Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Suda ‘yükselen’ yaşam…

0
Eklenme Tarihi: July 18, 2012 TASARIM
P1_768220

Hollanda ve Tayland gibi su ile haşır neşir ülkelerde çokça rastlanan mütevazı tekne evler lüks konutlara ilham verdi ve ortaya yeni bir mimarlık yaklaşımı çıktı; Yüzen Evler… Dünyanın farklı noktalarında, su tutkusunu yaşam tarzı ile birleştirmek isteyenlerin tercihi olan ve sayıları giderek artan yüzen ev tasarımları, kalıcı bir konuttaki lüks ihtiyacını ve yerleşik yaşamın konforunu fazlasıyla karşılarken ihtiyaç halinde bir tekne gibi mobil olma özelliği ile de özgürlük hissini doyasıya yaşatıyor.  Dünyanın farklı ülkelerinde suyu bir yaşam alanı olarak yeniden yorumlayan mimarlık ofislerinin tamamlanmış ya da proje halinde olan çarpıcı yüzen konut tasarımlarını sizler için derledik…

 Sevinç Arslan

Suya yakın yaşamak çoğu insan için keyiften öte bir tutku… Bu tutkunun peşinden gidip yaşamlarını tekneye taşıyan insanların sayısı da azımsanacak gibi değil. Su ile bütünleşmiş kentlerin çoğunda marinalar evlere dönüşmüş teknelerle dolu. Elbette tasarım ve teknolojinin birleşimini etkili bir şekilde yansıtan, konfor ve fonksiyonelliği ile deniz tutkunlarını cezbeden yeni nesil tekne ve yatların, suya daha yakın alternatif bir yaşam tarzının benimsenmesindeki rolü büyük. Ancak son yıllarda özellikle Hollanda, Almanya, Kanada, Amerika gibi dünyanın farklı coğrafyalarındaki pek çok ülkede yaygınlaşmaya başlayan ve suyu bir yaşam alanı olarak yeniden yorumlayan “yüzen ev” tasarımları, bu yaşam tarzını bir alternatif olmaktan öteye taşıyarak kentlerin geleceğinde belirleyici olacak bir mimari yaklaşıma dönüştürüyor.

Bir yüzen evi genel olarak büyük dubalar ve beton bir platform sayesinde su üstünde kalacak şekilde inşa edilen konut olarak tanımlamak mümkün. Tüm yapı su yüzeyinin altında güvenli bir şekilde palamara bağlı olacak şekilde inşa ediliyor ve konut su seviyesine göre alçalıp yükselebiliyor. Yüzen ev tasarımı, sahibi için iki fonksiyonu karşılayabiliyor; konforlu bir kalıcı konut ve ihtiyaç halinde bir tekne gibi mobil olabilme… Kent merkezinde, deniz veya su kanalları üzerinde inşa edilebilecekleri gibi, kırsal alanlarda, göl, nehir, kanal gibi sulak alanlarda da konumlandırılabilen yüzen evler, bulundukları yere göre farklı ölçü ve tasarımlara sahip olabiliyorlar.

 

Lüks Konutlara İlham Veriyor

Yüzen ev fikrinin ilk ortaya çıkışı çok da yeni sayılmaz. Örneğin Tayland’da su üstünde kurulu balıkçı köyleri bulunuyor. Londra, Amsterdam gibi su kanallarına sahip şehirlerde de kanallar üzerinde yer alan eve dönüştürülmüş tekneler alışıldık manzaraların başında geliyor. Sıradan, mütevazı bir yaşamı yansıtan bu tekne-evler, günümüzde ise lüks konut tasarımlarına ilham veriyor. Lüks konut yaklaşımını yenilikçi ve olağandışı bir bakış açısıyla yorumlayan pek çok mimar ve tasarımcı, şehir merkezlerinde kent karakterinde çeşitlilik yaratan çarpıcı yüzen konutları hayata geçiriyorlar. Yüzen villa olarak tanımlanan bu örnekler kalıcı bir konutun sahip olduğu tüm imkanları sağlamakla birlikte içerisinde yaşayanlara eşsiz bir manzara deneyimi de sunuyorlar. Tasarımlarına yansıyan estetik, fonksiyonellik, şeffaflık gibi güncel trendler ile yüzen konutlar, kamusal alan ve mahremiyet sınırının dengeyle yorumlandığı yaşam alanları olarak karşımıza çıkıyor.

