Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Marilyn’in gölgesi; Norma

0
Eklenme Tarihi: August 16, 2012 TARIH
8

Eşsiz güzelliği ve çalkantılı hayatıyla her döneme damgasını vuran Marilyn Monroe hakkında bildiklerimiz ve bilmediklerimiz …

Yanımdaki hep bir gazetede Marilyn Monroe’nun resimlerine bakıyor
Marilyn Monroe öldü diyorum ona
Ölümü siyah bir kâkül gibi alnına düşürmesini bildi
Şimdiyse Cennette Nietzsche’nin metresi olması gerekir

Cemal Süreya

Gerçek adı Norma JeaneMortenson olan Marilyn Monroe, popüler kültürün en önemli simgelerinden birisi… Yaşadığı sansasyonel hayatla birçok insanın ilgisini çeken, değerinden hiçbir şey kaybetmeden, moda akımlarına, reklam endüstrisine ve hatta sanat akımlarına ilham vermeye devam eden Monroe, popüler kültür için nostaljiden öte bir anlam taşıyor.

Kariyerinin ilk dönemlerinde Hollywood Marilyn Monroe’yu‘aptal sarışın’ imajına hapsetmiş, Monroe hem erkekler hem kadınlar için ideal kadının sembolü olarak kabul edilen bir ikon haline gelmişti.Kimilerine göre kendisinin de bu hayata uzun süre itirazı olmadı.Seyredilen ve arzulanan bir kadın olmaktan ve bu manzarayı gözlemlemekten keyif duyar gibiydi. John Berger bu durumu genel olarak kadın olmak üzerinden şöyle teorize ediyor:“Kadın, hiç durmadan kendini seyretmek zorundadır. Hemen hemen her zaman kendi imgesiyle birlikte dolaşır. Kadın içindeki gözleyen ve gözlenen kişilikleri, kadın olarak onun kimliğini oluşturan ama birbirinden ayrı iki öğe olarak görmeye başlar. Erkeklere nasıl göründüğü, onun yaşamında başarı sayılan şey açısından son derece önemlidir. Kendi varlığını algılayışı, kendisi olarak bir başkası tarafından beğenilme duygusuyla tamamlanır. Erkekler kadınları seyrederler. Kadınlarsa seyredilişlerini seyrederler. Bu durum, yalnız erkeklerle kadınlar arasındaki ilişkileri değil, kadınların kendileriyle ilişkilerini de belirler. Kadının içindeki gözlemci, erkek; gözlenense kadındır. Böylece kadın kendisini bir nesneye    -özellikle görsel bir nesneye, seyirlik bir şeye- dönüştürmüş olur.”  Ancak kimilerine göre de Monroe’ nun insanları etkileyen asıl yanı, tüm o ihtişamına rağmen bakışlarında gizli olan hüzündür.Adeta“Ben buraya ait değilim.” ya da “Olmasıgereken bu değildi.” der gibidir.Bu görüşte olanlara göre Monroe’nun rol yaparken bile hepimizin vicdanına seslenen, merhamet uyandıran bir yanı vardı.
Monroe aptal sarışın imajını benimsediyse de bir süre sonra bu imajı yıkmak istedi.Oyunculuk anlamında kendini geliştirmek için Stanislavski’ninmetod oyunculuğunu benimseyen ActorsStudio’yagitti.Ayrıcabütün içtenliğiyle duygu ve düşünce derinliğini sergilediğiyakın zamanda ortaya çıkangünlükleri,edebiyata da büyük bir ilgisi olduğunu ortaya çıkardı.

