Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Mavi Suların ‘Melez’ Güzelleri

0
Eklenme Tarihi: August 9, 2012 TASARIM
Trilobis-02

Denizcilik dünyasında ufukta beliren son gelişme hibrid yatlar… Bir dizel ve bir elektrik motorun birleşiminden oluşan bu melez sistem, enerji kullanımını akıllıca kontrol ederek yakıt tüketimini azaltan çevreci bir çözüm olarak, gelecekte fosil yakıta dayalı teknolojinin tahtına aday olarak görülüyor. Dünyanın önde gelen yat üreticilerinin ve tasarımcıların birbiri ardına sunduğu hibrid yat projeleri de her türlü lüks, konfor ve verimli sürüş özellikleriyle mavi sularda salınmaya hazır olduklarının işaretini veriyorlar.

Lüks yaşamın en karakteristik simgelerinden biri olan yatların geçmişi, denizcilik tarihi kadar eski… Milattan önceki dönemlerden itibaren var olan Mısırlılar, Fenikeliler, Vikingler, Flemenkler gibi toplumlarda yelkenlilerin ilk örneklerini görmek mümkün. Yat sözcüğünün İngilizce karşılığı olan “yacht” kelimesinin de Hollandalıların eskiden sığ sularda korsanları kovalamak için kullandıkları deniz araçlarına verdikleri “jaght” (avcı) isminden geldiği biliniyor. Yatların bir statü sembolü olarak önem kazanmaya başlaması ise bu deniz araçlarının Hollanda Kraliyet Ailesi tarafından kullanılmasına dayanıyor. 20. yüzyılın başlarında toplumun varlıklı kesimi için sahiplenilecek bir mülk olarak tanıtılmalarının ardından da yatlar, günümüz modern karşılıklarına kavuşarak lüksü ve zenginliği yansıtan araçlara dönüşmüşler.

Sanayi devrimi ve motorlu araçların hızlı gelişim süreci ile günümüzde artık yat üretimi, marinalar, gezi ve turlar gibi oldukça geniş bir alanı kapsayan koca bir sektörü ve başlı başına bir yaşam tarzını temsil ediyor. Henüz otoyolları kaplayan otomobiller kadar çok olmasalar da dünya suları üzerinde seyreden yatların sayısı oldukça fazla.

Teknoloji, tasarım ve yenilik alanında da sürekli değişen ve gelişen bir sektör olan yatçılık güncel trendlerin en çok yansıdığı alanlardan biri… Kirlilik, küresel ısınma, petrol krizi gibi dünyanın geleceğine dair endişelerin oldukça belirleyici olduğu günümüzde, yat sektörünü yönlendiren tasarım trendlerinin ve yeniliklerin de bu doğrultuda geliştiğini görüyoruz. Yeşile gitme arayışında herkes çevrenin korunmasına katkıda bulunmak için çalışıyor. Hayatın oldukça geniş bir alanında, alternatif enerji kaynaklarını araştıran, hem doğal kaynakları hem de teknolojik gelişmeleri çevreye en az zararlı olacak şekilde bir araya getiren projeler her geçen gün artıyor.

Hibrid sistemler de bu yeşile gitme arayışında son yılların en çok öne çıkan gelişmelerinden biri. Çevre kirliliğini ve yakıt tüketimini azaltmayı hedefleyen hibrid sisteme göre üretilen araçlar fosil yakıta dayalı motorların tahtına aday olarak gösteriliyor. Özellikle otomobil alanında pek çok markanın tasarımlarını hibrid araç üretimine yoğunlaştırmasının ve olumlu geri dönüşler almasının ardından yat üreticileri de pazardaki bu yeşil yarışa dahil oldular.

 

Hibrid Sistem Nedir?