Kara üzerine inşa edilen bir lüks konutun sahip olduğu pek çok özelliğe sahip olabilen yüzen evlerde mutfak, banyo, yatak odaları, oturma odaları gibi evin temel bölümleri, özgün tasarımlarıyla dikkat çekiyor. Buna ek olarak tamamen sürgülü camlardan oluşan ve ev sahibi için doğrudan manzaraya erişim sağlayan dış cepheler, saunalar, teras, veranda gibi havadar dış mekanlar, ısıtmalı jakuzi küvetler gibi her türlü lüksü barındırıyorlar. Suyun ortasında konumlanan yüzen evlerde güvenli bir demirleme alanına sahip tekne park alanları da mevcut. Ayrıca yüzer iskeleler sayesinde villalara karadan hem yaya olarak hem de otomobillerle kolayca ulaşılabiliyor.

 

Geleceğin Kurtarıcısı Olarak Yüzen Ev

Tabii işin keyif dışında başka bir boyutu daha var. Yüzen ev yaklaşımının son yıllarda öne çıkmasındaki en önemli etken, iklim değişikliğinin gelecekte neden olacağı olası kötü senaryolar… Hızla tükenen ve telafisi mümkün olmayan doğal kaynaklar, kirlenen toprak ve küresel ısınma sonucu eriyen buzulların dünya genelinde su seviyesini arttıracağı yönündeki yaygın görüşler “Gelecekte nerede, nasıl yaşayacağız?” sorusunu gündeme getiriyor. Su seviyesi yükseldikçe dünyanın pek çok yerinde kara üzerinde yaşamın zorlaşacağı belirtiliyor. Yaşama dair alternatifler geliştirebilmek için halihazırda pek çok fikir mevcut. Örneğin; uzay yerleşimi, sualtı inşaatları ve hatta yeraltı tesisleri… Bu fikirlerin çoğunun ardındaki temel problem bunların küresel ölçekte uygulamaya ekonomik açıdan elverişli olmamaları… Ancak pek çok ülkede zaten mevcut olan eve dönüştürülmüş tekne fikri pek çok tasarımcı ve mimarın aklına yatmış olmalı ki bu fikir yeniden yorumlanarak hem çevre dostu bir yaşam hem de gelecekteki olası kötü senaryolara karşı da bir çözüm olarak ele alınıyor. Dörtte üçü su ile kaplı olan ve küresel ısınma ile gelecekte bu su oranının daha da artacağı belirtilen bir gezegende yüzen mimarlık bir ütopya olmaktan çıkıyor gibi…

Günümüz mimarlarının çoğunun tasarımlarına baktığımızda deniz üzerinde yaşamı vurguladıklarını görüyoruz. Sellerden etkilenmeyen, güneş ve rüzgar enerjisini kullanabilen, dayanıklı ve çevreye zararsız malzemeler kullanılarak inşa edilen bu evler gelecekteki kurtarıcı misyonlarının yanında tasarım açısından da yaratıcılığın sınırlarını zorluyorlar. Pek çok şehrin merkezinde, inşası tamamlanmış, kişiye özel tasarıma sahip, özgün yüzen konutlar mevcut. Ayrıca bu işi bireysel konutlardan öteye taşıyan pek çok firmanın şu anda proje halinde olan ve gelecek birkaç yıl içerisinde tamamlanacak yüzen apartmanlar, siteler, yüzen gökdelenler, marina-köyler gibi kompleks yapıları içeren projeleri bulunuyor. Buna ek olarak, sürekli yaşanan bir konut olmanın dışında yüzen ev tasarımları yazlık ev, ofis, stüdyo,  eğlence ve parti mekanları ve kültürel tesisler olarak da kullanılabiliyor. Biz de bu sayımızda farklı lokasyonlarda konumlanan, tamamlanmış ya da yapım aşamasında olan, hem mimari açıdan hem de yaşam standartları bakımından su üstünde ‘yükselen’ yaşamın dikkat çeken örneklerini sayfalarımıza taşıyoruz: Vandeverten+Carlander Architects imzalı Lake Union Yüzen Evi, İsveçli RAFAA Architecture&Design imzalı Tha Last Resort ve Hollandalı Waterstudio imzalı Citadel Yüzen Apartman Kompleksi, Villa ‘De Hoef’ ve Villa ‘Kortenhoef’…  Her biri hayal gücü ve tasarımın geleceğin kent yaşamını nasıl şekillendireceği konusunda ipuçları veriyor.

