Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Taşa atılan en zarif imza: Karun Kıraç

0
Eklenme Tarihi: August 16, 2012 TUTKU
image0010

Türkiye’nin mücevher tasarımcılığı konusunda en genç ve en başarılı isimlerinden Karun Kıraç, İstanbul’dan dünyanın kalbine uzanan bir rota çiziyor kendine ve bu yolda emin adımlarla ilerliyor.

Karun Jewellery markasının yaratıcısı Karun Kıraç, 400 yıllık aile mesleğini tutkuyla sürdüren, şöhreti ülke sınırlarını aşmış başarılı bir mücevher tasarımcısı. Her başarılı isim gibi o da işinde çok titiz ve disiplinli. “Ben birlikte çalışması çok kolay bir insanımdır.” derken yüzüne kondurduğu ironik tebessümden her yaratım sürecinin sancılı bir doğuma benzediğini tahmin edebiliyoruz. Çocukluğu tiyatroyla iç içe geçmiş; Şişli, Taksim ve Galatasaray kulüplerinde lisanslı olarak basketbol oynamış, hayatının hiçbir anını boş geçirmemiş, henüz çocukken ileride büyük bir marka olmayı kafasına koymuş bir isim Karun Kıraç. Tam bir Al Pacino hayranı. Kendi elinden aldığı “Godfather” afişi diğer Al Pacino posterlerinin yanında ayrı bir yere sahip. Çakı, kol düğmesi ve tespih koleksiyonun yanı sıra amfi merakı var. Yüzlerce yıllık aile mesleğine kazandırdığı vizyonun farkında ve bu sebeple gönül rahatlığıyla “Ailemde hiç kimse benim kadar başarılı olmadı.” diyor. Şimdiye kadar Monica Belluci, Paris Hilton, Jennifer Lopez gibi isimlere mücevher tasarlayan Kıraç’ın hayali Oscar Ödül Töreni’nin kırmızı halısına “Karun” imzasını atmak.

Siz de bu işe Kapalıçarşı’da başlamış isimlerden birisiniz. O zamanlardan Karun Jewellery markasının ortaya çıkışına kadar geçen süreçten bahseder misiniz bize?

Benim işim aslında 400 yılık aile mesleği. Yedi- sekiz yaşından beri Kapalıçarşı’dayım. Okuldan çıktığımda, hafta sonları ve her boş vaktimde Kapalıçarşı’ya, amcamın yanına giderdim. Çok severdim çarşıyı. Okul bittikten sonra da çarşıda çalışmaya devam ettim. Mücevher sektörünün her basamağında çalıştım diyebilirim. Askerden döndükten sonra Amerika’ya gittim. 47. Cadde’de dünyanın en büyük firmalarına tasarım yapan atölyeler var. Ben de buralarda tasarım yapmaya başladım. Bir yıl kadar Amerika’da çalıştıktan sonra Türkiye’ye geri döndüm.

Neden geri döndünüz?

Çünkü ben ülkesine aşık bir insanım. Dönüp mesleğimi burada icra etmeye karar verdim. Ben Ermeni asıllı bir Türküm. Toprağını çok seven fanatik bir Türküm hem de. Bu iş tüm dünyaya Türkiye Ermenileri tarafından yayılmıştır. Bugün dünyanın en büyük firmalarına baktığınızda, başlarında İstanbullu Ermeni ustalar vardır. Dünyada sanatsal açıdan çok önemli bir yerimiz olduğunu düşünüyorum. Ben dünyaya buradan açılmayı istiyorum.

İlk mağazanızı ne zaman açtınız?

1999 yılında, Kapalıçarşı’da ilk atölyemi tuttum. Burada 2004 yılına kadar kaldım. 2004 yılında Nişantaşı’nda, Abdi İpekçi Caddesi’ne bir atölye kurdum ve çalışmaya başladım. Üç sene kadar orada kaldıktan sonra şimdiki mağazama geldim. Şimdi Kapalıçarşı’daki atölyemi de buraya taşıdım. Yirmi kişilik ekibimle A’dan Z’ye mücevher imalatı yapıyoruz. Atölyemizin de burada olmasının en büyük avantajı acil işleri hızlı bir şekilde halledebiliyor oluşumuz. Bazen bir müşterimiz geliyor ve çok fazla vakti olmadığını söylüyor, bir saat içerisinde biz hem tasarımı hem de imalatı yapıp ürünü teslim edebiliyoruz.