Farklı türleri mevcut olsa da her türlü hibrid sistem genellikle benzer şekilde çalışıyor. Sistem temel olarak, verimli bir şekilde daha büyük bir motor gücünü üretmek için iki küçük motoru bir araya getiriyor. Örneğin bir hibrid araba, benzinli motorun yanına bir elektrik motoru yerleştirilmesiyle çalışıyor. Kalkış anında, düşük hızda hareket halinde ya da yavaşladığınızda otomobil sadece elektrik motorunu kullanıyor. Yüksek hızda seyrettiğiniz zaman ise en verimli yöntem olan dizel motora geçiş yapıyor. Dizel motor çalışırken de elektrik motorunun harcadığı enerji tekrar şarj oluyor. Hibrid teknelerde de buna benzer bir süreç işliyor. Tekne enerjiyi güneşten (fotovoltaik ve solar ısı), rüzgardan, dalgalardan, akım ve gelgitlerden sağlıyorlar. Bu enerji elektrostatik ya da kimyasal enerji depolama hücrelerinde depolanıyor ve sonra teknenin tüm konforunu sağlamak için kullanılıyor. Belirli bir hıza kadar teknenin seyri sırasında bu elektrikli motor devrede oluyor. Teknenin hızı yükseldiği zaman ise dizel motor görevi devralıyor. Havalandırma, ısıtma sistemleri, aydınlatma ve tekne içerisindeki cihazlar için gerekli olan enerji de elektrikli sistem tarafından karşılanıyor.

Hibrid yatların popülerliği sadece çevre ile ilgili kaygılardan kaynaklanmıyor; yakıt fiyatları, performans ve yönetmelikler de bunda etkili oluyor. Hibrid yatların iyi tarafı yakıt tüketimini düşürmesi ve akü gücüyle güneş ya da rüzgar enerjisinin gücünü birleştirerek elektrikli tahrik sisteminin verimliliğini yükseltmesi olarak tanımlanıyor. Sadece elektrikli ya da sadece fosil yakıta dayalı sistmelere göre hibrid sistem verimlilik açısından daha başarılı olarak kabul ediliyor. Otomobiller ile karşılaştırıldığında yatlar için hibrid bir sistem geliştirmenin daha zor ve karmaşık olduğu belirtiliyor; çünkü bir ulaşım aracı olmanın yanında aynı zamanda bir yaşam alanı da sunan yatlarda otomobildekinden daha fazla enerjiye ihtiyaç var; daha kapsamlı ısıtma, soğutma, aydınlatma işlemleri ve daha fazlası için enerji gerekiyor. Ancak yine de otomobillere göre güneş ve rüzgar enerjisine erişmede yatlar daha avantajlılar; çünkü solar paneller ya da tribünler için otomobilden daha geniş çatı alanına sahipler. Dolayısıyla hibrid sistemler iyi kullanıldığında yatlar için en avantajlı sistemlerden biri olarak görülüyor.

Yatın hızını sınırlandırması, değişken hız durumlarında verimliliğin azalması ve yatırıma yönelik başlangıç maliyetlerinin mevcut teknolojilere oranla daha yüksek olması, içinde bulunduğumuz süreçte henüz gelişim aşamasında olan hibrid teknolojinin dezavantajları olarak yorumlanıyor. Elektrik teknolojilerinin teknelerde henüz yeterince denenmemiş olması hibrid sisteme önyargıyla yaklaşılmasına neden olsa da bunlar araştırmacıların üzerinde çalıştığı ve çözüme kavuşturmak istediği problemler. Pek çok ülke hibrid sistemlerin artılarını ve eksilerini araştırmayı sürdürürken dünyanın önde gelen yat üreticileri ve tasarımcılar birbiri ardına hibrid modellerinin projelerini sunuyorlar. Biz de bu sayımızda, denizcilik alanında yakın zamanda daha da etkili olacak gibi görünen hibrid teknolojiye dair farklı, yenilikçi ve tasarım ağırlıklı yorumlar getiren Audi, Azimut, Giancarlo Zema Design Group ve Code X AG’ye ait yat tasarımlarını sayfalarımıza taşıyoruz.

 

Hibrid Yatın Faydaları

-Teknede çok az yakıt taşımak ya da hiç taşımamak

- Yolda az yakıt kalmasına karşı gelişmiş güvenlik

- Suda yakıttan kaynaklı potansiyel kirlenmeyi azaltmak

- Gürültüsüz sürüş

- Hava kalitesinin artması.