 

Lake Union Yüzen Evi

Seattle, Washington

Mimar: Vandeverten+Carlander Architects

Seattle yüzen evler bakımından uzun ve ünlü bir geçmişe sahip. Yüzen ev tasarımının lüks bir örneği olan ve şehrin tam kalbinde, Union Gölü üzerinde bulunan Vandeverten+Carlander Architects imzalı bu lüks konut, konumundan tam olarak faydalanarak şehrin büyüleyici panoramik manzarasını keyifle deneyimleme imkanı sunuyor.  Ev sahibi aile mimarlık ofisinden konforlu bir yaşamın gerektirdiği alanları içeren, eğlenceli, modern, çağdaş bir ev talep etmiş. Nihai tasarım da basit bir “kutu” formunun mimari bütünlük içerisinde dönüştürülmesiyle bir evden beklenen tüm performansı karşılayan bu lüks konut ile sonuçlanmış.

Konut, büyük, lüks, ferah iç mekanlara ve eğlenceler için kullanılacak geniş teraslara sahip. İki kattan oluşan evde keyifli açık alanlara oldukça geniş yer ayrılmış. Evin üst kısmında büyük bir teras bulunuyor. Özel alanlar ve odalar ise çoğunlukla giriş katta konumlandırılmış. Geniş tutulan açık alanlar ve geniş cam cephelerle şeffaflık sağlanırken gün ışığından da maksimum düzeyde yararlanılması sağlanmış. İçeride kullanılan ana merdiven dışında güverteden terasa çıkan dairesel formlu şeffaf bir merdiven, üst kat ve alt katı birbirine bağlarken tasarım açısından da merkezi bir görsel öğeye dönüşüyor. Üst kattaki geniş sürgülü kapılar ise iç mekanların dış mekanlara açılmasını sağlıyor ve böylece yaşam alanlarının, etrafını çevreleyen göl ile bağlantısı arttırılıyor.

Dış kompozisyon iç mekan kullanımlarının doğrudan bir yansıması niteliğinde… Dış mekan malzemeleri estetik kalitelerine ve az bakım gerektiren özelliklerine göre seçilmiş. Alüminyum paneller giriş kat banyolarını kaplıyor. Üst kat ise yağmura karşı dayanıklı ve izolasyon sağlayan fiber beton levhalar ile kaplanmış. Bu entegre renkli paneller Alaska sarı sedir ağacından yapılmış pencere çerçeveleri ile tamamlanmış. İç mekan malzemeleri ise ev sahibinin zengin ve eklektik mobilya koleksiyonunu ve renk paletini tamamlayacak şekilde dikkatlice seçilmiş. Hafif renkli bambu yer döşemeleri, duvarlardaki Alaska sarısı paneller ve tavanlar güçlü mobilya elemanlarını öne çıkarmayı sağlayan bir arka plan yaratıyor. Çevresel duyarlılığın da ön plana çıktığı konutta havalandırma, ısınma, aydınlatma gibi teknik alt yapıya dair ihtiyaçlar da çevreci uygulamalar ile çözümlenmiş.

 

 

The Last Resort

 Mimar: RAFAA Architecture&Design, İsveç

İsveçli ünlü mimarlık ofisi RAFAA Architecture&Design tarafından tasarlanan bu mobil yüzen yapı alışıldık ev konseptini yüzen bir yapı içerisinde yeniden yorumluyor. Hareket halinde olmanın biçimsel ve kavramsal gereksinimleri ile aynı anda evde hissetmek arzusunun yarattığı zıtlık bu projeyi oldukça dikkat çekici kılıyor. RAFAA mimarları da çevresel sorunlarla ilgilenen ve yeşil tasarımlarıyla hem konforlu hem de sorumluluk sahibi yapılar hayata geçirmeyi hedefleyen bir yaklaşım içerisindeler. Yüzen mimari üzerine de oldukça kafa yoran mimarlık ofisi gelecek için bu bağımsızlık ve hareketlilik üzerine odaklanan yapıları çok önemsiyor. “The Last Resort” projesi de adından anlaşılacağı üzere “son çarenin” stratejisini izliyor, bilinen konseptlere meydan okuyarak alternatif yaşam şekilleri göstermeyi deniyor.

