Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Martı Kanat’ın Yolculuğu…

0
Eklenme Tarihi: August 17, 2012 TUTKU
gullwing

Bir arzu nesenesi… Bakanların gözlerini alamadığı, farklı, bambaşka bir tasarım… Tüm zamanların en çok beğenilen otomobillerinden biri… Bu Martı Kanat’ın hikayesi…
Martı Kanat’ın yolculuğu,1952’de Mercedes-Benz W 194 yarış arabasının üst üste zaferler kazanmasıyla başlar. 1953’te bunu, petrol enjeksiyonlu motoruyla ekstra 29 kW sağlayarak özgül gücü 158 kW’a çıkaran daha gelişmiş bir versiyon takip eder. Yeni versiyonda kullanılan enine dingil dizaynı, daha avantajlı ağırlık dağılımı ve daha iyi araç dinamiği sağlar. Aracın ön kısmındaki bir uçağı anımsatan keskin çizgiler ona kurum içinde “Hobel” lakabını kazandırır. 1954′te, şirket tüm gücünü ve kapasitesini Formula 1’e girmek için kullanıldığından, bu eşsiz model hiçbir zaman yarışlara sokulmaz. Ancak bu model 300 SL’nin üretimi için önemli bir kilometre taşı olur…
Mühendislerin W 194 spor yarış arabasına dayanarak yeni dizaynı yaratmaları sadece bir buçuk yıl sürdüğünden, Mercedes-Benz 300 SL (W 198) üretimi olan “Gullwing” modeli bu yarış arabalarıyla çok yakın bir ilişkiye sahipti. Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Mercedes-Benz tarafından geliştirilen ilk gerçek spor arabaydı. Tasarım projesi, ABD’nin Mercedes-Benz ithalatçısı Maximilian Hoffman’ın isteklerine karşılık olarak Eylül 1953’te hayata geçirildi. 300 SL ilk olarak Şubat 1954’te, New York’taki Uluslar arası Motor Sporları Fuarı’nda halka sunuldu.


Ultra-ışıklı tübülar kafes çerçeveden diğerlerinden farklı gövde çevritlerine ve İngilizce konuşan ülkelerde bu araba için kullanılan “gullwing” kelimesi ile anılan martı kanat kapılara, bu coupenin spor yarış arabalarına olan sadakati çok açıktır. Ayrıca, daha çok spor araba tasarımlarının özelliği olan bu sıra dışı giriş biçimini kullanma kararı halkın dikkatini çekmek amacıyla yapılan bir yutturma değildi. SL’den alınan kafes çerçeve, konvansiyonel önden menteşeli kapıların kullanılmasına izin vermediğinden, tavandan açılan kapı kesinlikle yapısal bir gereklilikti. Yani martı kanat, gösteriş hevesinin değil, zorunluluğun meyvesiydi…
M 194’ün tek sıralı altı silindirli karbüratör motorunun yerine, üç litre ve 129 kW özgül güç getirilerek, W 198 serisinin modelleri mekanik olarak kontrol edilen doğrudan enjeksiyonlu 158-kW M 198 motora sahip oldu. Bu, karbüratör tabanlı yarış versiyonundan 29 kW daha fazla güç üreten petrol enjeksiyonlu motora sahip ilk Mercedes-Benz ürünüydü.
Motor, üstün hava akışı özelliği gösteren belirgin yassılıkta bir kaput sağlayacak şekilde belirli bir açıyla yerleştirildi. Hafif yapı üzerine istikrarla odaklanmak, arka diferansiyel tahvil oranına bağlı olarak 250 km/h azami hız gibi bazı etkileyici performans özelliklerini sağlamaya yardımcı oldu. Şasi esasen 300 modelindekine dayanıyordu, fakat süspansiyon ayarları daha çok sportif performans kalitesine odaklıydı.
Spor yarış aracıyla kıyaslandığında süper spor arabaya daha zarif ve dinamik bir görünüm kazandırmak için dış görünüş geliştirildi. Görsel tasarım kalitesi ve yolcunun konfor ayrıcalığı yine de arabanın performans kalitesini sınırlamadı. 300 SL beklendiği gibi adıyla özdeşleşen motor sporları geleneğine çoğu yarış etkinliklerinde birincilikler alarak devam etti. Bunlar 1955 Mille Miglia yarışında kendi sınıfında birincilik ve aynı yıl içerisinde Liege-Roma-Liege rallisinde Olivier Gendebien ve Pierre Stasse’nin kontrolündeki Mercedes-Benz 300 SL ile kazandıkları zaferi de içermekteydi.
Araba ayrıca Avrupa ve Amerika’da üç sürücüye de şampiyonluk unvanı getirmiştir: Werner Engel 1955’te, Walter Schock 1956’da Avrupa touring araba yarışlarında şampiyonluk kazandılar. Ve ABD’de, Paul O’shea, derecelerde açık ara önde bitirerek Amerikan spor araba şampiyonasında 1955 ve 1956 yıllarında D kategorisi şampiyonluğu kazandı.
Mercedes-Benz 300 SL ailesinin 1400 kadar ferdi Ağustos 1954’ten Mayıs 1957’ye kadar, hafif alaşım gövdeye sahip 29 arabayı ve hatta plastik gövdeye sahip deneysel bir arabayı da içermek üzere Sindelfingen’de üretilmiştir.


