Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


KILIÇBALIĞI AVI: Böyle lezzet için ölümüne mücadele edilir!

0
Eklenme Tarihi: May 29, 2013 TUTKU
kilic7

Ernest Hemingway’in ‘İhtiyar Balıkçı ve Deniz’indeki kahramanın biri o yaşlı balıkçıysa diğeri de onurlu kılıçbalığıdır. Bir bedeli vardır kılıçbalığı avlamanın, önce ruhunuzu ortaya koyacaksınız., gerekirse canınızı! İsterse en modern olta takımıyla, ister zıpkınla avlamaya kalkın; bilmelisiniz ki avcıyken av olabilirsiniz. Zira av dediğinizin bir tuşesi sizi av haline getirmeye, seyrek de olsa öldürmeye yeter!

En zorlu balık avından galip çıktıysanız eğer kılıçbalığına özen göstermelisiniz. O beyaz et, doğru marinasyon ve doğru pişirmeyle en lezzetli yemeklerden biri olur. O sebeple her zaman üzülmek gerek balık restoranlarında ‘kılıç şiş’ diye gelen kurumuş ete! Ne yazık ki ülkemizde birkaç kaliteli restoran dışında bu balığa hakkını veren yok…

Dünyada kılıçbalığı avcılığı bir irade, bir karakter sınavı… Tabii bunu Karayipler’deki herhangi bir turda macera yaşamak değil de, bu değerli balığa değerini vermeye bilenler için… Her yıl Amerika’nın Atlantik ve Pasifik kıyılarıyla Karayipler’de kılıçbalığı avı turnuvaları düzenleniyor. Son karesinde genelde kılıçbalığı başaşağı asılmış oluyor yanında yorgun ve sınavı başarıyla vermiş avcı duruyor. Ama gururdan çok yüzünde avına saygıyı görüyorsunuz!

Kılıçbalığıyla çocukluktan bir tanışıklığım var. Sanırım o zamanlar çok daha boldu ya da bu kadar bilinmiyordu Türkiye’de… Balıkçımız buldukça getirirdi, o zamanlar mahalle balıkçıları vardı ve öyle iyi tanırlardı ki balıksever aileleri, hangi balığı kime getireceklerini bilirlerdi. Bizimkiler de güvenle alırdı, gelenin kılıçbalığı olduğundan emin olarak. Zira o zamanlar öğrenmiştim ki, bu balığın yerine dilimlenmiş halde köpekbalığı satarmış bazı balıkçılar…

O sebeple kolay kolay kılıç balığı siparişi vermem eğer bilmediğim bir balık lokantasındaysam… Zaten genelde bir tek ‘kılıç şiş’ vardır mönülerinde ve o da öyle kurumuş halde gelir ki masaya, insan avlanan balığa üzülür.

Bizim evde, genellikle ızgarası yapılırdı, biraz limon ve defne yaprığı sosuyla… Bazen de fırında yine aynı sosla birlikte… Kalın dilimler halinde biftek misali pişirirdi annem de, babam da bu balığı… Üzerine biraz zeytinyağı sürerek, böylece kurumazdı eti…

Ama benim için en iyi kılıçbalığı hiç pişmemiş olanı! Bunu daha sonra keşfedebildim. Kılıç carpaccio’yu ilk kez tadar tatmaz. İncecik dilimlenmiş çiğ kılıçbalığı genelde limon suyunda biraz dinlinderilip, biraz roka, biraz fesleğen ile gelir tabakta… Çok beklememiş olmalıdır ki limon suyunda erimesin ve diriliğini kaybetmesin. İşte o tabaktaki balığı yerken sanki denizi de yersiniz beraber!

BÖYLE AVA SAYGI DUYULUR!

