Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Margaret Thatcher, Miranda Kerr, Maria Sharapova, Madonna, Marilyn Monroe

0
Eklenme Tarihi: March 5, 2013 TUTKU
Fotoğraf 4

Başarı DNA’larında var!

 Muhafazakar Parti’nin lideri, tavizsiz ve ilkeli bir siyasetçiyle Victoria Secret’in meleklerinden biri nasıl aynı kategoride yer alır? Her şeye rağmen başarıyı yakaladıkları ve taihe biz bıraktıkları ya da bırackacakları için… Margaret Thatcher, Marilyn Monroe, Madonna, Maria Sharapova, Miranda Kerr işte bu sebeple bu sayfalarda bir arada… Tabulara boyun eğmeyip, hedefleri doğrultusunda tüm engelleri dümdüz etmeleri hepsinin ortak noktası…

 

Her ne kadar hepimiz kadının önemini ve gücünü tartışmasız kabul etsek de özellikle profesyonel alanda kadınların erkeklerle pek eşit görüldükleri söylenemez. Gelişmiş ülkelerde yapılan bir araştırmanın aynı alanda çalışan kadınların erkeklere oranla yüzde 16 daha az kazandıklarını göstermesi bunun kanıtı. Yani aynı başarıyı elde etmesi için kadınların çok daha fazla çalışması gerekiyor.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü fırsat bilip dünyayı etkileyen kadınlara bir bakalım istedik. Bu yazıda farklı kültür ve sektörlerden beş kadının başarı öyküsünü, erkek egemen dünyamızda yaşadıkları zorlukları, bilinmeyen yönlerini okuyacaksınız. Bu beş zeki kadın, erkek olsaydı daha mı az zorlanırdı diye kendinize soracaksınız.

MARGARET THATCHER
Demir gibi bir irade…

1925 yılında Grantham İngiltere’de doğan Thatcher, Muhafazakar Parti lideri ve İngiltere’nin ilk kadın başbakanı olmasıyla tanınan, ülkenin siyasetini tümüyle değiştiren güçlü bir kadın.
Thatcher’ın muhafazakar siyaset ile tanışması babası aracılığıyla oldu. Yaşadıkları apartmanın giriş katındaki marketi işleten babası aynı zamanda Şehir Konseyi üyesiydi. Thatcher, Oxford Üniversitesi’nde Kimya okurken de siyasi olarak aktifti.
Muhafazakar Parti’nin 1951 yılındaki bir yemeğinde Denis Thatcher ile tanıştı ve daha sonra evlenerek ikiz çocuk sahibi olan Thatcher’ın evli ve çocukluyken hukuk okumaya karar verip ikinci bir diplomaya sahip olması, azminin küçük bir göstergesidir.

 

Thatcher başbakan olmadan önce birçok kez partisine karşı çıktı. Muhafazakar olmasına karşın sol kanat görüşlerini de zaman zaman destekleyerek; sopanın bir ceza aracı olarak kullanılmasının ve sınavlı ortaokulların kaldırılması, eşit eğitim veren liselerin yaygınlaştırılması, erkek eşcinselliğinin suç olmaktan çıkarılması ve kürtaja izin verilmesi için oy verdi. Boşanmanın kolaylaştırılmasına izin verilmesi için yapılan teklife ve idam cezam cezasının kaldırılmasına karşı olarak ise partisini destekledi. Bu durum aslında Thatcher’ın, sorgulamadan kabul eden biri değil, objektif bakışa sahip biri olduğunu gösterir.
1970’te Eğitim ve Bilim Bakanı olan Thatcher’a halk “süt hırsızı” diyordu. Bunun nedeni, bakan olur olmaz bütçede kesintilere giderek 7-11 yaş arası çocuklara bedava süt dağıtımını kaldırmasıdır. Tepkilere rağmen geri adım atmaması en bilinen lakabının boşuna verilmediğini kanıtlar niteliktedir.

 

* Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) tarafından hazırlanan, çoğunluğu gelişmiş ülkelerden oluşan OECD üyesi 34 ülkeyi kapsayan rapora göre, aynı mesleklerde faal olan kadın çalışanlar erkeklere oranla yüzde 16 daha az kazanıyor. Üst düzey yöneticilerin dâhil edilmesi durumunda ise, kadın-erkek maaşları arasındaki fark yüzde 21’e kadar çıkıyor.

