Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Koray İnsaat CEO’su Şamil Çapar

0
Eklenme Tarihi: November 2, 2012 BAY X
muratsamilçapar

Bir başarı, azim ve kararlılık öyküsü

Koray İnşaat  CEO’su Şamil Çapar

Planlama Mühendisi olarak başladığı iş hayatında 34 yaşında Yönetim Kurulu Üyesi oldu. Çocukluğunda Türkiye’yi, iş hayatında da dünyayı şehir şehir gezdi. Ürdün Kralı ile 8 sene çalışarak Orta Doğu’nun en prestijli okulunu, King’s Academy’i yaptı. Sıkı bir Galatasaraylı ve Filiz Akın hayranı. Tutkusu önce çocukları sonra işi. Noble and Royal’ın bu ayki kapağında Koray İnşaat CEO’su Şamil Çapar var. 

 

İtalya’dan Nijerya’ya oradan Moskova’ya geçti. Sonra da bizimle İstanbul’da buluştu. Şamil Çapar’ı Kurban bayramından önce hafta sonu Yapı Kredi Plaza’daki ofisinde yakaladık. İstanbul’da olduğu nadir anlardı. Röportaja hayatındaki en büyük tutkusu olan çocukları Gamzegül ve Atakan ile geldi. İstanbul’un bayram öncesi yağmurunda, konforlu ofisin konforlu koltuklarında sıcak kahvelerimizi içerek keyifle sohbet ettik Şamil Bey’le. Projelerine baktık, iş hayatını, çocukluğunu ve etkileyici kariyerini konuştuk.

1997’de Planlama Mühendisi olarak başladığı Koray İnşaat’ta 34 yaşında Yönetim Kurulu Üyesi oldu. O dönemde sektörün en genç Yönetim Kurulu Üyesi ya da sayılı üyelerinden biri. Kendi de tam emin değil. O ise en önce mühendis, sonra Proje Yöneticisi olarak tanımlıyor kendini. İşadamı kişiliği ise ünvanından geliyor. Ama bitmek bilmez bir öğrenci. Hala doktora yapıyor. 1998’de İTÜ’de başlamış doktorasına. Sabancı Üniversitesi projesi sebebi ile devam zorunluluğunu yerine getiremeiş ve atılmış. Bir gün eve geldiğinde İTÜ’den iki zarf var masanın üzerinde. Biri “Okulumuza gelip seminer verdiğiniz ve öğrencilerimize katkıda bulunduğunuz için çok teşekkür ederiz”diyor. Diğeri “Doktora programından atıldınız.” Ama aflar sebebi ile bu sene tekrar kayıt oluor. Ne zaman bitirir kendi de bilmiyor. Hani 1997’de başlamıştı Koray İnşaat’da dedik ya; meğer bir şirkete girip 3 seneden fazla çalışmanın akıl karı olmadığını düşünenlerdenmiş öğrencilik zamanında. Hayat işte… :)

Bu arada kendisi aslen Antep’li. Mutfağa düşkünlüğü oradan geliyormuş. Hafif bir gurmelik de yok değil. Sarmaya dayanamıyor. Çocuklarından sonraki tutkusu ise müzik ve sinema. Röportajda bir de itiraf geliyor: “Sıkı bir Filiz Akın hayranıyım. Filiz Akın’ın filmlerinden dolayı üniversitede sınava girmemişliğim vardır.”

 

 

Çok sık seyahat etmeniz en çok konuşulan özelliğiniz…

Evet. Bazen havaalanında sadece 2 saat durup başka ülkeye gittiğim oluyor. Dünyadaki bütün havaalanlarının her yerini ezbere biliyorum mesela. Uzun süre burada kalıp bir yerlere gitmeyince de bir şey çıksa da gitsem diyorum. Alışkanlık…  Yorucu ama hoş bir cazibesi var.

Sehayati herkes sever fakat bu kadar yoğun sehayatin bahsettiğiniz hoş cazibesi nedir?

Mesela Kuzey Afrika, OrtaDoğu hepsi çok farklı kültürlerin olduğu ortamlar. Bazen şehirden şehre bile kültür fark ediyor. O yeni yapıları tanımak çok hoş. Gittiğim her yerde sürekli resim çekiyorum. Bir restoranı ya da bir yemeği çok beğendiysem mutlaka not alıyorum. Uzun süre Körfez’de seyehat ettim. Onların yerel kültürleri çok farklı. Oradan çıkıp Moskova’da başka kültürlere dalıyorum mesela…

Seyahatlariniz sık ama kısa süreli değil mi? Yoksa uzun kalışlarınız da oluyor mu?

