 20 Eylül’de gerçekleşecek. 27 Eylül’deki, Sir Simon Rattle yönetimindeki Berlin Filarmoni Orkestrası’nın dünya çapında adlarından övgüyle bahsedilen genç sanatçılarımız Efe ve Fora Baltacıgil’in solist olarak yer alacağı “İKSV 40. Yıl Özel Konseri”, İKSV’nin 40. yılında düzenlediği ikinci büyük kutlama etkinliği olacak.

29 Eylül’de başlayacak Filmekimi kapsamında bu yıl da İstanbul dışında 6 farklı kentte de film gösterimleri gerçekleştireceğiz. Ekim ayında bizi heyecanlı bir dönem bekliyor. 2010 yılından bu yana hazırlıklarını sürdürdüğümüz İstanbul Tasarım Bienali, 13 Ekim-12 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Bunların yanı sıra Aralık ayında Gönül Paçacı’nın küratörlüğünde, “Itrî’ye Döneminde Disiplinlerarası Bakış” başlıklı bir sempozyum ve Güher-Süher Pekinel’in şef Zubin Mehta yönetimindeki Maggio Musicale Fiorentina Orkestrası’yla birlikte vereceği bir konser düzenliyoruz. 

Bir kurumun, özellikle de sanat ve kültür gibi konularla ilgilenen, 40. Yılı’nı kutlaması Türkiye anlamında nadir olarak karşımıza çıkan bir olgu. IKSV bu başarısını neye borçludur? İkinci olarak 40 Yıl demek bir anlamda yakın tarihin de canlı bir tanıklığı demektir. Bu anlamda Türkiye’nin kültür sanat alanındaki yakın tarihini, özellikle 2000′li yıllardan sonra geçirdiği dönüşümleri ve IKSV’nin de bu dönüşümlerdeki rolünü bize kısaca anlatabilir misiniz?

İKSV’nin bu sürekliliğini birçok farklı nedene bağlamak mümkün. Ortak bir ekip ruhu ve kırk yıllık birikimin sağladığı bir birlikte verimli iş yapma geleneğinin burada büyük bir payı olduğuna inanıyorum. İKSV herkes için bir okul ve bir aile gibi. Hepimiz yaptığımız işe inançla sarılıyor ve her sene daha da iyi çalışmalar ortaya koymak için, kültür ve sanat dünyasına katkımızı biraz daha artırmak için çaba sarf ediyoruz. Bir kurumun 40. yılı bu türden bir değerlendirme için gerçekten iyi bir zaman aralığı belirliyor. Bu yüzden biz de şu anda İKSV’nin 40 yıllık tarihini, bu tarihin bir parçası olan insanların anlattığı bir kitap hazırlığı içindeyiz. Bu sorularınızın yanıtlarını, doğrudan değil de dolaylı yoldan da olsa, bu kitapta bulacağınızı düşünüyorum.

IKSV’nin 40. Yılı’nı kutladığımız şu dönemde, galiba gelecek yılların planlarını da sormak için geçerli sebeplerimiz var. Nasıl bir yol haritanız var, hangi noktalara odaklanacaksınız?

Önümüzdeki dönemdeki öncelik alanlarımızı 2010 yılındaki bir çalışmayla belirlemiştik. Bu doğrultuda önümüzdeki dönem için önceliklerimiz vakıf olarak mali yapımızı kuvvetlendirmek, gençlere yönelik etkinliklerimizi geliştirerek sürdürmek, eser siparişlerine devam ederek dünya kültür-sanat birikimine katkıda bulunmak, ortak yapımlara ağırlık vermek, Türkiye’de kültür politikalarının geliştirilmesine yönelik projeler ve etkinlikler gerçekleştirmek.

IKSV ve gençler arasındaki ilişkinin boyutu nedir? Örneğin genç yeteneklere ne gibi destekler sunuyorsunuz? Ya da genç sanatseverlerin programınıza daha ucuza ulaşmaları için yapmış olduğunuz bir çalışma var mıdır? IKSV ve üniversitelerin ilgili bölümleri ile olan dirsek temasınız ne boyuttadır?

Bazı etkinliklerimizde bilet fiyatlarının genç izleyiciler için ulaşılabilir sınırları aştığını görüyoruz, bu açıdan çok haklılar. Gençlerin etkinliklerimizi takip edebilmelerini sağlamak için öğrenci bileti sistemi uyguluyor, İstanbul Film Festivali’ndeki Paso Film gibi farklı çalışmalar yürütüyoruz. Ayrıca genç sanatseverlerin etkinliklere katılımını sağlayabilmek için beş farklı sivil toplum kuruluşuyla birlikte yürüttüğümüz BitamBiöğrenci projemizi sürdürüyoruz. Önümüzdeki yıllarda daha geniş kapasiteli konser mekânlarına kavuştukça bilet fiyatlarını da daha uygun düzeylere getirebileceğimizi ümit ediyoruz. Bunun dışında gençlerle aslında yakın bir ilişkimiz var. Özellikle festival dönemlerinde vakıf binasında festivallerin düzenlenmesinde görev alan çok sayıda genç sanatseveri görmek mümkün. Stajyerlerimiz, rehberlerimiz, sanatçı asistanlarımız, gönüllülerimiz hep bize enerji veren, festivallerimizi gerçekleştirirken bizimle heyecanımızı paylaşarak İstanbul’un ve dünyanın kültür yaşamına bir katkıda bulunmanın zevkiyle çalışan genç arkadaşlardan oluşuyor. Birlikte çalışmak dışında, üniversitelerle festivaller bazında da yakın temas kuruyoruz. Festivaller öncesinde ya da süresince üniversite öğrencilerine yönelik etkinlikler gerçekleştiriyoruz. 

Caz müziğe olan ilginiz ve bu alandaki görgünüz hepimizin malumu Görgün Bey. Bu anlamda Garanti Caz Yeşili kapsamında 14 Eylül Cuma günü Küçükçiftlik Park’ta sahne alacak olan Stevie Wonder’ı bir de sizden dinlesek?

Stevie Wonder’ın “Superstition” şarkısını ilk kez ortaokul yıllarımda dinledim. Popüler müzik tarihinde büyük önem taşımış, bugün hâlâ zevkle izleyebileceğiniz sayılı dev müzisyenden biri olduğunu düşünüyorum. Böyle bir fırsat yaratabildiğimiz için mutluyum, izlediğim canlı performans kayıtlarında konserlerinin son derece enerjik ve eğlenceli geçtiğini gördüm.