 

Rus medyasının ona taktığı ‘Demir Leydi’ lakabını seven Thatcher, kendi heykeli hakkında: “Demirden yapılsaydı daha iyi olurdu” sözleriyle kişiliği hakkındaki görüşünü özetlemiş oldu.

 

Katıldığı bir televizyon programında 1973 yılında “Benim yaşamım süresince kadın bir başbakanın görev alacağını sanmıyorum” dese de, dokuz yıl sonra kendi kendini yalancı çıkararak Birleşik Krallık’ın ilk kadın başbakanı oldu.
Bu kadar güçlü ve sert olan Demir Leydi zamanı gelince koltuğunu terk etmesini de bildi. 1990 yılında görevinden istifa etmesinin nedeni, zenginlerin de fakirlerin de aynı oranda vergi ödemesi anlamına gelen kelle vergisini savunması oldu. Halk bu fikre karşı çıktı ve partide fikir ayrılıkları meydana geldi.

 

Güce Giden Yol ve Downing Sokağı Yılları adında iki kitap yazarı olan Thatcher hakkında hâlâ çok farklı görüşler bulunmakta. Bir yandan, Britanya’nın gelişmesine büyük katkılarda bulunması sebebiyle En Büyük 100 Britanyalı anketinde on altıncı oluyor – ki bu hayattaki kişiler arasında en yüksek rakamdır –bir yandan da yalnızca bir yıl sonra refah toplumunu yok ettiği ve kutuplaşmalara neden olduğu söylenerek En Kötü 100 Britanyalı anketinde üçüncü oluyor. Yine de kimsenin yadsıyamayacağı gerçek, geçen yüzyılda uluslararası siyaset alanına en etkin rolü olan kadın olduğudur.

MARILYN MONROE
Kim demiş sarışınlar aptal olur diye?

 

1926 California doğumlu aktristin gerçek adı Norma Jean Mortensen’dır. Babasını hiç tanımayan Norma zor bir çocukluk yaşadı. Annesi şizofreni hastasıydı. Bu nedenle yetimhanelerde veya bakıcı ailelerle büyüdü. İlk başta annesinin yakın arkadaşı haftalık 25 dolara Norma’nın bakımını üstlendi fakat Grace’in kocası tacizde bulununca, küçük kız büyük halasıyla yaşamaya gönderildi. Orada da büyük halanın oğulları tarafından saldırıya uğradı. En sonunda Grace’in yanına geri dönmek zorunda kaldı. Belki de gördüğü tacizlerden ve o yaşamdan kurtulmak için 16 yaşında evlendi. Kariyerinin başlaması ise 4 yıllık evliliğini bitirmesine denk gelir. Boşandıktan sonra saçını kestirip sarıya boyattı. Artık ismi Marilyn Monroe’ydu.

 

Asıl ünü Niagara filmiyle 1953’te başladı. Kıvrımlı hatları ve buğulu konuşmasıyla Marilyn Monroe, tam da Hollywood’un ihtiyacı olan kişiydi. Marilyn’in oynadığı filmler gişede büyük başarı yakaladığı için yapımcılar onu tercih ederken, onun hep bir kendi güven sorunu olmuştu. Oyunculuk konusunda eksikleri olduğunu düşünüyor, sahne öncesi fiziksel belirtilere yol açan huzursuzluklar yaşıyordu. Bu durum birçok kontratının iptal olmasına yol açtı. Aptal sarışın rollerinden sıkılan Monroe, New York Actor’s Studio’da oyunculuk dersleri almaya başladı.

 

Dokuz ay evli kaldığı ikinci eşi ünlü beyzbol yıldızı Joe Dimaggio’dan sonra, oyunculuk eğitimi sırasında, yazar Arthur Miller ile tanıştı ve üçüncü evliliğini yaptı. Aldığı eğitimden sonra çektiği Bus Stop filmi ile eleştirmenlerden övgü toplarken kötü haber de yoldaydı. Hamile olduğunu öğrenen Monroe’nun sevinci kısa sürdü. Dış gebelik sebebiyle bebeği aldırmak zorunda kaldı.
1959’da Marilyn’e Altın Küre Komedi dalında en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandıran Some Like It Hot (Bazıları Sarışın Sever) filminden sonra kariyerinde düşüş başladı. Ölümünden önceki son filmi Misfits (Uygunsuzlar) tam bir hayal kırıklığıydı. Filmden sonra boşandı ve depresyon teşhisi konularak bir psikiyatri kliniğine yatırıldı.

