Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Süleyman Orakçıoğlu; Şangay, Hong Kong üçgeninde büyüyeceğiz

0
Eklenme Tarihi: April 3, 2013 BAY X
IMG_8544msj

Londra  ve Tokyo’nun dünya modasını belirleyen iki şehir olduğunu söylüyor Orka Holding Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu; ama ona göre Tokyo bir adım önde, zira tasarımda Uzakdoğu çok daha etkin son dönemde… Her iki şehirde de Damat’ın örgütlenmesi var. Orakçıoğlu; “Koleksiyonumuz Tokyo’da satışa sunuldu. Uzakdoğu’yu büyük bir proje olarak görüyoruz. Bu ülkelerde Hong Kong, Şangay ve Tokyo üçgeninde üst segmentte bir marka olmayı hedefliyoruz” diyor.

 

Dünya markalarının büyük bir finansal sıkıntı içinde olduğunu söylüyor Orka Holding Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu… Gözlemlerine göre dünya markalarının önemil bir bölümünün satışları düşüyor, borçları artıyor. Bu durumun Türk hazırgiyim markaları için önemli bir fırsat olduğunu söylüyor Orakçıoğlu.

 

 “İki yıllık çalışmanın ardından hem Türkiye hem de bölge insanlarına özel bir kalıp yarattık. Bu kalıpların en büyük özelliği insanı daha fit ve uzun göstermesi. Örneğin yaş biraz ilerleyince ister istemez göbek çıkıyor, bu durumda bir beden büyük ceket alıyor. Ancak omuzlar da kol da uzun geliyor bu durumda. O nedenle dar omuzlu, aynı kol uzunluğuna sahip ama gövdesi biraz daha geniş kalıplar yaptık.”

 

 “Geçen yıl bizi çok şaşırtan bir süreç yaşadık. Mart ayında renkli pantolonlar çıktı, tüm mağaza müdürlerini, bayileri, satış ekibini topladık. Herkesin suratı asık, ‘Bunları kime satacağız?’ dediler. Aradan iki ay geçti, mayıs ayında mağazalarda bir tane bile renkli pantolon kalmamıştı.”

 

 

Geçen yıl dünyanın en büyük yatırım fonlarından biri olan Investcorp ile ortaklık yapan Orka Holding, ‘Türkiye’nin gurur duyacağı marka olacağız’ hedefiyle ciddi bir yapılanma süreci yaşıyor. Damat, Tween ve D’S Damat markalarıyla erkek giyim sektörünün en çok bilinen markalarının sahibi olan Orka Holding’te şu günlerde hararetli günler yaşanıyor. Danışmanlar, yöneticiler, bayiler, satış ekipleri, tasarımcılar kısaca şirketin tüm birimleri bu yeni sürece hazırlanıyor. Orka Holding Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu perakende sektörünün en büyük projelerinden biri üzerinde çalıştıklarını belirterek “Temmuzda tüm altyapımızı yenilemiş olarak daha bilinçli ve hedef odaklı bir büyüme sürecinin içine gireceğiz” diyor. Orakçıoğlu ile Damat Tween’in yeni sürecini, Türk hazırgiyim sektörünü ve dünyayı konuştuk…

 

Birçok talibiniz olmasına karşın ortaklık için Investcorp’u seçtiniz. Nedenlerini merak ediyoruz…

Biz grup olarak son beş yılı yani krizin başladığı 2008’den bugüne kadar olan süreci çok iyi değerlendirdik. Bunun iki nedeni var birincisi Türkiye’deki ekonomik istikrar, ikincisi de  yatırım maliyetlerinin düşmesi nedeniyle yaptığımız atak. Rakamlarla söylersek 2009-2011 arasında iki buçuk kat büyüdük. Bu büyüme performansı geçen yıl da yüzde 34 gibi bir rakamla sürdü. Tüm bu yatırımlarımızı özkaynaklarımızla yaptık, banka kredisi kullanmadık. Krize girildiği dönemde güçlü bir mali altyapımız vardı. Bunu çok iyi bir şekilde kullandık.

Bu süreçte de kapımızı çalan çok sayıda yabancı yatırımcı vardı. Görüşmelerimizi şu temele oturttuk: Herhangi bir finansal ihtiyacımız yok neden ortak olalım dedik. Bizim için önemli olan şey stratejik ortaklıktı, ortağımızın bizi geliştirmesi gerekiyordu. Bu yaklaşımla CEO’su dünyada ‘marka sihirbazı’ olarak tanınan bir Investcorp’u seçtik.