Yapının iki kademeli olarak inşa edilmesi planlanmış. Üst güvertede 2.50 metrelik yeterli bir yüksekliğe sahip olabilmek için, uyku ranzaları, oturma elemanları, teknik ekipman ve bölmeler alt güvertede konumlandırılmış. Bunlar üst güvertenin “ilave odaları” olarak hizmet veriyorlar; yani yataklar ve kanepeler zemine gömülü bir şekilde tasarlanmış ve ihtiyaç duyulduğunda bulundukları platform yükseltilerek gizlendikleri yerden çıkartılıp kullanıma hazır oluyorlar. Yapının dış alan ölçümü 5m x 15m. Ön bölümde kapalı bir teras yer alıyor ve buradan çatıya uzanan bir merdiven bulunuyor. Mutfak ise oturma odası ile birlikte bir açık oda konseptiyle planlanmış. Banyo her iki yatak odasını ana odadan ayıran bir çekirdek görevi üstleniyor. Yatak odası ise ihtiyaç halinde sürgülü paneller ile bölünerek bir tarafı çalışma alanı olarak kullanılabiliyor. Yüzen evde iki ranzayı da içeren toplam 6 yatak mevcut.

Su yüzeyinin yatay, dalgalı şekli projenin tasarımına ilham vermiş. Manzara oturma odasının bir uzantısı olarak algılanabiliyor. Zemin ve tavan, manzaranın alt ve üst çerçevesini oluşturan iki yüzey görevi üstlenerek doğa ile bütün olma hissini güçlendiriyor. Manzaraya kesintisiz bir bakış, tasarımın mekansal kalitesini artırıyor. Su seviyesinin yüksekliği ve şekli değişkenlik gösterdiği için perspektif ve manzara sürekli değişiyor. Yüzen yapıda zemin bir noktada aşağı doğru bükülüyor ve suyun içerisinde kayboluyor. Bir diğer noktada ise çatı zemine doğru kıvrılıyor; böylece tasarım bir “öpüşme anı”nı imgeliyor. Bir başka noktada ise yapı merdiven boşluğu için aralanıyor. Tüm bu formlar dalgalar, rüzgar ve suyun yansıması ile birlikte bir oyun üretiyor.

The Last Resort’un iki şekilde kullanımı mevcut; açıkta ya da iskeleye demirli olarak. Açıkta demirlendiği zaman tasarımdaki geniş transparan alanlar sınırsız bir özgürlük hissini güçlendirse de bir iskeleye demir atıldığı zaman, yakınında bir komşu olması ihtimaline karşı yüzen evin içinde yaşayanlar için yüksek düzeyde mahremiyet ihtiyacı doğuyor. Manzarayı ve ışığı ihtiyaçlar doğrultusunda yönlendirebilen esnek koruyucular istenilen odayı gerektiğinde kamufle etmeyi mümkün kılıyor.

 

Citadel Apartman Kompleksi

Mimar:  Koen Olthuis  – Waterstudio.NL

Konum: The New Water Projesi, Westland, Hollanda

Mimarlık alanında dünyanın önde gelen ülkelerinden Hollanda ve su arasında her zaman bir aşk ve nefret ilişkisi olmuştur. Şehirlerinin güzelliği içinden geçen su kanallarıyla anılsa da ülkenin deniz seviyesinin altında konumlanıyor oluşu suyu aynı zamanda bir tehdit unsuruna da dönüştürüyor. Eğer deniz seviyesinin altındaki araziler kum setleri ile korunmazsa ülkenin büyük bir kısmının sular altında kalacağı belirtiliyor. Bu durum gelecekte beklenen küresel ısınma ve su seviyesindeki artış söylemiyle birleşince de yüzen mimarlık alanında en fazla gelişme bu coğrafyada yaşanıyor. Ülkede sürekli su ile mücadele halinde olma durumu Hollandalı mimarları alternatif projeler geliştirmeye yönlendiriyor ve yüzen mimari tasarımlarının en çarpıcı örnekleri de burada karşımıza çıkıyor.

