Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Kusursuz deha yoktur – Michelangelo hakkındaki ilginç gerçekler

0
Eklenme Tarihi: July 18, 2012 SANAT
The Creation of Adam by Michelangelo

İtalyan Rönesans döneminin en önemli ressam ve heykeltıraşlarından biri. Aynı zamanda da mimar ve şair. Önünde eğilecek bir yeteneğe sahip Michelangelo. Bu yeteneğin tam karşısında ise biraz beklenen, biraz da şaşırtıcı bir kişilik… Kibirli, melankolik, mükemmeliyetçi, bir o kadar da pespaye ve bakımsız…

Yetenek mi dediniz? Fazlası var, eksiği yok onda. Şaşırtıcı bir hayat ve ilginç özellikler? O da var tabii ki! Hangi dahinin sıradan bir hayatı var ki zaten?

6 Mart 1475 – 18 Şubat 1564 yılları arasında yaşayan ve bu 89 yıllık yaşamında yarattığı eserler ile dünya tarihine damgasını vuran bir deha Michelangelo. Tam adı Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni. Ünlü İtalyan rönesans döneminin en önemli sanatçısı. Tüm yeteneğinin Tanrı’dan ilham aldığını düşünecek kadar inançları kuvvetli biri. Biraz hüzünlü bir çocukluk, ilginç bir ergenlik, sıradışı bir yetişkinlik dönemi. Bu dünyaya gözlerini kapamadan önceki vasiyeti ise sadece 3 cümle: Ruhumu Tanrı’ya, vücudumu dünyaya, maddi varlıklarımı ise en yakın arkadaşlarıma ve akrabalarıma bırakıyorum.”

Her resimde bir dayak!

Michelangelo, 6 Mart 1475′te İtalya’da Arezzo yakınlarında Caprese’de doğmuş. Ailesi, o daha 1 aylıkken Floransa’ya taşınmış. 5 kardeşten biri olan Michelangelo’nun annesi, kendisi 6 yaşındayken ölmüş. Babası, Michelangelo 13 yaşındayken sanatçı olmaya karar verdiğinde dehşete düşmüş. O oğlunun hep bir işadamı olmasını istemiş; aileye onur ve para getirmesi için… Babası Ataları ile gurur duyarmış ve sanatçı olmanın ailenin itibarını zedeleyeceğine inanırmış. Çocukken her resim yaparken yakanlandığında babasından ve amcalarından dayak yiyen ünlü sanatçı yeteneğine olan inancından ve tutkusundan hiç vazgeçmemiş. Bir detıpkı Leonardo da Vinci gibi Michalengelo da insan anatomisi üzerine eğitim almış. Çünkü insan anatomisini iyi bilmeden, iyi resim ve heykel yapılacağına inanmazmış.

Yetenek ve gizem… Ayrılmaz ikili!

Yeteneklerine duyulan hayranlığın yanı sıra dahilerin hep bir gizemi olmuştur ya; Michelangelo’nun da var tabii. Michelangelo, heykeltıraştaki rüştünü kanıtladığı ilk ve en ünlü eseri olan çocuk kral Davud’un heykelini yaptığında henüz 26 yaşındaydı. 5,5m’lik bir mermer kütleden çıkaracağı eser için genç dâhi, mermer bloğun yanına bir baraka inşa ederek yardımcısız bir şekilde 3 yıl boyunca – çoğu zaman geceli gündüzlü – çalışarak yaratmış Rönesans sanatının harikalarından biri olarak kabul edilen David’i. Fakat çalışmasını gizli sürdürdüğü için bugün bile hala kimse mermerin ne şekilde işlendiğini bilmiyor. İnternette yayınlanan incelemelere göre teorik olarak kahramanın ince bacakları tonlarca ağırlıktaki gövdeyi taşıyamaz bile. 4 metreyi aşkın heykelin sağ ayağının arkasında sadece küçük bir destek var. Bu zayıf desteğin mermerin işlenişi sırasında nasıl sağlam kaldığı ise bir muamma. 8 Eylül 1504’te tamamlanan heykelin Piazza della Signoria meydanına dikilmesine karar verilmesi sonucu Donatello’nun Judith heykeli bu alandan kaldırılmış. Heykeltraşlıkta daha da mükemmel olma çabaları içerisinde Michalengelo zamanının çoğunu cesetlerle, onların vücutlarını ve vücut oranlarını inceleyerek geçirirmiş. Hatta cesetleri gizli gizli parçalara ayırdığı yine söylentiler arasında. Kendisi ayrıca Leonardo da Vinci’den nefret edermiş.