 

HEDEFİMİZ ŞAMPİYONLAR LİGİ

Ortaklıkla beraber ne değişti hem şirkette hem de yönetim kademesinde?

Cümlenin başında ilk faydasını söyleyeyim. Herkesin gözünde kendi markasının, şirketinin bir değeri var. Ancak önemli olan uluslararası kriterlere göre nerede olduğunuz, akredite olup olamayacağınız. Bunun için de aynen kredi derecelendirme kuruluşlarının yaptığı gibi mali ve hukuki denetimden geçer not almanız gerekiyor. İşte ortaklık sürecinde biz bunu yaşadık ve sistemli altyapımız nedeniyle kısa süreçte tüm denetim kademelerinden başarıyla ve kolayca çıktı.

Dünyada ‘Şampiyonlar Ligi’ olarak bilinen seviyeye çıkmak için neler yapmamız gerektiğini düşündük ve daha geniş bir perspektifle işe bakmaya başladık. Bunu başarabilmek için de kapsamlı bir dönüşüm ve değişim süreci başlattık.

 

Bu dönüşümün içinde neler var?

Deloitte ile başladığımız bir çalışma bu. Türkiye’de perakende sektörü içinde bu boyutta yapılan en kapsamlı proje olduğunu söyleyebilirim. Swot analizi gibi düşünelim güçlü ve zayıf yanlarımızın ne olduğu araştırılıp ortaya konuldu. Bize de sürpriz olan birtakım gelişmeler oldu. Deloitte’un bağımsız bir şirkete yaptırdığı araştırmaya göre Damat, Türkiye’de en çok bilinen erkek giyim markası seçildi. Tween de bu listede beşinci sırada yer aldı. İki ayrı markanın sonuçları bizi şaşırttı. Stok yönetimi, mağaza yönetimi, verimlilik, üretim sistemlerinin geliştirilmesi, yurtiçi ve yurtdışı pazarlamanın yeniden yapılanması, insan kaynakları gibi tüm süreçleri yeniliyoruz. Temmuz ayında bitecek ve artık hızlı büyüme dönemine gireceğiz.

 

Damat ve Tween markalarının ayrılması kararı da bu süreçte mi alındı?

Araştırma sonucunda Damat ve Tween’in gücünü gördük ve ayrı markalar olarak yaşamaları gerektiğine karar verdik. Bazı lokasyonlarda Damat Tween’i aynı mağazada görmek mümkün olacak ama bazı lokasyonlarda ayrı ayrı örgütleneceğiz. Bu süreçte D’S’in de pazar lideri olma potansiyelinin farkına vardık. Zira D’S girdiği her pazarda kısa sürede büyüyor ve beğeniliyor. Sadece Türkiye değil, çevre ülkeler için de bu geçerli. Örneğin Erbil’de mağaza açıyoruz, birkaç ay içinde yerel ortağımız üç-dört mağaza daha açmak istiyor. D’S yakın coğrafyada hızla büyüyecek, kısa dönem hedefimiz 11 mağazaya ulaşması. Bugüne kadar yurtdışında Damat Tween’le büyüdük, artık D’S de büyüyecek.

 

Bu yapılanmada Damat ve Tween’in konumu ne olacak?

Dünyada birbirini tetikleyen birkaç kent var. Bunların başında da Londra ve Tokyo geliyor. Her iki şehirde de örgütlenmemiz var. Bu iki şehri ana pazarlar olarak belirledik. Şu günlerde Tokyo çok daha etkin bir şehir, tasarımda Uzakdoğu daha etkili. Şu anda yeni koleksiyonumuz Tokyo’da satışa sunuldu. Uzakdoğu’yu büyük bir proje olarak görüyoruz. Bu ülkelerde Hong Kong, Şangay ve Tokyo üçgeninde üst segmentte bir marka olacağız. Sıradan bir şekilde Çin’e girmek istemiyoruz. Pekin karmaşık ve daha sıradan o pazara girip kaybolmak istemiyoruz.

 

BARCELONA’DA PARTİ VAR

Uzakdoğu’ya öncelik verdiğinizi görüyorum. Avrupa bu süreçte ne olacak?