 

Trimaran

Audi

Audi Trimaran, markanın Münih’te bulunan tasarım stüdyosu için Stefanie Behringer tarafından tasarlanmış bir öğrenci projesi. Hibrid sisteme sahip yat, iki jetskiyi bir motorlu tekneye entegre eden yeni bir konsept sunuyor. Teknenin gövdesi bir trimaranı temel alırken tasarım, jetskiler için iki küçük çıkıntıyla desteklenen merkezi bir ana gövdeden oluşuyor.  Ana teknenin hafif ve verimli iki Audi TDI dizel motor ile güçlendirilmesi; jetskilerin ise elektrik gücü ile kullanılması planlanmış. 8 konta kadar düşük hızlarda, örneğin koylarda ya da kıyılarda, tekne sadece jetskilerin herhangi bir emisyon ve gürültü üretmeyen motorlarını kullanarak hareket edebilecek şekilde tasarlanmış. 30 knota kadar daha yüksek hızlarda iki dizel motor hemen devreye giriyor. Bu süreç boyunca jet skilerdeki elektrikli motorlar hız alırken dizel motorları destekliyor, böylece tekne daha hızlı ilerlerken daha az yakıt kullanmış oluyor. Aynı zamanda dizel motorlar çalışırken jetskilerdeki bataryaları şarj oluyorlar.

Tekne 15 m uzunluğunda, ince merkezi gövdesi sayesinde 6.40 m genişliğe sahip.  Jetskilerin suyun altında kalan kısmı sadece 58 cm olduğundan sürüş konsepti sığ suya bile gitmeyi mümkün kılıyor. Güvertede 12 kişilik boş alan mevcut,  altta ise 4 yatak yer alıyor. Ayrıca salon masası aşağı çevrildiğinde gizlenmiş diğer 2 ek yatak ortaya çıkmış oluyor. Trimaran’ın seri üretimine dair henüz bir plan bulunmuyor ama yine de hibrid örnekler arasında göz kamaştırıcı bir proje olarak öne çıkıyor.

 

Magellano 50

Azimut-Benetti R&D Department

 

Magellano 50, dünyanın önde gelen yat üreticilerinden Azimut-Benetti R&D Department tarafından özel olarak üretilmiş ilk hibrid sisteme sahip, lüks ve uzun menzilli yat olma özelliğini taşıyor. Yat elektrikli motorları sayesinde maksimum kolaylık ve sessizlik ile 8 knota kadar denizde seyredebiliyor. RINA tarafından verilen, “Green Plus” sertifikası da yatın bir diğer önemli özelliği; düşük emisyonlu motorlarından maksimum performansa sahip pervanelerine, bataryaların şarj olmasını sağlayan solar panellerinden cam yüzeylerinde ısı değişimini kontrol etmeye yardımcı olan UV korumalı film kaplamalarına, tüketim ve tank seviyesini yükleme ve boşalma durumuna göre takip etmeden ana fiberglas bileşenlerin inceliğine kadar önemli bütün gerekliliklere uyumlu olması, yatın bu sertifikayı kazanmasında etkili olmuş.

Yaratıcı bir işçiliğe sahip yat yüksek düzeyde ekolojik uyumluluğu, güvenli oluşu, kolay kullanımı, enerji verimliliği ve yolda uzun süre seyir halinde üst düzey konfor sağlıyor oluşu ile dikkat çekerken, bu modern tarz ve gemicilik geleneğini mükemmel bir uyum ile bir araya getiriyor.

Teknede dış mekan olarak düşünülen alanların tasarımı öne çıkıyor. Magellano 50 pupa tarafından başlayan, bir küvet platformu üzerinde kısmen çıkıntı oluşturan, “C” şeklinde bir bank ve 6 kişilik masayı da kapsayan geniş bir kokpite sahip. Geniş yan yürüme yolları ikinci bir açık dinlenme alanını içeren pruva kısmına uzanıyor. Mobil bara sahip geniş bir yemek alanı ve güneşlenmek için ayrılmış alanı ile tüm güverte, donanımıyla seyir halinde yerleşik bir hayata hizmet edecek şekilde konfor sağlıyor. İç mekanlar tamamen açılan iki sürgülü kapı sayesinde dışa açılıyor. Mutfak, kokpit ve iç mekanda bulunun yemek odasının ortasında teknede maksimum konfor sağlamak üzere stratejik olarak konumlandırılmış. Modern, çağdaş ve zamansız bir tasarıma sahip teknenin iç tasarımında alt güverte 4 farklı seçenek sunacak şekilde planlanmış. Geminin ortasında konumlanan süvari kabini ve geminin ön tarafındaki VIP kabini arasındaki geniş alanda; stüdyo ve misafir kabini, stüdyo ve ikinci bir yemek odası, misafir kabini ve ikinci bir yemek odası ya da bir stüdyo ile çamaşır yıkama-kurutma makinesi ve depolama alanına sahip bir kabin özelliklerinden biri tercih edilebiliyor.