Evet. Sanıyorum 1 hafta hiç kalmadım. En fazla 5 gün. Mesele Venedik’i sorun, havaalimanını çok iyi anlatırım. Sadece akşam yemeklerinde kültürleri ve özellikle de yemekleri tanıma şansım oluyor. Avrupa’yla ilgili genelde işlerimiz proje bazında; o yüzden de yoğunluk çok oluyor.

Keyifli ama aile hayatı için de zor olmuyor mu?

İlk zamanlar çok hoşuma gitmiyordu. Bir Romanya gezisindeydim ve Atakan’ın doğumuna zor yetişmiştim. Ama şimdi dengeliyorum.

Aileniz bu kadar sık sehayat etmenizi nasıl karşılıyor? Çocuklar?

Zor oluyor onlar için de ama dediğim gibi mümkün mertebe ortak bir alan buluyorum. Bir seferinde Gaziantep’te Forum Alışveriş Merkezi’ni yapmıştık. Kızım orada tatildeydi. Atakan’la birlikte gittik, toplantılarımızı yaptık sonra kızımla buluştuk ve Gaziantep’i gezdik.

Anteplisiniz, değil mi?

Evet. Ama çocukluğum hiç orada geçmedi. Annem babam Antepli. 4 yıl Adana’da yaşadım sonra yine İstanbul’a döndüm.

Peki dünyanın en güzel şehri hangisi sizce? Bir mühendis gözüyle…

Kesinlikle insanın kendi yaşadığı şehir. İstanbul. Birçok sıkıntısı var tabii. Her akşam köprü trafiğini geçiyorum fakat yine de bir başka. Teker teker baktığınızda çok güzel bir şehir İstanbul ama şehir planlaması anlamında kötü durumda. Yine de nereye bakarsınız bakın tarih yatıyor. Ve Boğaz… Sadece manzarası da değil. O bir hayat istanbul için.

İstanbul’da en çok ne etkiliyor sizi?

Boğaz.

 

Başka hangi şehirler etkiledi sizi?

Gürcistan çok hoşuma gitmişti. Libya’ya gidip çöle çıkıp onların tarzıyla birşeyler yapmak da güzel. 8 sene Ürdün kralına iş yapmıştık. Wadi Rum diye meşhur bir yer var; gece ayrısı çadır içince yıldızları izlemek başka bir şey. Hiç şehir ışığı yok. Her şehrin kendine has öznellikleri var. Ama yine de istanbul’un yeri başka.

Çocukluğunuzda da çok şehir gezdiniz, değil mi?

Evet. Babam askeri doktordu. Emekli şimdi. Dolayısıyla hiçbir okulu bir yerde başlayıp aynı yerde bitirmedim. İlk başlarda çok şikayet ediyordum ama sonradan çok faydasını gördüm. Trakya, Çorlu, Adana, Ankara, Siirt, Maraş gibi birçok farklı şehirde yaşadık. Herkes bir filmden başka yerleri sever mesela. Bu deneyim de onun gibi oldu benim için. İlkokulu bitirdikten sonra 12 yaşında Kadıköy Anadolu Lisesi’ni yatılı okudum. O seneden beri ailemle birlikte toplam 5 sene geçirmişimdir sadece. Onun dışında hep dışarıdaydım. Bu da insana başka bir yapı kazandırıyor.

İstanbul’da yerleşik hayata ne zaman geçtiniz?

1997’de Libya’dan döndükten sonra. Üniversite ve master’ı da istanbul’da yaptım ama.

Biraz da iş hayatı… Koray Yapı ve Koray İnşaat aynı holding’e mi bağlı? Koray Yapı bütün holding şirketlerinin ağabeyi. Ayduk Koray tarafından 1956 yılında kurulmuş. İlk ve ana şirketimiz. Diğer yapılan bütün işler hep Koray Yapı şemsiyesi altında yer alıyor.

Türkiye’de mi daha çok projeniz  oluyor yoksa yurtdışında mı?

Bizim asıl hedefimiz Türkiye’deki en önemli ve prestijli işleri yapmakRusya ve Libya gibi projelerle yurtdışında da yer alıyoruz. Eczacıbaşı Holding’in çok büyük bir yatırımı var Zekeriyaköy’de; onu yapıyoruz. Garanti Bankası’nın Avrupa ve dünyada çok özel bir yeri olacak, Pendik’teki teknloloji kampüsünü yapıyouz. Büyük ve özel işleri takip ediyoruz. Bizim tarzımın herkesle çalışmayı uygun kılmıyor.

Siz ne zaman başladınız Koray İnsaat da ?

1997’de. Diyordum ki bir şirkete girip de 3 seneden fazla çalışmak akıl karı olmasa gerek. :)

Sizi aynı şirkette bu kadar uzun süre bağlayan neydi?