Avrupa her zaman önemli, modanın merkezi olarak görülen Londra ve Barcelona’da mağazalarımız var. Almanya ve Romanya pazarında çok güçlüyüz. Rusya’da varız, durumumuz iyi ama daha iyi olmak istiyoruz. 18 Nisan’da Barcelona mağazamızda bir etkinliğimiz var, trendsetter’lar, bloger’lar, moda basını, ünlüler gelecek.

 

Beş yıl sonra Damat’ı, Tween’i nerede göreceğiz?

Şimdi de yurtdışında halen en çok bilinen Türk markalarından biriyiz ama beş yıl sonra en etkili markalardan biri olacağız. Çünkü tüm hazırlıklarımız buna göre özellikle planlarımızda da hem mali büyüklük hem de yaygınlık anlamında üç buçuk kat büyümek var. Bu da dünyada ilk sıralarda olmamızı sağlayacak.

Herkes bu ülkeden neden marka çıkmaz diyor bu ülkeden marka çıkar ama bu bir süreç gerektiriyor bunu net olarak ispatlayacağız. Bu ülkeden marka çıkacağını ispatlamak ve herkesin bizimle gurur duyması.

 

TÜRKLER’E ÖZEL ‘MAGIC KALIP’

Yeni açtığınız Beyoğlu mağazanızı gezerken Genel Koordinatörünüz Osman Arar, ‘magic kalıplar’dan söz etti. Nedir bu sihir?

Önemli olan müşteriye kendisini özel hissettirmek, satın aldığı, giydiği şeyin kendisine enerji verdiğini, iyi hissettirdiğini fark ettirmek. Biz de bu konuda çok çeşitli çalışmalar yapıyoruz. İki yıllık çalışmanın ardından hem Türkiye hem de bölge insanlarına özel bir kalıp yarattık. Bu kalıpların en büyük özelliği insanı daha fit ve uzun göstermesi. Örneğin yaş biraz ilerleyince ister istemez göbek çıkıyor, bu durumda bir beden büyük ceket alıyor. Ancak omuzlar da kol da uzun geliyor bu durumda. O nedenle dar omuzlu, aynı kol uzunluğuna sahip ama gövdesi biraz daha geniş kalıplar yaptık. Müşterimiz giyince hem daha zayıf görünüyor hem de ceket üstüne oturuyor. Eskiden önemli olan styling’di, kombindi şimdi ise fitting önemli. Yani giysinin vücut ergonomisiyle uyumu ona dikkat etmek gerekiyor.

 

Kadınlar için de başladı bu akım, çok sayıda marka daha fit ürünler yapıyor ve oldukça çok sattığını duyuyoruz?

Bizim alanımıza girmiyor ama kadınlar konusunda da bazı şifreler var, bazı firmalar bunu başarıyla uyguluyor. Örneğin bel 38 olduğunda baseni 40 olan pantolon daha iyi satıyor. Bunlar bizim şifrelerimiz, erkeklerde de bel yarım beden daha geniş olacak. Bu şifreler önemli kendi ülkemizdeki yapımızın kodlarımızın ürüne yansıması gerekiyor. Tadilatlar da azaldı bu işi öğrendik. Daha pratik olduk artık.

 

ERKEKLER İÇİN STREÇ PANTOLON GELİYOR

Tween için yeni bir tasarım ekibi oluşturdunuz. İlk koleksiyonlarını da hazırladı, nasıl yenilikler var?

Geçen yıl ünlü İtalyan tasarımcı Pierangelo D’Agostin kreatif direktörümüz oldu. Ve yeni koleksiyon da bitti şu anda Japonya’da satışta, çok iyi siparişler alıyor. İçinde bulunduğumuz dönem erkek giyimi açısından çok radikal değişimlerin yaşandığı bir süreç. Örneğin cekette 76 cm. olan etek boyları 73’e hatta 68’e iniyor, tüketiciler bu yeniliği ne kadarlık bir süreçte kabul edecek bilemiyorum. Ama pantolon paçaları daraldığında da aynı kaygı vardı, şu anda normal kabul ediliyor.

Bir sonraki adım erkekte strech pantolon. İstemeyenler var ama var yapacak bir şey yok. Tişörtlerde daha geniş ve derin yakalar olmaya başladı. Bunlar biraz daha maskülenliği ortaya çıkaran bir tarz.

 

Uzakdoğu’da yenilikler daha çabuk kabul ediliyor, Türkiye’de durum nasıl?