Yıllar önce Assos’ta bir tatilimde, neredeyse her gün kılıçbalığı yedim. Şansa av dönemiydi ve aynı otelde kalanlar kılıçbalığı avı için gelmişlerdi. Hemen her gün onların avladığı balıklar bizim soframıza da geldi. Avlayanlar için yemek kadar ikram etmek de önemliydi. Sanki o mücadeleyi herkesle paylaşmak istercesine… Zira kılıç avı, aslında bir kişilik testi insan için… Kılıçbalığı saatlerce yaşam savaşı veriyor ve bu kıran kırana bir savaş… Avcı, her ne olursa olsun o balığı tekneye çekerken nefes nefese derin bir saygı da duyuyor. Ben de yerken aynı saygı ve sevgiyi gösterdim. Zira böyle bir lezzet sofraya gelirken bir bedel ödetiyor.

CANINI PAHALIYA SATAR!

Kılıçbalığı yemeyi bilirim, ama hayatımda hiç avlamadım. Ama hemen herkes Ernest Hemingway’in ‘İhtiyar Balıkçı ve Deniz’ini bilir. Orada balıkçıya karşı amansız bir mücadele veren balık işte bu balıktır. Ya da mutlaka gözünüzün önüne denizin birkaç metre üzerine fırlayan ve balıkçıyla saatlerce ölüm kalım mücadelesi veren balığın imgesi gelecektir. O balık da ya kılıçbalığıdır ya da onun bir türü olan yelkenbalığı… Arada bir bu ölüm kalım mücadelsinin galibi balık olabilir, oltadadan kurtulur. Bazıları ise canını pahalıya satar, balıkçılar yaralanır. Hatat bir-iki kez o üst çenelerindeki, bu balıklara adını veren uzantıyla, balıkçıları öldürdükleri bile olmuştur!

Zorlu bir avdır kılıçbalığı avı… Bu sebeple amatör balıkçılar arasında bir efsanedir. Müthiş bir bedensel güç, çok iyi olta takımları, iyi bir tekne gerektirir, bu sebeple herkesin harcı değildir kılıçbalığı avlamak!

Ama eskisi kadar çok yaşanmıyor bu macera… Maceraya hazır pek çok balıkçı var, ama kılıçbalığnı ara ki bulasın! Zira okyanusların ılık ve sıcak bölgelerinde, Akdeniz, Ege ve Marmara Denizi’nde bulunan kılıçbalığının nesli son yıllarda çok azaldı. Aşırı ve yanlış mevsimlerde yapılan avlanma, yoğun deniz trafiği ve deniz kirlenmesi bu muhteşem balığın denizlerimizden yavaş yavaş kaybolmasına sebep oldu.

BİR KILIÇ DARBESİYLE AVINI İKİYE BÖLER

Yine de bulmak isteyenlere bu balık hakkında gerekli bilgileri verelim. Tabii ki doğru mevsimde avlamak şartıyla! Genellikle + 12°C derece sularda yaşayan kılıçbalıkları ilkbahar ortalarında sular ısınmaya başlayınca deniz seviyesinde gezerler. Ekim sonundan itibaren sular soğuduğunda +12 ile +15 dereceyi muhafaza eden 25-30 kulaç derinlikte sulara inerler. Denizlerimizde yaşayan balıkların arasında en güçlü ve cüsselilerden biridir. Kılıç biçimindeki burnu (müzo uzunluğu) vücudunun üçte ikisi oranındadır. Ağzı büyük olmasına rağmen oldukça keskin kılıcı, balıkları bir hamlede yutmasına engel olur. Ancak avını yakalamak için kılıcını kullanır. Süratle avına yaklaşır, vücudunu yay gibi gerer ve kılıcını yanlamasına vurur. Bu darbeye maruz kalan ve yaralanan, ikiye biçilen balıklar kılıca kolaylıkla yem olurlar.

DENİZDEKİ O GÜZELİM RENGİ
TEKNEYE ALINDIĞINDA YOK OLUR!