 

“Renkli taşlarla kendime bir dünya kurdum”

Ben Türkiye’de renkli taşla mücevheri buluşturan kişiyim. Renkli taşa çok büyük yatırım yaptım. Pırlanta ile renkli taşı bir arada kullanmak yurt dışında çok yapılan bir şey. Türkiye’de ise böyle mücevherlere yarı değerli deniyor. Böyle olunca da mücevher yarı değersiz gibi algılanıyor. Çok yanlış bir düşünce bu. Ben bunu yendiğime inanıyorum. Renkli taşlarla kendime bir dünya kurdum.

Taşların fizyolojik ve psikolojik etkileri olduğuna inanıyor musunuz?

Böyle bir etki var. Renkli taşların hem  pozitif hem de negatif etkileri olduğuna inanıyorum. Mesela opal taşı uğursuz denilir, doğrudur. Ametist pozitif elektirik veren bir taştır. Aleksandrit uğur getiren ama çok zor bulunan bir taştır. Güneş ışığıyla renk değiştiren, Rusya’da, Sri Lanka’da ve Hindistan’da çok zor bulunan ve pahalı bir taştır. Pırlanta kadar pahalıdır ama herkes bilmez bunu.

Karun Jewellery’nin en iddialı olduğu alan nedir?

Bizim en iddialı olduğumuz konu objelerdir. Türkiye’de çok yerleşik bir gelenek değildir ama yurt dışında; özel günlerde, açılışlarda, davetlerde buraya katılan önemli kişilere hediyeler verilir. Bizim yurt dışında çalıştığımız birçok firma var. Bana işle ilgili doneler yollanır, ben de oturup bir hafta – on gün üzerinde çalışırım. Ortaya çizimler çıkarırım ve müşteriye bir sunum hazırlarım. Mesela açılışa katılacak olan cumhurbaşkanına verilmek üzere bir obje hazırlarım. Bu objelerin değeri 50 bin dolardan milyon dolarlara kadar uzanabiliyor, tamamen müşterinin isteklerine bağlı. Daha sonra bu obje müze envanteri olarak devlet koleksiyonu arasına giriyor.

Hayalini kurduğunuz tasarım nedir peki?

Hayalim Oscar Ödül Töreni’nde  Cartier Red Carpet’ı Karun Carpet olarak değiştirmektir.  Olmaz diye bir şey yok, Kodak Theatre değişiyor, artık Oscar törenleri burada yapılmayacak. Belki bununla birlikte biz de Cartier’i değiştiririz. Ben bunun olacağına inanıyorum.

Erkeklerin mücevherle ilişkisi nasıl Türkiye’de?

Her geçen gün ilgi daha çok artıyor. Bizim çok güçlü bir erkek koleksiyonumuz var. Özellikle tespih konusunda çok iddialıyız. Tespih tamamen benim özel merakımdan doğmuş bir iş. 14 bin adet tespihim var. İnsanların tespihle ilgili algılarının yanlış olduğunu düşünüyorum. Kabadayılıkla özdeşleştiriliyor. Halbuki bütün kültürlerde tespih vardır. Ben bizim bu kültürü çok iyi taşıdığımıza inanıyorum. Bana göre tespih bir aksesuardır. Rahatlamaya yarayan bir keyif aracıdır. Benim sokakta, maçta, iş toplantısında her yerde elimde tespih vardır. Eski baston sapından tespih yaptım ben mesela. İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma blokları müzayedelerden toplayıp onlardan tespih yapıyoruz.

Anvers’li Gemolog

Ben Belçika Anvers diplomalı bir gemologum aynı zamanda. Yani bir ‘diamond expert’im. Taşa sertifika verme yetkim var. Hem Belçika’da hem Amerika’da okudum hem de Kapalıçarşı ekolündenim. Bir de İsviçre’de,  dünyaca ünlü saat ve mücevher markalarıyla çalıştım. Kendi kendimi yetiştirme fırsatım oldu. Bunlar bir araya gelince ve işinizi çok sevince isteyip de yapamadığınız şey olmuyor.

Taşa sertifika verme yetkisi olduğunu söyleyen herkese güvenebilir miyiz? Doğru kriter nedir burada? Neye dikkat etmeliyiz, kime güvenmeliyiz?