Yine yakın zamanda basılan Marilyn Monroe ve Bilinmeyen Hayatı adlı biyografideMonroe’nunhayatıyla ilgili birçok bilinmeyenden bahsediliyor.Travmatik bir çocukluk geçirdiği üzerinde özellikle duruluyor. Annesi şizofreni hastası olan Norma, anne-baba ilgisinden,sevgisinden uzak bir çocukluk geçiriyor. Annesinin sağlık problemleri nedeniyle akrabalarının, arkadaşlarının ve komşularının yanında yetişen Norma, sürekli gelişen olumsuz koşullarla ve korkularla geçen bir çocukluk yaşıyor. Henüz 16 yaşındayken çocuk esirgeme yurduna gitmemek için bir komşusuyla evlenmek zorunda kalıyor. Daha çocuk yaşta evlenmek zorunda kalan Monroe, bu sürecin getirdiği travmatik etkileri ömür boyu hissediyor.Kitap ayrıca büyük bir özgüven eksikliği yaşayan Norma’nın kamera önünde ve gereken yerlerde Marilyn rolünü oynadığını,Norma’nın da bu sürece dahil olmasıyla bu iki taban tabana zıt karakterin getirdiği çatışma duygusunun onu çok yıprattığını da vurguluyor.
Çocukluğunu ebeveynlerinin yanında geçirememesi, annesiyle birlikteliğinin annesinin akıl hastalığı sebebiyle sürekli sekteye uğraması Monroe’nunhayatı boyunca çoğuilişkisindeterk edilme korkusu yaşamasına sebep oluyor.Bu duygu ve kendine güvensizliği, her zaman bir baba figürü arayışı biçiminde kendini gösteren sevgi ve şefkat arzusuyla dışa vuruyor.Hattayazdığı bir şiirde bunu açık bir şekilde doğruluyor:

günün birinde genç bir adam gelir
beni alır, götürür
onunla giderim
her şeyi yaparım
ama
kalbim babama aittir!..

Peki hayranlarına göre MarilynMonroe’yu diğerlerinden ayıran ve onu bu kadar özlenen bir kadın ideali haline getiren neydi?Kuşkusuz güncelliğini yitirmeden zamana meydan okuyaneşsizgüzelliği,ihtişamı  ve dişiliği önemli bir faktör ama asıl hayranlarını büyüleyen yanı  Marilyn Monroe ve bilinmeyenler kitabında bahsedildiği üzere sadece kameralara değil onu izleyen herkese istenilebilecek her türlü duyguyu verebilecek bir gösterişe sahip olması. Bunun sırrı da her zaman insanlara yakın ve ulaşılabilir gözükmesi.Marilyn Monroe hem arzu nesnesi olabilen hem de sevme dürtüsü uyandırabilen bir yıldızdı.Çok konuşulan ilişkilerini incelediğimizdeMonroe’nunkarşıdaki kişiye göre farklı karakteristik özellikler göstermesi hemen dikkatimizi çekiyor. Monroe’ya göre daha muhafazakar bir yapıya sahip olan Joe Dimaggio’yla yaşadığı ilişki ego savaşına yenik düşüyor.Ünlü yazar Arthur Miller’la yaşadığı ilişki ise sevilme,anlaşılma ve korunma ihtiyacı üzerine kurulu.Arthur Miller bu durumla ilgili biten ilişkilerinin ardından “Marilyn Monroe ile evlendim ama kendimi Norma ile yaşarken buldum.Hersabah,herakşam,her gece onu teselli etmekten,korkularını,endişelerini yatıştırmaktan yoruldum.” diye bir itirafta bulunmuştu.VeJ.F.Kennedy ile ilişkisi… Gerçek yüzü asla bilinemeyen,arkasında büyük bir sır perdesi bulunan bu ilişki hâlâ kafaları kurcalıyor.Kuşkusuz aralarında yaşananlar ikisinin de hayatını büyük ölçüde etkiledi. Araştırmacılar Kennedy’nin,Monroe’yu bir arzu nesnesinden farksız gördüğünü ve bunun Monroe üzerinde yıpratıcı bir rol oynayarak ölümünü hızlandırdığı görüşündeler.
Marilyn Monroe,çocukluğunda yaşadığı tüm travmalara, yalnızlığına ve film endüstrisinde sadece ayakta bile kalmanın zorluğuna rağmen yapımcılara kendi kurallarını kabul ettiren bir stara dönüştü. Tüm bu ihtişamıyla, hüzünlü yanıyla insanları etkilemeyi gerçekten başardı. Ancak dilini ve yüzünü kaybetti. Onu var eden şeyler hiçbir zaman ona ait olamadı. Şimdi hepimiz tüm içtenliğimizle şu fotoğrafa bakalım ve cevaplayalım; hangisi Norma’nın gerçek yüzü?