İnsanın kendi karakteri, yaşam ve yetiştirilme tarzı çok önemli. Nereye gidersem gideyim kendi yapım ve kimliğimle uyuşan bir yapı içinde olmak isterim. İnşaat sektörü kolay değildir. İnişili çıkışlı… Kendinizi gerçekleyebileceğiniz şirket sayısı çok az. Akşam eve giderken huzur duyabileceğiniz iş yapısı çok az. “Kimseye yalan söylemedim. Kimseyi aldatmadım” demek çok önemli.

Hızlı ve istikrarlı bir yükseliş öreneğiniz var. Yenilere önerileriniz neler?

Benim için en önemli olan ve ilk aklıma gelen tavsiye ne istediğini bilmek ve kararlı olmak. Bu iki şey hem sosyal hem de iş hayatı için çok önemli. Biraz ayran gönüllü olmaya başladık diye düşünüyorum. Hemen bir yerlere bir şeyler yapmak istiyoruz. Hiçbir zaman küçük düşünmedim ya da günü idare etmek için çalışmadım. Bundan önceki yerlerde de ‘Burası benim için doğru değil’ dediğim anda  bıraktım. İçinde bulunmaktan mutlu olduğum yerlerdeydim. İTÜ İnşaat rüyalarıma giriyordu ve orada okudum mesela. Gerçi mezun olduktan sonra büyük bir hayal kırıklığı içindeydim. Hayal ettiğim üniversiteden çıktığımda beklediğim bir donanıma sahip olmadığımı düşünüyordum. Üniversite yıllarım çok parlak geçmedi. Hiç bütünlemeye kalmadım ama tat alarak okumadım. O yüzden de yine İTÜ’de proje yönetimi üzerine master yapmaya karar verdim. O kadar içselleştirdim ki programı… Hukuk, İnsan İlişkileri, Yönetim, Sistem Planlaması, stresle başa çıkma dersleri vs dersleri aldım hep. İnanılmaz keyifliydi. O gün de gördüm ki insan ne yaparsa yapsın sevdiği yerde ve sevdiği işi yapsın. Bir yerde bir söz okumuştum: “Sadece işsiz olanlar değil daha iyisini yapabilecekken yapmayanlar da işsizdir “ diye. Çok doğru.

 

 

Üniversite parlak geçmedi; peki ya master?

Çok yüksek başarı ile bitirdim yüksek lisansı. Hocamızdan ilk 100 alan bendim. Onun bilgilerini ememilmek için çok uğraştım. Hala üniversitede konuşmalar yaparım. Başka bir vizyon anlatmaya çalışırım hep. Atatürk’ten örnekler veririm. Hayattan örnekler veririm. Kısacası ne istediğini bilmek hayatın en zor bulunan ama en önemli parametrelerinden biri.

Kararlı ve hayallarini inatla kovalayan bir yapınız var…

Üniversiteye giderken buradan geçiyordum. Koray’ı ilk o zaman gördüm. Ben birgün Koray’da çalışacağım dedim. O zaman bu binalar yapılıyordu. Keşke bu binalarda çalışsam dedim. Şansım da varmış tabii biraz. Ama master’ı bitirir bitirmez ne istediğimi biliyordum.

Sizin kariyer yükselişiniz nasıl oldu?

Planlama Mühendisi olarak başladım Koray’da. Banka şubeleri yapıyorduk. Önemli bi şantiyeydi. Ama ben biraz sıkıldım. Sonra Sabancı Üniversitesi’ne geçtim. 1997 yılında Sabancı Üniversitesi projesi ile ilgilendim. Hayatımın en kıymetli projelerinden biri diyebilirim. İnanılmaz bir mimari. Hem eser hem de inşaat teknolojisi olarak… 4 yıl teknik müdür olarak çalıştım. Oradan Kasaba projesine proje Müdür Yardımcısı olarak geçtim. Orada da gayrimenkul projelerini öğrendim. Her zaman bilgisayar ve yazılım ile içli dışlıydım. Teknolojiye çok inanan bir insanım. 1997 senesinde bir program yazdık. Meğer ERP yapmışız. Sonra İş Geliştirme Yöneticisi olarak merkez ofise transfer edildim. O zamandan başladı benim seyahatlar.

Ürdün Kralı ile çalışmanız da o sıralar sanırım…

Evet. 2003’de Ürdün Kralı Abdullah’a Kraliyet Akademisi yaptık. Sabancı Üniversitesi’nin bir küçüğü. Ortadoğu’da çok ünlüdür hala. Büyük insanların çocukları orada okur. Adı da Kings Academy. 2005’in sonunda Genel Müdür oldum ve Yönetim Kurulu Üyesi oldum. Piyasaki en genç Yönetim Kurulu Üyesiydim sanırım. 34 yaşındaydım o zaman.

Şu an?

41.

Peki kendinizi mühendis olarak mı tanımlıyorsunuz yoksa işadamı olarak mı?