Dikkatli olmakta fayda var. Genelgeçer iki enternasyonal sertifika vardır: GIA ve HRD. Kaç yıldır o işi yaptığı da çok önemli tabi.

Emtia olarak pırlantanın nasıl bir konumu var piyasada?

Pırlanta, değeri sürekli artan bir yatırım aracı. Diğer tüm taşlar gibi o günün şartları göz önünde bulundurularak değerlendirmesi yapılırsa pırlanta üzerinden para kazanılabilir.

-Kutu-

“Teknikle sanatı birleştiriyoruz”

İsviçre’de çalıştığım firmada titanyum işleme eğitimi aldım. Titanyum anti-alerjik bir malzemedir ve vücuda hiçbir zararı yoktur. Tıp dünyasında da titanyum çok kullanılıyor artık. Çok sert ve zor bir malzemedir. İşçiliği zordur. Türkiye’de titanyuma renkli taş ve pırlanta işleyen tek atölye biziz. Pırlantanın sertliği tamam ama renkli taşlar çok fire verir. Biz işi biliyoruz. Çünkü işin teknik kısmına çok önem veriyoruz. Ar-ge yapıyoruz, yatırım yapıyoruz; teknikle sanatı birleştiriyoruz.

 

Koleksiyonlarınızı hazırlarken nasıl bir yol izliyorsunuz?

Ben koleksiyonlarımı taşlarla hazırlıyorum. Her sene yurt dışında sekiz fuar geziyorum. Toptancılardan taşlarımı alıyorum, bu taşlarımın üzerine tasarımımı yapıyorum. Önceden çizim yapıp buna göre taş seçmiyorum yani. Kesilmiş taşın üzerine çalışıyorum. Benim tarzım bu. Ürünlerimizin yüzde doksanı özgün tasarımlarımız geri kalanı ise piyasanın olmazsa olmaz kemik ürünleri; tek taş, alyans, su bilezik gibi.

En pahalı pırlanta kırmızı pırlanta

Doğadaki taşların binbir rengi vardır. Mesela pırlantanın pembesi, mavisi, sarısı, siyahı, kırmızısı, şampanyası ve menekşesi vardır. Kırmızı pırlanta en pahalı olanıdır, çok zor bulunur. Pembe pırlanta da aynı şekilde. Siyah pırlanta iki şekilde olur; birincisi doğada natürel olarak bulunur, diğeriyse kötü pırlantaların fırında renklendirilmesiyle elde edilir.

Bir kadının olmazsa olmaz mücevheri nedir sizce?

Kesinlikle küpe. Kulak hiç boş kalmayacak. Küpesiz kadın çıplaktır bana göre. Bir de yüzük çok önemlidir. Mücevherde önemli olan kıyafetle doğru kombinlenmesidir. Kadının kendine ait bir ışığı vardır zaten. Mücevher, o var olan ışığı ortaya çıkarmaya yaramalı. Her kadının taşıyabileceği mücevher farklıdır. Müşterimize psikolog gibi yaklaşıyoruz, onun ruh haline ve karakterine uygun parçaları vermeye çalışıyoruz.

Müşterilerinizle ilişkiniz nasıl? Belli bir çevreyle mi çalışıyorsunuz yoksa geniş bir müşteri kitleniz mi var?

Kemik bir müşteri kitlemiz var tabii ama hem yurt içinde hem yurt dışında bizimle çalışmak isteyen çok insan var. Benim müşterilerimle ilişkim gayet samimidir. Her zaman açık davranırım. Mesela müşterime  rahatlıkla “Bu sana yakışmadı bunu alma.” diyebiliyorum. Alışveriş yapsın yapmasın, önemli olan müşterinin buradan memnun ayrılmasıdır.

Karun Jewellery takılarını kimin üzerinde görmek istersiniz?

Jennifer Lopez. Ona zaten gitti takılarımız ama şimdi özel bir çekim yapmak istiyoruz. Sonra Halle Berry ve Catherine Zeta Jones’ta da görmeyi çok isterim. Türkiye’de Arzu Sabancı’nın tarzını çok beğeniyorum ve tasarımlarıma yakın buluyorum. Bir de daha önce birlikte çalıştığımız rahmetli Ceyla Gölcüklü çok iyi taşırdı mücevheri.