Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Masumiyet Müzesi… Orhan Pamuk…

0
Eklenme Tarihi: August 17, 2012 SANAT
Masumiyet Resim 3

Kolumdaki saatin tik takları kimi zaman büyük bir yanılsamaymış gibi gelir bana. Aslında hiç ölçülemeyecek bir şeyi, zamanı ölçmeye kalkmak insanoğlunun mağrurluğundandır derim kendi kendime sonra. Böyle düşünürüm çünkü zaman dediğimiz ve insanoğlu olarak Aydınlanma çağından sonra pozitivist ve ilerlemeci bir çizgiye oturttuğumuz bu kavram aslında değişik şekillerde yorumlanmaya oldukça açıktır.

Zamanın ilerlemeci yorumunda ‘dün’ ders çıkarılması  gereken bir şey iken, ‘bugün’ ise ‘yarına’ amade olması gereken bir andır sadece. İşte bu yüzden kolumuzdaki saatler kadar mekaniktir hayatımız… Ortaklaşa kurduğumuz bu düzlemde Dün’ü ve orada kalan hatıralarımızı; bugünü ve yarını güvence altına alacak bir tecrübe yığını olarak görürüz ve bu tecrübeler dışında kalan bir sürü ayrıntıyı zihnimizin en derinlerine hapseder, onlara haksızlık ederiz. ‘Bugün’, ya da ‘bu an’ ise zaten gözümüzü kırptığımız zaman dün olur uçar gider ve elimizde kala kala bizim için en önemlisi olduğuna inandığımız ‘yarın’ kalır, halbuki o da hiç gelmeyecektir. Tıpkı Yunan düşünür Epikür’ün zamanı tek ve o an yaşanan bir olgu olarak ele alışı ve ‘’Ben varsam ölüm yok ölüm varsa ben yokum’’ deyişindeki gibi, ya da küçük bir dükkanda gördüğümüz ‘’Bugün Veresiye Yoktur!, Yarın Gel’’ levhasındaki Yarın’ın aslında hiç gelmeyeceği, çünkü yarın da o dükkana gidip levhaya baktığımızda, Yarın Gel! Komutu ile karşılaşacağımız gibi…

Diğer taraftan ise zaman ve mekan… İlki alabildiğine soyut ve kendince farklı farklı anlamlandırılmaya müsait iken diğeri ise gözün gördüğü, elin dokunduğu ve bedenin hissettiği bir somutluktur. Ancak ne zamansız bir mekan mümkündür ne de mekansız bir zaman… Dün’ün hatıraları zihnimizde belirli bir mekan ve olay örgüsü içerisinde canlanır, tıpkı yarınımızı da belirli bir mekan içerisinde hayal ettiğimiz gibi… Zamanı olmayan, ondan bağımsız bir mekan yoktur, çünkü zamanın ruhudur mekanlara kimliğini veren ve onu belirli bir çizgiye oturtan. İşte tam da bu bağlılık yüzünden birbirlerine, etkileşim içindedirler sıkı sıkıya.

Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi ile mekan ve zaman arasındaki gizemli ilişkiyi ziyaretçilere yansıtmayı amaçlıyor.

Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi de, hem Roman anlamında hem de ziyaretçilerine kapısını yeni açmış bir şehir müzesi olarak; Mekan ve Zaman arasındaki bu binlerce yıllık gizemli ilişkiyi değişik bir dokunuş ile okurlarına ve ziyaretçilerine sunuyor. Müzenin giriş kısmında tabana yayılmış olan Zaman Spirali aslında mekanın ve zamanın birbirleri ile olan etkileşimlerini en güzel betimleyen şey müzede. Bu spiralin hikayesi ise Müzenin ikinci katında karşımıza çıkıyor. Bu katın giriş kısmındaki yazı şöyle: ‘’Aristo, Fizik’inde ‘şimdi’ dediği tek tek anlar ile Zaman arasında ayrım yapar. Tek tek anlar tıpkı Aristo’nun atomları gibi bölünmez, parçalanmaz şeylerdir. Zaman ise, bu bölünmez anları birleştiren çizgidir… Yaşadığım hayat, Zaman’ı yani Aristo’nun şimdi dediği anları birleştiren çizgiyi hatırlamanın çoğumuz için pek acı verici olduğunu bana öğretmiştir… Hayatımızı Aristo’nun Zaman’ı gibi bir çizgi olarak değilde, böyle yoğun anların tek tek her biri olarak düşünmeyi öğrenirsek, sevgilimizin sofrasında sekiz yıl beklemek bize alay edilebilecek bir tuhaflık, bir saplantı gibi değil; şimdi yıllar sonra düşündüğüm gibi Füsunların sofrasında geçirilmiş 1593 mutlu gece gibi gözükür…’’

Masumiyet Müzesi için rahatlıkla İstanbul’un ilk ev ve şehir müzesi denilebilir.

28 Nisan 2012’de kapılarını ziyaretçilerine açan Masumiyet Müzesi, İstanbul’da gözümüzün pek de alışık olmadığı bir müze tipini İstanbullulara armağan ediyor. Batı’da örneklerine rastladığımız Ev tipi ya da Şehir Müzesi olarak adlandırılan müzelerden bir tanesi, Orhan Pamuk’un hayal gücü ve azmi sayesinde bugün Dalgıç Sokak ve Çukurcuma Caddesi’nin kesiştiği yerde ziyaretçilerini bekliyor. Orhan Pamuk, Şeylerin Masumiyeti isimli son kitabında bir müzenin aslında tek tek bireylerin de hikayelerini anlatabileceğini söylüyor ve devlet destekli büyük müzelerin insanı değil de, devleti kutsallaştırdığı için pek de masum durmadıklarını ekliyor. Ayrıca, Manifesto’sunda tek tek bireylerin, ve sıradan hikayelerinin büyük toplulukların tarihinden daha zengin, daha insani ve çok daha mutluluk verici olacağını belirtiyor.