Mühendisliği içimden atamam asla. O benim omuriliğim. Ama işadamından ziyade mühendisliğin üzerine aldığım o Proje Yönetimi ile kendimi daha çok Proje Müdürü olarak tanımlarım. Çünkü proje yöneticisi sadece mühendislik değil filozof, psikolog, ekonomist, stratejik planlama hepsini barındırır. Çokuluslu stratejik planlama ile ilgili bir konuşma yapıyordum İstanbul Üniversitesi’nde. Atatürkten örnek vermiştim yine. Mühendislik anlatıldığı zaman slytlarla insanların çok anladığını düşünmüyorum.

Atatürk’e çok düşkünsünüz siz de…

“Rusya İmparatorluğu bugün itibariyle bizim müttefikimizdir, dostumuzdur ve öyle de olmak durumundadır. Fakat Rusya İmpatarotluğu da birgün gelecek Osmanlı İmparatorluğu gibi dağılacaktır. Bu impataorluğun içinde bizimle din, dil, ırk , tarih ve kültür paydaşı olan kardeşlerimiz yaşamaktadır. Bize düşen sadece o günü beklemek değildir; bu parametreler üzerinde çalışmak ve köprüler kurmaktır.” Bunu kim söylemiş olabilir ve tarihi nedir diye dordum. Çoğu insan tarih anlamında yaklaştı ama kimse bu sözlerin Atatürk’ün 10.yıl nutkundan olduğunu bilmiyordu. Bunu 58 sene sonrasına bakarak söylemiş. Geçmişe bakıyor,  o anki pozisyona bakıyor ve kendi adına hedef koyuyor. Bu da bir stratejik planlama ve proje yönetimidir. Atatürk biz müspet ilim öğrenmeliyiz demiş. 1938’de geometri kitabı yazmış. Biz üçgeni, kareyi biliyoruz da onları Atatürk’ün Türkçeleştirdiğini bilmiyoruz. Aksi halde anlaşılmaz bir dilde olurdu zaten. Hedef koyuyor, o sırada bulunduğu durumun röntgenini çekiyor. Hayat ve şirketler de böyle olmalı.

Peki ya tutkularınız? Başarı, Atatürk ve iş hayatı dışında…

Çocuklarım. Gerçekten tutku seviyesinde. Boş vaktimin hepsini onlara veriyorum. Kızım 5.sınıfı bitirdiğinde dünya atlasını koydum önüne. Nereye gitmek istiyorsan sadece sen ve ben oraya gideceğiz dedim. İnanılmaz bir Paris tatili yaptık. Disneyland’da ondan daha çok eğlenmiş olabilir. Kızım ‘Baba bağırma herkes bize bakıyor’ diyordu. Oğlumla da maçı beraber seyrederiz. Koltukta oturacağımız yerler bile bellidir. Bensiz asla traşa gitmez.

Çocuklarınızdan başka tutkunuz?

Animasyon ve teknoloji tutkum var. Ses ve görüntü… Sinema tutkum da var. Müziği çok severim. Müzik, kendi kendime kaldığım zamanlardaki yaptığım tek şey.

Müzisyenlik anlamında mı yoksa dinlemek anlamında mı?

Dinleyici… Türk sanat müziğini çok severim. Ve bir de Barış Manço hayranıyım. İlk maaşımı aldığım gün Barış Manço CD’lerini almıştım hemen.

Peki ya spor?

Bütün kulüplere yazıldım şimdiye kadar. En az gitme şampiyonuyum. Sürekli çalışlıyorum ve sehayatteyim. Vakit buldukça sadece yürüyüş yapıyorum ama yine çocuklarımla. Araba kullanmayı çok severim. Hissi ve sağlam kullanırım. Müziği de açarım. Her destinasyonun ayrı müzikleri vardır benim için.

Bomboş bir gününüz var mesela. Sizi dinlendiren nedir?

Film izlemek. Felaket bir Filiz Akın hayranıyım. Onun filmleri varken üniversitede sınava girmediğimi hatırlarım.

Kızınız 12.5, oğlunuz 9 yaşında. Onların şimdiden belli hobileri var mı?

Kızımın moda tasarımı tutkusu var. Odasında mankeni var terzilerin kullandığı. Onlara kıyafet ve stil tasarlayıp duruyor. Ben de teşvik ediyorum. Oğlum daha küçük. Olimpiyatlar sırasında koşucu olmaya karar vermişti. Sporu çok seviyor. Şu an herşey olabilir ama mühendisliğe ilgili var gibi. Bakalım…

Günlük rutininiz nasıl?

Sabah 5’te kalkarım genelde. Ama istem dışı. Uyumayı başarabilirsem 7’ye kadar uyumak istiyorum. 8’de işteyimdir. Onu dışında rutinim seyahat etmek. J