Bir örnek vereyim, geçen yıl bizi çok şaşırtan bir süreç yaşadık. Mart ayında renkli pantolonlar çıktı, tüm mağaza müdürlerini, bayileri, satış ekibini topladık. Herkesin suratı asık, “Bunları kime satacağız?” dediler. Aradan iki ay geçti, mayıs ayında mağazalarda bir tane bile renkli pantolon kalmamıştı.

Öngörüde bulunmak kolay değil, hele de öncülük yapıyorsanız biraz da falcılık gibi. Zaman zaman test koleksiyon olarak yapıyorsunuz çok satıyor; çoksatar diye yaptığınız bir koleksiyon satılmıyor. Bu işi hissetmek olayı, daha iyi hisseden daha başarılı oluyor. Bu yıl erkekte inanılmaz renkler var, hem pantolonlar da hem cekette.

Bir ipucu var renkten çok ton önemli, ton rahatsız etmeyecek. Kırmızı bile giyebilir ama hafif bir pastelliği olmalı, ‘cart parlak bir renk’ olmuyor ama mavinin yumuşak bir tonunu rahatlıkla giyiyor. Çok parlak renkler giysiyle birleşmiyor.

Bu yıl koleksiyonda 39 renk var çok gibi görünebilir ama bu renklerin hepsi birbirini rahatsız etmiyor işte işin püf noktası burada. Örneğin sarı bir pantolonumuz var göstermeden sorsan bir erkek “Ben sarı giymem” der ama gördükten sonra “evet bu ton olabilir” diyor.

Bu renkleri bulmak için seçmek için çok bilimsel çalışmalar yapılıyor. Hiçbir şeyi tesadüfe bırakmıyoruz eskiden “şunu çok beğendim 10 bin metre gönder” denirdi o dönemler sona erdi.

 

BEN YAPTIM İYİ OLDU DÖNEMİ SONA ERDİ

Son aylarda iflas erteleme isteyen, batan çok sayıda hazırgiyim şirketi, markası duyuyoruz. Siz neye bağlıyorsunuz bu durumu?

Piyasa koşullarından da kaynaklanan var spesifik olanlar da… Hep şunu söylüyorum “Bir adım atarken herkes maliyetlerini düşünsün”. Alışveriş merkezlerine yüksek metrekare fiyatlarıyla giriş yaparsanız piyasanın kötü olduğu dönemlerde bunun yarattığı sorunlar ortaya çıkıyor. Örneğin biz 2008’e kadar bekledik AVM’lerde fiyatlar havada uçuşuyordu, 2008’den sonra büyük bir atak yaptık neden çünkü fiyatlar düştü. Fayda maliyet analizi yapmak şart. ‘O gitti ben de gideyim’ diyerek bu iş olmaz. Sadece ve sadece piyasada daha etkin ve yaygın olayım düşüncesiyle hareket ederseniz işin matematiğini bir yana bırakırsanız mutlaka sorun yaşarsınız.

Her yeni işin daha önceki sorunları ortadan kaldıracağı düşüncesiyle hareket ediliyor o da yolunda gitmezse bir olumsuzluk daha çok büyütüyor. Ben analitik düşünmeyi seviyorum, matematiği seviyorum. İşin analitik yapısının başında ben varım ve bunu bırakmayı düşünmüyorum. Elbette koleksiyon tasarım üretim çok önemli bir ruhunuz olacak ama bunların hepsi rakamların içine matematik kalıbının içine sığmak zorunda. Yapacağınız iş rakamların içine sığmalı.

 

DÜNYA MARKALARI ÇOK ZOR DURUMDA

Dünyada sizin beğendiğiniz hem mali güçlülük hem de koleksiyonlarını beğendiğiniz firmalar, markalar var mı?

Bu soruyu iki yıl önce sorsaydın birçok marka ismi sayardım. Ama elimde bazı raporlar var ve özellikle İtalya’da bazı efsane markalarla kendimizi karşılaştığımızda ciro ve borçluluk oranın da çok çok iyiyiz. Bu saptamayı sadece Damat için yapmıyorum birçok Türk markası için söylüyorum. Zaten bu markaların bazıları da satışta olanlar. Cirolarına yakın banka borçları olduğunu görüyorum. Bu şekilde devam etmeleri mümkün değil. Ciroları bizden eskiden 10 kat daha fazlaydı aradaki mesafe kapanmaya başladı maksimum iki buçuk kat daha fazla. Eskiden bire 10’du. Onların bu kadar sıkıntıda olması bizim için başka bir fırsat ortaya koyuyor. Finansal sorunlarla uğraşırken pazarı dinlemekten uzaklaşıyorlar. Bu da bize başka bir pencere sunuyor ürünü hazır olan, mali durumu güçlü markaların şansı gittikçe artıyor.