 

Trilobis 65

Giancarlo Zema Design Group

 

Giancarlo Zema Design Group tarafından tasarlanan Trilobis 65, koylar, adalar, deniz parkları için ideal, 20 metre uzunluğunda, 6 kişilik bir eko yat projesi olarak tasarlanmış. Proje adını 500 milyon yıl önce yaşamış bir istiridye türünün adı olan Trilobit sözcüğünden alıyor. Yat spiral merdivenler ile birbirine bağlanan 4 kattan oluşuyor; hibrid sistemle tasarlanmış teknenin sürprizi bu katlardan ikisinin deniz altında yer alıyor olması. Üstte kalan kısmı ile Trilobis lüks bir yat görünümüne sahip.

En üst kat deniz seviyesinden 3.5 metre yükseklikte yer alıyor. Trilobis tasarımda yer verilen sofistike teknoloji sayesinde buradan bir joystick ile kontrol edilebiliyor. Deniz seviyesinden 1.4 metre yukarıda bulunan diğer kat ise geniş açık alanlara sahip. Mutfak, banyo, oturma alanları ve kaptan köşkü bu üst katlara dağıtılmış. Suyun altında kalan kısmın görüntüsü ise tamamen camdan bir fanusu andırıyor. Burada da konaklama odaları bulunuyor. Suyun 3 metre altında bulunan en son katta bir su altı gözlem küresi bulunuyor. Bu alanda bilgisayarlarla bağlantılı 6 oturma alanı yer alırken, özel bir yazılım sahiplerine dış aydınatmayı kişiselleştirme imkanı veriyor. Ayrıca denizin dibine ve aşağıdaki balıklara dair anlık bilgi sağlıyor.

Yatın tamamı çelikten yapılmış ve geri dönüştürülebilir özelliğe sahip. Cam pencereler elektrokimyasal sistem sayesinde ışık geçirgenliklerini değiştirebiliyorlar. Bu manuel olarak ya da otomatik olarak dışarıdaki ışığa göre ayarlanabilyor. Aracın 300 beygir gücündeki motoru hidrojen ile çalışıyor. Teknenin üstünde bulunan yeni nesil güneş panellerinden elde edilen enerji ile de teknenin elektrik ihtiyacı karşılanıyor. Yani Trilobis 65 güneş ve hidrojen enerjisini bir araya getiren öncü ve olağandışı bir tasarıma sahip. Bir yattan ziyade onu bir yüzen ev olarak tanımlamak da mümkün. Yapılan hesaplara gore üretimi 4 milyon doları bulacak olan Trilobis 65 henüz proje aşamasında; üretim için yatırımcı arayışında olan tasarım firması seri üretime geçilmesi halinde maaliyetin daha da düşebileceğini belirtiyor.

 

Code X Lüks Hibrid Yat

Code X AG

 

İsveçli Code X AG tarafından tasarlanan bu ultra lüks spor tekne, hibrid tasarımlar arasından sıyrılan oldukça etkileyici bir araç. Code X yat inşasında yeni bir boyutu işaret ederek konvansiyonel ve çevre dostu yakıtların uyumlu kombinasyonunda etkin bir rol üstleniyor. Hem çevreci özellikleriyle hem de üstün performansıyla dikkat çeken tasarım 9 knota kadar sadece elektrik motoruyla ilerleyebiliyor. Bu sahibine güneşin keyfini çıkarırken sessizce su üzerinde kayma imkanı tanıyor. Lityum bataryalar ile iki elektrik motorunu çalıştıran teknenin gövdesine yerleştirilen güneş panelleri de bataryaları şarj etme görevini üstleniyor. Llmor Marine tarafından adapte edilen iki tane V10 Formula 1 motora sahip tekne, 90 knota kadar hız alabiliyor ve toplamda 1420 beygir gibi üstün bir güce sahip. Kullanıcı dokunmatik bir ekran sayesinde yolculuğunun seyrini belirleyebiliyor. GPS kontrollü “Sanal Çapa” sistemi özelliği rüzgarın hızı ya da su akımı ne olursa olsun tekneyi sabitliyor. İsveç tasarımı Kevlar/karbon kabuk ile ışığa göre yön değiştiren-gölgeli pencereler de bu lüks hibrid yatın dikkat çeken bir diğer özelliği.