 

Filmleri 200 milyon dolardan fazla kazandıran Marilyn Monroe 1962’de aşırı dozdan öldüğünde 36 yaşındaydı. Ölümü 20’nci yüzyılın en büyük gizemlerinden sayılıyor.  Yatak ucunda boş bir ilaç şişesi bulunsa da tam olarak kanıtlanamadığından otopsi sonucu muhtemel intihar olarak kayıtlara geçti. Bazıları, annesi ve büyükannesi gibi Marilyn de mi intihar ettiğini, bunun aileden gelen bir hastalık olduğunu savunuyor. Bazıları ise otopside bulunan kanıtların kaybolması ve görgü tanıklarının çelişkili ifadeleri nedeniyle cinayet olabileceğini söylüyor. John F. Kennedy ile ilişkisi olduğu söylentilerinden yola çıkarak Kennedy ailesinin, CIA’in ya da mafyanın Monroe’nun ölümünden sorumlu olduğuna dair birçok komplo teorisi var.

Marilyn Monroe, en sevdiği Emilio Pucci elbisesi içinde Westwood Village Memorial Park’ta ebedi uykusundadır.

MADONNA
Onun önünde tabular da eğilir…

 

Babası İtalyan bir mühendis, annesi ise Fransa ve Kanada asıllı bir röntgen teknisyeni olan Madonna 1958 yılında Louise Veronica Ciccone ismiyle dünyaya geldi. Katı Katolik inanca sahip bir ortamda büyüdü. Bir röportajında büyürken evinde rahip ve rahibelerin olduğundan bahseder. Çoğu kişi dini baskıların onu sansasyonel bir yaşama yönlendirdiği görüşündedir.

 

Annesini 5 yaşındayken göğüs kanserinden kaybetmesi zor koşullar yaşamasına sebep oldu. Üvey annesini hiçbir zaman kabullenemedi. Annesiz büyüme konusunda “Bence kendimi ifade edebilmemin en büyük sebebi annemin olmayışıydı. Anneler nasıl davranılması gerektiğini öğretir. Ve ben bu kuralların hiçbirini öğrenmedim.” der.
Aslında akademik olarak da başarılı olan Madonna, lisede hem dansçı hem ponpon kız hem de akranlarından bir dönem erken mezun olmayı başaran bir öğrenciydi. Michigan Üniversitesi’nde dans eğitimi almak için tam burs kazandı. Fakat iki yıl sonra okulu bırakıp cebinde 35 dolarla New York’a geldi. Burada kirasını ödeyebilmek için çıplak modellikten, fast food restoranlarında garsonluğa kadar birçok farklı işte çalıştı.

 

İnsanlar Madonna adını ilk Everybody şarkısıyla 1981 yılında duydu. Dört yıl sonra Like a Virgin şarkısıyla listelerde birinci sıraya oturdu. Farklı dinsel ve cinsel öğelerin karışımı ve yanan haçlar içeren bu şarkının videosu, Madonna’nın Katolik Kilisesi tarafından aforoz edilmesine neden oldu. Yine de bu olay tüm dünyanın Madonna’ya hayran olmasını engellemedi. The Immaculate Collection albümünün kapağı ve ismi (İncil’de Meryem’im doğuştan günahsız olması ile ilgili dogma düşünceye verilen isim olan Immaculate Conception’a atfedildi) Papa’nın onu dinden çıkarmasına yol açtı. Albümün kitapçığında “Papa’ya… İlham kaynağıma…” yazıyordu.
1985’te Sean Penn ile evlendi. Eşiyle birlikte rol aldığı Shanghai Surprise da dâhil birçok filmde oynadı fakat oyunculuğu eleştirmenlerce vasat bulundu. “İlk ve tek aşkım” diye bahsettiği Penn ile aile içi şiddet yüzünden boşandılar. 2000’de yönetmen Guy Richie ile 8 yıl sürecek bir evliliğe imza attı.

 

Madonna 1991 yılında 21 hit şarkı sahibiydi ve uluslararası alanda albümleri 70 milyon sattı. 2008 yılında Forbes dergisi onu dünyanın en zengin kadın müzisyeni seçti. Aynı yıl, Elvis Presley’nin rekorunu elinden alarak Top-10’aen çok şarkı sokan kişi olarak tarihe geçti.