Müze’deki 83 farklı kutu, Kitap’ın 83 farklı bölümünü yansıtıyor.

Masumiyet Müzesi aynı adlı Roman ile birlikte gelişen bir proje. Masumiyet Müzesi  Çukurcuma Caddesi üzerinde 1897 yapımı tarihi bir binada yer alıyor. Ahşap merdivenlerle birbirine bağlanan üç katı vitrinler ve yerleştirmelerle donatılan müze, ziyaretçilerini 1950-2000 yılları arasına dair İstanbul hayatının pek çok unutulmuş ayrıntısıyla buluşturuyor. Romanın seksen üç bölümünü temsil eden seksen üç kutuda sergilenen sinema biletlerinden kibritlere, likör şişelerinden kapı kulplarına, minik biblolardan fotoğraflara uzanan, binlerce eşyadan oluşan bir koleksiyonun yanısıra müzede eski İstanbul filmlerinden yaratılan bir seçki de sunuluyor. Orhan Pamuk, böyle bir müzenin oluşması için gerekli olan ilhamı ilk olarak 1980’lerde bir aile yemeğinde son Osmanlı Şehzadesi Ali Vasıb Efendi’nin buruk hayat hikayesini dinledikten sonra alıyor. Cumhuriyet’in kurulmasından sonra yurt dışına çıkan Osmanlı Hanedanı’nın  bir üyesi olan ve bugün Saltanat Rejimi devam etseydi son padişah olacak kişi olan Ali Vasıb Efendi, yurt dışında geçim darlığına düşüyor ve geçinebilmek için uzun yıllar İskenderiye’deki Antoniadis Saray ve Müzesi’nin önce bilet kontrolörlüğünü ardından da müdürlüğünü yapıyor. Ali Vasıb Efendi, 1980’lerle birlikte Türkiye’ye geri dönüş yapıyor ancak para kazanma dertleri bir türlü son bulmuyor ve o gün Orhan Pamuk’unda olduğu o aile sofrasındakilerden biri Ali Vasıb Efendi’ye çocukluğunu geçirmiş olduğu Ihlamur Kasrı’nda rehberlik teklif ediyor. İşte o an Orhan Pamuk aslında  Ali Vasıb Efendi için çocukuğunu geçirdiği yer olan Ihlamur Kasrı’nı  ziyaretçilere nasıl anlatabileceğini düşünüyor. Örneğin bir odaya girdiğinde ‘’İşte Efendim, burası Yetmiş yıl önce benim yaverimle birlikte oturup matematik çalıştığımız odadır’’ deme ihtimali Orhan Pamuk’ta bireyin kendi hayat hikayesini anlattığı bir müze fikrinin oluşmasını sağlıyor ve böylece hem Masumiyet Müzesi Romanı hem de aynı adlı Müze bu ilhamdan yola çıkarak gerçekleşiyor.

Masumiyet Müzesi, 1974 ile 2000’lerin başı arasında geçen bir aşk romanı ve iki farklı sosyal tabakaya mensup olan iki aile üzerinden 1950-2000 yılları arası İstanbul hayatını anlatıyor. Füsun ve Kemal’in trajedik aşkı üzerinden devam eden roman da Kemal; bir gün Füsun’u kaybedeceği korkusuyla ona ait olan eşyaları biriktirmeye başlıyor ve birgün birlikte geçirdikleri trafik kazasından sonra Füsun’un ölümü ile birlikte Füsun’a ait olan ve yıllarca biriktirdiği eşyaları Çukurcuma’daki evini müze haline getirip bu eşyaları sergilemeye başlıyor ve bu eşyaların kataloğunu Orhan Pamuk’a yayınlanması için teslim ediyor. Tabii bu kurgusal hikayenin dayanakları Orhan Bey’in engin edebi yeteneğine dayanıyor. Aslında Orhan Pamuk Füsun ve Kemal’in ilişkisini tasarlarken aynı zamanda eskicilerden de romanın geçtiği dönemi yansıtan eşyaları topluyor ve kimi zaman bulduğu bir eşya romana yeni bir yön verirken kimi zaman da hikayenin kurgusu eskicilere uğramayı zorunlu kılıyor.

Müzeyi ziyaret etmek isteyenler için:
“Masumiyet Müzesi” 28 Nisan Cumartesi gününden itibaren Salı – Pazar saat 10.00 – 18.00 saatleri arasında, Cuma günleri ise saat 20.00’ye kadar ziyarete açık olacak. Ziyaret saatleri içerisinde müzeye gelen konuklar ilgi çekici ürünlerin yer aldığı müze dükkânından kitaplar, müzedeki sanat eserlerini gösteren posterler, kartpostallar ve müze için özel olarak üretilen hediyelik eşyaları satın alabilirler.

Adres:

Firuzağa Mahallesi, Çukurcuma Caddesi No: 24
34425 Çukurcuma/ İstanbul
Telefon: Müze (Santral): 0212 252 9738
Deniz Aral (Müze Müdürü): 0532 571 7857