Hz.İsa’nın Meryem Ana’nın kucağında gösterdiği Pieta eseri ise Michelangelo’nun imzasını attığı tek eseri. Eserleri şu anda bile saygıyla ve hayranlıkla anılan sanatçı, kendisinden ve yaptığı işlerden hiçbir zaman tamamen tatmin olmazmış. Belki de onu bu kadar başarılı bir yetenek yapan da bu özelliğidir; kim bilir… 

Veeeee Sistine Chapel…

“İyi bir ressam beyni ile çizer, elleri ile değil” diyen Michalengelo’nun – sözüne uygun bir şekilde – dehasının en güzel örneğini Sistine Chapel’inin tavanında görüyoruz. Herkes artık biliyor ki Michalengelo aslında Sistine Chapel’inin tavan resimlerini yapmayı hiç istememiş. O dönemin en güçlü karakterlerinden biri olan Papa 2. Julius, Michelangelo’u Sistine Chapel’in tavanını yapması için oldukça zorlamış. Genel kanı olan “ Michelangelo Sistine Chapel’i sırt üstü yatarak yapmış’ın aksine yapı iskelesinin üzerinde ayakta durmuş ve resimleri kafasının üzerinden yapmış. 1505 yılında başladığı 1720 m2 ‘lik  tavana resim yapmak Michelangelo’nun tam 4 yılını almış. Eserde İncil’deki 343 figürü resmetmiş.

Gerçek hayattan boyaya…

1534’te Papa III. Paulus Michelangelo’dan bu sefer Sistine Kilisesi’nin sunak duvarına bir ‘Kıyamet Günü’ tasviri yapmasını istemiş. Kıyamet Günü tablosuna başından beri muhalefet eden yeni Papa IV. Paulus ise, tablodaki imgelerin fazlaca müstehcen göründüğünü belirterek Michelangelo’dan tabloyu biraz daha ‘düzgün’ hale getirmesini isteyince, ustanın cevabı şu olmuş: “Papa’ya söyleyin, bu küçük bir mesele ve kolaylıkla uygun hale getirilebilir. Önce kendisi yaşadığımız bu dünyayı uygun ve yaşanılır bir hale getirsin, sonra da bu tablo da aynı uygunluğa girecektir.”

Yetenek bazı eksileri siler mi?

En merak edilenlerden biri de böyle bir yetenek ve dehanın kafasından neler geçtiği ve sosyal yaşamda nasıl bilindiği? Çünkü zaten hepimiz eserlerini az çok biliyoruz. Ama bu yeteneğin sahibi nasıl biri, nasıl bir insan? Neler yaşadı, tecrübeledi? Bu eserler ortaya çıkarken kendi içinde nasıl bir çalkantı yaşıyordu?

Kibirli – hatta zaman zaman oldukça ukala , çoğu zaman melankolik ama her zaman mükemmeliyetçi… Biraz da fazla tutumluymuş Michalangelo. Cimri demeye dilimiz varmadı. “Ne kadar zengin olursam olayım, hep fakir bir insan gibi yaşadım” diyen sanatçı, aynı zamanda oldukça bakımsız biriymiş. Yanında çalışan çırağı Ascanio Condivi, sanatçının çoraplarını ve hatta ayakkabılarını bile bazen 2 hafta hiç çıkarmadığını belirtmiş; uyurken bile! Sahip olduğu müthiş yeteneğe rağmen bu bakımsızlığından dolayı ondan etkilenen bir öğrencisi pek olmamış.