Kılıçbalığının sırtı laciverttir. Yan tarafına doğru mavimsi-gri bir renk alır. Karnı beyazdır. Canlıyken bu güzel renkleri taşıyan balık, yakalanıp tekneye alındığında rengini kaybeder ve gri-siyah bir renge dönüşür. Kılıçbalığının uzunluğu 1.80-3.30 metre kadar olup nadiren 4 metre boyundakilere rastlanır. Ortalama ağırlığı 45-140 kg. arasında olmakla birlikte, 300 kg.’dan daha fazla olanları da vardır. Genellikle tek dolaşan kılıçbalığı bazen çift olarak da gezer. Sakin görünmesine rağmen atılgan, süratli ve güçlü bir balıktır. Bazen iri balıklara ve hatta kayıklara saldırdığı bile görülür.
Yıllar önce Marmara’da Prens Adaları civarı ve İzmit Körfezi’nde olta ve paraketeyle; İstanbul Boğazı’nda da ağla yapılan kılıç avı artık unutulmuş gibi… Deniz kirliliği ve aşırı deniz trafiği yüzünden balık bu av yerlerine girmiyor.

MARMARA’DA ZIPKINLA AVLANIRDI…

Nisandan itibaren su yüzeyinin ısınmasıyla kılıçbalıkları deniz seviyesine çıktıkları için balıkçılar Marmara Adası, İmralı ve Marmara’nın batı kesiminde bu balığı zıpkınla avlarlar. Denizin sakin ve görüş açıklığının müsait olduğu günlerde motorla av mahallinde gezen balıkçılar kılıcın yelesini (sırt yüzgecini) su üstünde kollarlar. Balık su yüzeyinde görüldüğü anda motora yaldaşılır ve zıpkını kullanan avcı motorun burnuna yerleştirilmiş uzunca bir kalasın üstüne çıkar. Balığın yakınına geldiğinde bulunduğu yerden zıpkını savurur. Kılıç avında kullanılan zıpkın iki bölümden oluşur; çelikten mamul, ucu sivri ve kulaklı olan zıpkın ve ahşap uzun saplı gönder. Zıpkın bölümü gönderin ucundaki deliğe gömülmüştür ve gönder geri çekildiğinde içinden çıkıp balığın vücuduna saplanmış olarak kalır. Ancak zıpkın bölümünün dibinde bulunan bir halkaya da ip geçirilmiş olup, gönder geri alındığında balığın üzerine saplanmış olan zıpkın ve balık, diğer ucu teknede olan bu ip vasıtasıyla kontrol altına alınır. Zıpkın balığın vücuduna gömülürken kulaklar kapalıdır. Çekildiğinde kulaklar açılır ve gömüldüğü yerden çıkmaz. Zıpkını yiyen balık yol ister ve elde tutulan iple bir miktar yol verilir. Daha sonra yorulan balık bordalanıp içeri alınır. Ülkemizde 15 kilodan ufak kılıçbalıklarının avlanması yasaklanmıştır. Uyuluyor mu bu yasağa derseniz, ne yazık ki hayır!

AMERİKA’DA TURNUVALAR YAPILIYOR

Ülkemizde çok yaygın olmayan, ama asıl nefes kesen kılıçbalğı avı ise oltayla yapılanı… Atlantik Okyanusu’nun Batı Amerika sahilleri, Karayipler ve Pasifik’te kılıç avı güçlü makineli kamışlarla, büyük teknelerden yapılıyor bu av… Küba, Bimini Cabo San Lucas, Kona Hawai gibi balık turnuvalarıyla ün yapmış yörelerde amatör balıkçılar çok büyük ücretler ödeyerek bu turnuvalara katılıp kılıç, marlin ve yelkenbalığı gibi balıkları avlıyor. Özelilkle yelkenbalığı avı, unutulmayacak görüntülere sahne oluyor. O koca balık oltayı geriyor geriyor, sonra birden boşalıyor olta, derken bir bakıyorsunuz denizin birkaç metre üzerinde yarım burgu yapan bir balık! Bazen bu mücadele saatler sürüyor. Bazen olta kırılıyor, bazen balık iğneden kurtuluyor, bazen de tekneye saldırıyor. Ama genelde kazanan insanoğlu oluyor!