 

Avrupa’nın İlk Yüzen Apartmanı

Hollandalı mimarlık ofisi Waterstudio, su üstünde mimarlık yaklaşımını benimsemiş ve bu alanda oldukça çarpıcı tasarımlara imza atıyor. Westland şehrinde tasarladıkları Citadel isimli bu proje su üstünde yaşamı daha geniş bir ölçekte; bir apartman kompleksi olarak ele alıyor. Kentte çok sayıda yüzen villa görmek mümkün ancak daha yüksek yoğunluklu konseptler mevcut değil. Citadel Avrupa’nın ilk yüzen apartman yapısı. Citadel sözcüğü bir kasabayı koruyan kale anlamına geliyor. Geniş, beton duba temelin üstünde inşa edilecek olan yapı 30’dan fazla konutu barındıran 60 üniteden oluşuyor. Apartmanların hepsi su manzarasına sahip ve hemen hepsinde tekneleri için park alanları mevcut. Apartmanların ortasında bir de avlu bulunuyor. Suyun ortasında konumlanacak şekilde planlanan Citadel, yüzen bir cadde aracılığı ile kıyıya bağlanıyor. Hem ev sahipleri hem de itfaiye arabaları ambulanslar bu yol aracılığı ile yapılara erişebilecekler. Ayrıca yüzen temel Citadel’in otomobil parkına da ev sahipliği yapacak. Yapı geçici bir kuru havuz içerisinde inşa edilecek ve tüm teknik işlemler bittikten sonar yüzdürülecek. Yükte hafif olacak şekilde inşa edilen yapı karadaki çok katlı bir apartmanla aynı konfor seviyesine ve standartlara sahip.

Projenin en önemli odak noktası sürdürülebilirlik… Kullanılan malzemeler ve çevreci alt yapı sayesinde Citadel toplam ömrü boyunca karada bulunan bir yapıdan yüzde 25 daha az enerji tüketecek. Ayrıca elliden fazla çatı terasını barındıran yapıda yeşil çatı uygulaması olacak.

Her birim farklı bir kat ve açık alan planına sahip. Belirlenen biçimsel özellikler doğrultusunda her ev sahibinin kendi kişisel yaşam alanlarını tasarlayabilecekleri özgün bir yaklaşım benimsenmiş. Bu proje bölgedeki 6 yüzen apartman projesinden ilki. Tamamlandığı zaman bu projenin su üstündeki şehirler için dünya genelinde bir referans olacağı düşünülüyor.

 

Villa ‘De Hoef’

© Waterstudio.NL

Photocredits:

Tasarım: Waterstudio.NL

Fotoğraf: Pieter Kers

Waterstudio imzalı Villa ‘De Hoef’ üç tarafı kara ile çevrelendiği için ilk bakışta kıyıda konumlanmış normal bir konut olarak algılanıyor. Ancak bu villanın tasarımından kaynaklanan bir yanılsama… Çünkü konut amfibik; yani yüzergezer bir yapı ve su üstünde duruyor. Villa oldukça karakteristik bir manzaraya sahip bir çayırlık alanda, su kanalları ile yumuşak torağın buluştuğu bir alanda inşa edilmiş. Yüzen ev konseptinin tercih edilmesi ise bu tür bölgelerde kara temelli normal yapıların inşasına yasal olarak izin verilmiyor oluşu… Mimarlık ofisi bu duruma yüzen ev ile çözüm getirirken bu tarz güzel bölgelerde yeni yaşam alanları oluşmasına öncülük ediyor.