 

Damat dışında özel olarak giydiğiniz markalar var mı?

Kendi ürünlerimizi giyiyorum, aslında tam bir model fabrikası gibiyiz. Her yıl üretimde kullanılmayan en az 2 bin 500-3 bin model oluşturuyoruz. İşte onların içine düşünce kendimi kaybediyorum. Bu modellerden bir ya da birkaç tane üretiliyor ve seri üretimi yapılmıyor. Dünyada bunları satan siteler var, en çok ürünü de bunlar satıyor. Bir marka üç tane üretmiş ama seri üretime geçmemiş başka kimsede olmayan ürünler dolayısıyla çok tercih ediliyor. Onları giymekten başkalarını giymeye zamanım olmuyor. Bu konuda çok şanslı hissediyorum.

 

Kadın koleksiyonu ne zaman gelecek?

Daha önce birtakım test çalışmaları yaptık ama Damat Tween ayrışmasını tamamladıktan sonra Tween kadını olabilir ama bu 2015’ten önce olmaz.

 

ALMANLAR’DAN İYİ GİYİNİYORUZ

Türk erkekleri nasıl giyiniyor?

En azından Almanlar’dan, kuzey ülkelerinden iyi giyiniyoruz. Sadece erkekleri değil kadınları da çok salaş giyiniyor. Ben en çok İngilizler’in fit yaklaşımı İtalyanlar’ın tasarım merakının birleşimini seviyorum. Ama şunu söyleyebilirim biz de bir Akdeniz ülkesiyiz ve Akdeniz erkeği iyi giyiniyor. Avrupa Birliği’nde kuzey-güney ayrımı vardır, çeşitli konularda karşılaştırılır. Finansal açısından kuzey daha iyi ama yaşam kültürü açısından da Güney yani Akdeniz bandı 100 tur attırır.

Para yaşam kalitemi artırmıyorsa ne yapayım o parayı! Türkler de öğrendi giyinmesi sokağa çıktığımda metrobüse bindiğimde görüyorum inceliyorum insanlarımız zevkli giyiniyor.

 

 

 

MARKA SATIN ALACAĞIZ

 

Yol haritamız üç-dört ay içinde netleşecek. Önümüzdeki yıl çok daha agresif olacağız hem büyüme hem de koleksiyon anlamında. Hatta yurtiçinde ya da yurtdışında bir marka satın alabiliriz. Daha fazla satış noktalarıyla gruba değer katacak bir satın alma yapmak istiyoruz. Herkes marka satın almaktan söz ediyor ama bizim zaten kendi markamız var. Dünyada satış noktalarına sahip ancak buralara ürün gönderemeyen, satış yapamayan firmalar var işte hedefimiz de onlar var.

 

 

 

MÜŞTERİLERİMİZE STİL DANIŞMANLIĞI YAPIYORUZ

 

Dünyada lüks markalar müşterileri için özel tasarımlar, üretimler yapıyor. Biz de benzer bir hizmeti Nişantaşı mağazamızda veriyoruz. Yaptığımız sadece kişiye özel üretim değil, müşterimize stil danışmanlığı da yapıyoruz. Ekibimiz bizden yardım isteyen müşterilerimizin evine gidiyor gardrobunu gözden geçiriyor; tadilat yapılması gerekiyorsa onu da yapıyor. Yeni aldığı ürünlerle eski giysilerini nasıl kombinleyeceği anlatılıyor hatta yapılıyor. Sabah işe gideceksiniz kahvaltıdan sonra dolabı açtınız, neyi neyle giyeceğinizi düşünmeden askıda hazır ürünleri alıp giyiyorsunuz.

 

 

 

TARKAN GERÇEK BİR MARKA

 

Türkiye’de yurtdışında başarılı olmuş şirket, isim ve kurumlar elbette var ancak marka derseniz aklıma gelen tek isim Tarkan. Tarkan’ı bir marka olarak görüyorum, Moskova’da da biliniyor, New York’ta da biliniyor. Global ölçekte bakmak lazım, yerel ölçekte farklı isimler sayılabilir.