1955’te şirket ayrıca, Mercedes-Benz 300 SLR spor yarış arabasının iki coupe versiyonunu da üretti. Bunlar özellikle uzun mesafeli yarışlar için, açık versiyona göre sürücüye bir şekilde daha konforlu şartlar sunmak üzere tasarlandı. Araba dışarıdan bakıldığında 300 SL’le aynı görünüyordu fakat motor kapağının altı safkan Formula 1 teknolojisine sahipti. Bu arabalar herhangi bir müşterinin eline geçmedi fakat şanslı bir kişi Mercedes-Benz 300 SLR’nin özelliklerinin keyfini çıkarma şansına sahip oldu: tasarımcısı, Rudolf Uhlenhaut. 1955’te, bu coupe’nin  ilk defa kullanılacağı Altıncı Carrera Panamericana yarışının iptalinin ve o sezon sonu Daimler-Benz AG’nin yarışlardan çekilmesinin ardından Uhlenhaut’un bu arabayı iş seyahatlerinde kullanmasına izin verildi ve o da bu ayrıcalıktan olabildiğince faydalandı. Efsane otomobil buna bağlı olarak, “Uhlenhaut Coupe” olarak bilinmeye başlandı.
Çoğu 300 SL hayranı, 1969’da Frankfurt am Main Uluslar arası MotorShow’da Mercedes-Benz’in, kaputunun üzerinde bir yıldız olan yeni nesil süper spor arabası C 111’i tadımlık olarak sunmasını umuyordu. Bu nefes kesici deneysel araç yıldırım gibi hızlı, kama şeklinde, martı kanat kapılara sahip ve çağının ötesinde devir hareketli motora sahip bir otomobildi.
Bu seri üretime dair umutlar, otomobilin daha gelişmiş bir versiyonu olan, sadece altı ay sonra Cenevre’deki Auto Show’da görücüye çıkan ve otomotiv camiasında heyecanlı bir coşku uyandıran C 111-II için ciddi biçimde yükselmişti. Ancak, süper spor otomobil genlerine ve 257-kW dört diskli devir hareketli motora sahip bu araç üretime yakın konsept çalışması olarak kalacaktı. Seri üretime karşı argümanlar motorun düşük etkinliği ve daha katı egzoz yasalarını içeriyordu.
Buna benzer tepkiler 1991’de Mercedes-Benz C 112 ile cevaplandı. Bu hayranlık uyandırıcı spor araba konsept çalışması altı litrelik, 300kW güç sağlayan 12 silindirli motora sahipti. C 112 daha sonraki yıllar içerisinde Mercedes-Benz’in seri üretimini yapacağı araçlara da yayılacak olan bazı teknik yenilikleri de beraberinde getirdi – bu yenilikler Aktif Gövde Kontrolü (ABC) ve DISTRONIC yakınlık kontrolünü de içeriyordu. C 112, Jean-Louis Schlesser’in 1990’da Mercedes-Benz ile Group C spor arabalar dünya şampiyonasında şampiyonluk kazandığı zamanın spor yarış arabası C 11 Mercedes-Benz’den ilham alınarak üretildi.
2010 yılında ‘martı kanat’ ailesine yeni ve iddialı bir otomobil daha katıldı. Uzun süredir merakla beklenen yeni nesil 300 SL AMG sonunda ‘martı kanat’ hayranlarıyla buluştu. Yıllar içerisinde göz alıcı hatlarından ve simgeleşmiş kapılarından vazgeçmeyen 300 SL ‘nin bu yeni üyesi, klasik tasarımıyla modern çizgileri birleştiren bir yapıya sahip. 300 SL AMG’nin yollara çıkması, bir efsanenin yeniden doğuşuna tanıklık etmemizi sağladı.
Yeni Martı Kanat, ailesinin genlerinin birçoğuna sahip. Alüminyum şasi, arkadan çekişli motor ve tabii ki martı kanat kapılar… Hemen her yönüyle kendisinden önce gelen modellere benzerlik gösteren 300 SL AMG’yi diğerlerinden ayıran en büyük özelliği, gücü, hızı fiyatı.
Piyasaya ilk sürüldüğünde efsanevi 300 SL ailesini temsil edip edemeyeceği tartışılan 300 SL AMG, kısa sürede bu şüpheleri ortadan kaldırmayı başardı. Kanatlardan çok daha fazlasına sahip olduğunu gösteren yeni model, tüm dünyada büyük bir beğeni ve hayranlıkla karşılandı.
300 SL AMG’nin üretimi 2011 ve 2012 yıllarında da devam ederken, Mercedes modern teknolojiyle efsanevi ‘gullwing’ tasarımını birleştiren elektrikli bir konsept tanıtarak dikkatleri bir kez daha üzerine çekti. Üretime geçip geçmeyeceği henüz belli olmayan yeni konsept, Martı Kanat’ın yıllar içerisinde geçtiği evrelerin en sıradışı örneklerinden biri olarak hafızalardaki yerini aldı.