 

MARIA SHARAPOVA
Kortların prensesi…

 

14 yaşında profesyonel olan Rus tenisçi 1987 doğumludur. Maçlar sırasında attığı 100 desibeli aşan – uyarı bile almasına sebep olan – çığlıklarıyla, forehand ve çift el backhand vuruşlarıyla ünlü olan Sharapova’nın bu günlere gelmesi aslında hiç de kolay olmamış.
Maria’yı 1993’te Moskova’daki bir tenis turnuvasında ünlü tenisçi Navratilova keşfetti. Navratilova, Maria’nın babasına, küçük kıza Amerika’da Nick Bollettieri’den ders almasını önermeseydi, belki de bugün Sharapova ünlü olmayacaktı.

 

Baba Sharapova, hiç İngilizce bilmemesine ve çok az parası olmasına rağmen Florida’ya yerleşmeye karar verdi. Kızını spor akademisine götürdüğünde koçlardan biri onu denemeyi kabul etti. Maria’nın o gün ile ilgili sözleri şöyle: “Sonra birkaç topa vurdum ve koç, hemen Nick’i çağırdı.”
Bundan sonra Maria yoğun bir şekilde tenis çalışırken, babası bulabildiği her işte çalışıyor, annesi ise Amerika’ya gelebilmek için vize kısıtlamaları ile uğraşıyordu. O zamanların ne kadar zorlu geçtiğini Sharapova şu sözlerle anlattı: “İki yıl annemi görmedim. Bir yıl boyunca babamı bile ender görebildim. Kendi başıma yurtta kalıyordum ve birçok şeyi feda ettim.”

 

2004’te Serena Williams’a karşı Wimbledon şampiyonu olan Sharapova sekiz yıl sonra yine aynı tenisçiyle yarışıp gümüş madalya sahibi oldu. Aynı zamanda 2008 Avustralya Açık Şampiyonu’dur. Yalnızca tenis yeteneğiyle değil güzelliğiyle de dikkat çeken yıldız, Motorola, Canon ve Honda gibi büyük markaların reklamlarında da oynadı.
20 yaşında geçirdiği omuz sakatlığı bile tüm Grand Slam turnuvalarında şampiyon olan 6. Kadın tenisçi olarak tarihe geçmesine engel olamadı.

MIRANDA KERR
Melek olması için kanatlara ihtilyacı yok!

 

 

Miranda Kerr Victoria’s Secret melekleri içinde ilk Avustralyalı . 1983 yılında Sydney’de doğdu. Genç yaşına rağmen dünyaca ünlü olan Kerr, çalışırken bir yandan da Beslenme ve Sağlık Psikolojisi eğitimini tamamlamayı ihmal etmedi.

 

Küçük bir kasabada erkek gibi büyüyen model, çocukken motosiklet yarışları yapıyor ve at biniyordu. Çocukluğunu geçirdiği yerle ilgili olarak “Gösteriş hiç yoktu. Kimse ne giydiğine önem vermezdi. Kendin gibi olabildiğin bir yerdi.” der. Ne ironiktir ki Miranda artık tüm dünyanın ne giydiğine baktığı biri.

Levi’s ve Roberto Cavalli gibi ünlü markalarla çalışan model, gamzeleriyle ünlü.

 

13 yaşındayken  bir genç kız dergisi olan Dolly’nin düzenlediği yarışmayı kazanarak modellik yapmaya başladı. O dönem basında, yaşının modellik yapmaya uygun olup olmaması konusunda tartışmalar başladı. Bazı gazetelerde çektirdiği fotoğrafların çocuk pornografisi olduğu yorumu yapıldı. Kerr, fotoğraflarda giyinik olduğunu ve kış çekimi yapıldığını anlatarak, o zamanlar yok yere olay çıkardıklarını söyledi.
2006’da meleklerinden biri olduğu Victoria’s Secret’ın öne önemli modellerinden biri haline gelmesi yalnızca bir yıl sürdü.2007’de Forbes Miranda’yı dünyanın en çok kazanan 10’uncu modeli seçti. 2008’deki Victioria’s Secret defilesinde tüm ilgiyi üzerinde topladı. Bu, aynı zamanda ünlü melek kanatlarını ilk takışıydı.

 

Kendine ait organik bir kozmetik markası sahibi olan Kerr, bunun yanı sıra Treasure Yourself (Kendine Değer Ver) isimli kitabın yazarı. 2010 yılında evlendiği (Yüzüklerin Efendisi’nden hatırlayacaksınız) Orlando Bloom ile birlikte bir erkek çocuğu sahibi.