Ev sahibi basit, modern ve açık planlanmış bir konut istemiş. Mimarlık firması da bu yönde hayata geçirdiği tasarımda toprak ve su arasındaki sınırı hissettiren, şeffaf bir konut tasarımını temel almış. Bunun için oturma odasının seviyesi mümkün olduğunca bahçe ve su seviyesine yakın tutulmuş. Salonun iki tarafındaki geniş pencereler ile birlikte, bu evin merkezinden bir tarafta bahçeye bir tarafta da suya doğru akan bir görüş alanı yaratılmış. Şeffaflık konsepti tuvaletler hariç açık bir düzen oluşturarak ev boyunca devam ediyor. İç mekanda tasarlanan asma kat ise oturma odasının içerisinde yüzüyor gibi bir izlenim uyandırıyor. Alt katta açık bir mutfağı olan oturma odası ve bir kaç depolama ünitesi bulunuyor. Asma katta ise 2 yatak odası ve bir de banyo mevcut. Tüm alanlar akıcı bir şekilde birbirine bağlanıyor ve evin tek sabit iç mekan öğeleri olan ve seperatör görevi gören kat yüksekliğindeki dolap üniteleri ile birbirlerinden ayrılıyorlar. Kıvrılarak asma katın korkuluklarını da oluşturan zarif çelik merdivenler ise iç mekan tasarımının en göze çarpan unsuru. Havadar ve ferah bir konut tasarımı evin her alanında hissedilirken ahşap sürgülü bölmeler, geniş bir transparan cepheye sahip konutta güneş ışığının içeriye girişini kontrol etmeye yardımcı oluyor.

 

 

Villa ‘Kortenhoef’

 

© Waterstudio.NL

Tasarım: Waterstudio.NL

Fotoğraf:  Waterstudio.NL

Waterstudio’nun tasarımcıları 2008 yılında tamamladıkları bu konutun konumlanacağı alanı ilk gördükleri anda, oraya bu etkileyici manzaranın en üst seviyede deneyimlenebileceği, zarif tasarımlı bir villa yapmayı düşünmüşler. Bir gölün kıyısında, yeşil otlarla kaplı değişken bir manzaraya sahip bir yarım adanın en sonuna kurulan villa, su manzarası ile birlikte doğal bir bahçe peyzajına da sahip olmuş.

 

Su Altında Gizlenen İkinci Kat

Bölgenin kırsal karakterini korumak için su seviyesinin üzerinde izin verilen yapı yüksekliği yasal olarak 1 kat ile sınırlandırıldığından bu durum mimarlık ofisinin çalışma alanını kısıtlamış. Ancak bu zorlayıcı durum yaratıcılığı tetikleyerek sofistike bir tasarımın doğmasıyla sonuçlanmış; çünkü mimarlık ofisi suyun altındaki derinliği kullanma fikrini çözüm olarak uygulamış. Yani bina boyutlarındaki sınırlı ölçüler içerisinde su seviyesinin altında bir kat daha inşa ederek ekstra bir alan yaratmışlar. Özetle, ilk bakışta oldukça yalın ve minimal görünen bu villanın sürprizi suyun altında kalan ikinci katı…

Konutu oldukça transparan kılan geniş cam yüzeylerin ana hatları yalın beyaz bir çerçeve ile vurgulanmış. Ahşap dokunuşlar ise projeye incelik ve sıcaklık katmış. Ön cephe boyunca kıvrılan beyaz çerçeve oturma odasının konumlandığı açık cam köşeyi çerçevelerken yatak odasının konumlandığı arka tarafta kapanıyor. Beyaz çerçevenin orta kısımda dikdörtgen şekli kestiği bölüm, hem hacim için hem de çatıya uzanan bir dış merdiven oluşturulması için tasarım açısından gerekli görülmüş. Birinci kat su seviyesinin hemen üstünde su ile güçlü bir bağlantı kuracak şekilde konumlandırılmış. Bununla birlikte cam cephenin büyük bir kısmında sürgülü kapıların kullanılması suya birinci katın herhangi bir yerinden doğrudan erişim sağlanabilmesini mümkün kılıyor.

Alt katın gün ışığından yararlanılarak aydınlatılması için de özgün tasarım yöntemleri uygulanmış. Örneğin, üst katta bulunan yatak odasında uygulanan cam zemin, odanın hemen altındaki banyoya gün ışığının ulaşmasını sağlıyor. İlk kat 2 bölümde ele alınan açık bir düzende tasarlanmış. Üst katta oturma odası, açık bir mutfak ve bir de yatak odası bulunuyor. Alttaki ikinci katta ise yatak odası banyo ve diğer özel alanlar bulunuyor. Mutfağın üstündeki saydam cam tavan uygulaması da mekanda şeffaf ve aydınlık bir atmosfer yaratıyor.