Bakımsız ve pespaye…

Sanatçının bakımsız ve hatta ‘pis’ olarak nitelendirilmesi kitaplara da konu olmuş. Türk medyasında da geniş yer bulan Fransız yazar Mathias Enard’ın “Savaşları, Kralları ve Filleri Anlat Onlara” kitabı; kendisinden Haliç üzerinde yapılacak bir köprü planı isteyen II. Bayezid’in davetlisi olarak 1506 yılında İstanbul’a gelen ve burada 3 ay kalan Michelangelo’nun İstanbul’da yaşadıklarını anlatıyor. Rönesans’ın en büyük dâhilerinden biri olan Michelangelo’yu en insani yönleriyle, hata yapan, kötü kokan, antipatik bir insan olarak resmetmeyi tercih eden Enard, Michelangelo’yu dehasını bir kenara bırakarak insanı insan yapan şaşırtıcı yönleri ile anlatıyor. Cazgır, huzursuz, herkes kadar güvensiz, öfkelenmeyi iyi biliyor.

Michalengelo ve aşk

O dönemdeki diğer ünlüler gibi Michalengelo için de aynı sorular var: Heteroseksüel mi, biseksüel mi yoksa gay mi? Aynı zamanda aşk şiirlerine de düşkün olan ve hatta birçok aşk şiiri yazan Michalengo’nun da Shakespeare gibi gay olduğuna dair bazı söylentiler de yok değil. Hatta sevgilisi olarak adledilen Cecchino dei Bracci öldüğünde, Michalengelo 49 epigram yazmış. Bracci’nin arkasından yazdığı mesajlar ikilinin romantik bir ilişki içinde olduğunu işaret eden cinstenmiş. Bir de Tommaso dei Cavalieri isimli gençle olan mektuplaşmaları.

 

“Aşkınıza ve sevginize her zaman karşılık vereceğime söz veririm. Hiçbir erkeği sizi sevdiğim kadar sevmedim; hiçkimsenin arkadaşlığını sizinki kadar istemedim”

Tommaso dei Cavalieri

Michalangelo’dan Cavalieri’e yazılmış 300’ün üzerinde şiir ve madrigal var.

Söylentiler sadece söylentidir fakat bilinen tek bir gerçek vardır ki o da Michalangelo’nun gönülden büyük bir heykeltraş olduğu! Sanatçının sık sık dile getirdiği şey ise yeteneklerinin Tanrı’dan geldiği ve Tanrı’dan ilham aldığı.

1538’de – ‘Son Yargılama’ freskosunu bitirmeden 3 yıl önce -   Michelangelo, dönemin en başarılı bayan yazar ve şairlerinden biri olan Vittoria Colonna ile tanışıyor. Vittoria Colonna, Michalengelo’nun Viterbo Circle eserindeki en önemli esin kaynağıymış. Michalengelo 61, Vittoria 46 yaşındayken aralşarında güçlü bir arkadaşlık ilişkisi ve bağ oluşmuş. O kadar güçlü ve saf bir ilişkiymiş ki bu; bazılarını bunu ‘saf ve gerçek aşk’ olarak bile tnaımlıyor. 

18 Şubat 1564’te kendini Tanrı’ya adayarak hayata gözlerini yuman Michelangelo Buonarroti’yi ölüme götüren şey hafif bir ateşlenmeydi. Vaiyetini ise üç cümle ile açıklamış sanatçı: “ Ruhumu Tanrı’’ya, vücudumu dünyaya, maddi varlıklarımı ise en yakın arkadaşlarına ve akrabalarıma bırakıyorum.”