Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Temel içgüdünün vücut dili: TANGO

0
Eklenme Tarihi: May 7, 2013 SANAT
tango1

Sıla hasreti, kırık umutlar, zorlu rekabet, yoksulluk, aşk yoksunluğu… sayın sayabildiğiniz kadar kötü ruh hali… 1800’lü yıllarda Arjantin’in en yoksul semtlerinden Boca’da yaşanan da tam da buydu. Binlerce göçmen erkek ve çok az kadın olunca, temel içgüdü dansa dökülmezde ne olur! Tango işte böyle bir ortamda doğdu; biraz saldırgan, ama içten bir ön sevişme misali!

Yoksulların dansı, biraz ahlak dışı geldi önce üst sınıflara… Sonra tabuları birer birer devirerek tüm dünyaya yayıldı. Tabii pek çok asi şey gibi o da ehlileşerek… Bugün dünyanın dört bir yanında ‘aşk ve tutku’nun dansı olarak kabule edilip romantize edilen bu müzik, bir zamanlar genelev kuyruklarında şehvetle bekleyen erkeklere hoşça vakit geçirmeleri için icra ediliyordu!

1920’lerden sonra popülaritesini kaybetmeye başlayan tago; 1980’lerde dünya çapında canlanarak tekrar hayata döndü. 1983’te Paris’te sahnelenmeye başlanan ve Claudio Segovia ile Hector Orezzoli tarafından tasarlanan ‘Tango Argentino’ isimli şovun, bu canlanmanın kaynağında önemli bir payı var.

 

 

Aşk ve tutku… Bu iki kelime bir araya geldiğinde akıllarda yalnızca bir tek şey canlanır, tango. Son derece klişe bir başlık gibi görünse de dünyanın en ünlü ve belki de en çok sevilen dansı olan tangoyu başka bir şekilde tanımlamak, bu özel dansın ilginç tarihine yapılacak büyük bir haksızlıkmış gibi geliyor. Asil, ağırbaşlı, kimi zaman öfkeli, ateşli, kimi zaman ise son derece şefkatli… Aşka dair bütün duyguları kısacık bir dansla yaşatır insana tango. Bu yüzden hemen hemen her insan bu kelimeleri kullanır tangoyu tanımlarken.
Tango’nun adını nereden aldığı tam olarak bilinmiyor. Doğduğu dönemde Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te ‘göçmen dansı’ olarak da tanımlanan dansın adını, Afrika tamtamlarının çıkardığı ‘tan-go’ seslerinden ya da Latince’de ‘dokunmak’ anlamına gelen ‘tangere’ kelimesinden aldığı sanılıyor.

SOKAKLARDAN DOĞAN BİR ÇILGINLIK…
Adının çıkış noktası konusunda kesin bir bilgi olmasa da tangonun nerede ve ne şekilde ortaya çıktığı net bir şekilde biliniyor. 1800′lü yıllarda, işçi sınıfından birçok insan büyük umutlarla Fransa’dan, İtalya’dan, Macaristan’dan, İspanya’dan ve Portekiz’den; Güney Amerika’ya göç etti. Yabancı oldukları bu kıtada yaşadıkları ekonomik ve sosyal sıkıntılar, bu insanların hayatlarına hayal kırıklıklarını getirdi. Bu hayal kırıklıkları, geleceğe ait büyük umutlarla ve geçmişten gelen kültürle harmanlanarak tango müziğini oluşturmaya başladı.

GENELEV KUYRUĞUNDA KONSER!
Günümüzde her ne kadar belli bir kesimin dansı gibi görülse de tango, Buenos Aires’te, o dönem alt sınıf olarak adlandırılan, en temel sosyal haklardan bile yararlanamayan fakir insanlar tarafından yaratıldı. O dönemde Arjantin’in en yoksul semtlerinden biri olan Boca’nın ara sokaklarında doğdu bu dans. Eşlerini, çocuklarını ve tanıkları herkesi geçmişte, doğdukları topraklarda bırakarak, tek başlarına bu yabancı topraklara gelen göçmenler, doğal olarak erkek nüfusunun artmasına ve cinsiyetler arası büyük bir sayı farkı oluşmasına neden oldu. Buenos Aires’teki kadın nüfusunun bu azlığı, beraberinde fahişeliği gelişen bir endüstri haline getirdi. Böylelikle genelevler artarak kısa sürede işçi sınıfının eğlence mekanları oldu. Bu mekanlarda da kadın sayısının az olması kapılarda uzun kuyruklar oluşmasına neden olurken, sırada bekleyen erkekleri eğlendirmek için küçük tango müzik grupları çalıştırılmaya başlandı. Genelev mekanları fakir kesimin yanı sıra orta ve daha üst kesimin de uğrak yeri oldu, her iki kültür burada birbirlerini tanıdı. Yoksul insanların sokakta yarattığı tango, üst kesim tarafından bu mekanlarda tanınmaya başladı.
1865 ile 1880 arası ortaya çıkan tango müziğinin içerisinde hırçınlık, asilik, küstahlık gibi bazı duygularla kalp kırıklıkları ve paramparça olan hayaller neticesinde melankoli ve karamsarlığın sıklıkla yer alması hiç de şaşırtıcı değil. Aşkın dansı, o zamanlar daha ‘asi’ bir ruha sahipti.

 

DAYANILMAZ CAZİBE TABULARI YIKAR!

Alt kesime ait olması ve genelevlerde yayılması sebebiyle uzun süre ahlaka aykırı bulunan ve hor görülen tango, üst kesimle tanışmasının ardından yavaş yavaş popüler bir dans haline geldi. 20’nci yüzyılın ilk yıllarında, Buenos Aires’ten dansçılar ve orkestralar Avrupa’ya yolculuklara başladılar. Avrupa’da ilk tango çılgınlığı, Paris’te başladı ve bunu Londra, Berlin ve ve diğer önemli kentler de bu salgına katıldı. 1913′lerin sonlarına doğru, bu dans New York’u ve Finlandiya’yı da etkisi altına aldı. Buenos Aires’te bir nevi ‘ön sevişme’ olarak da görülen tango, buralara geldiğinde daha az beden teması olacak şekilde değişime uğrayarak, ‘salon tangosu’na dönüştü.
Ani ve çok hızlı bir yükseliş yaşayan tango, Avrupa’da diğer dansların moda olması ve sinemanın icadı gibi sebeplerle bir süre sonra popülaritesini yitirdi. 1920’li yıllarda bütün dünyayı etkileyen büyük ekonomik buhran ve sonrasındaki siyasi krizler sırasında tango, anavatanı Arjantin’de de büyük bir düşüşe geçti. 1950’li yıllarda Juan Perón Hükümeti’nin tangoyu bir milli değer ve ulusal gurur meselesi haline getirmesiyle tango tekrar altın yıllarını yaşasa da Perón Hükümeti sonrasında Arjantin’de yaşanan askeri diktatörlük dönemi, halkın sosyal mekanlarda toplanmasının yasaklanması ve sonrasında ortalığı kasıp kavuran ‘rock’n’roll’ çılgınlığı tangonun yine unutulmaya yüz tutmasına neden oldu. Tango, bu dönemlerde küçük dans kulüplerinde yaşamını sürdürüp 1980’lerde dünya çapında canlanarak tekrar hayata döndü. 1983’te Paris’te sahnelenmeye başlanan ve Claudio Segovia ile Hector Orezzoli tarafından tasarlanan ‘Tango Argentino’ isimli şovun, bu canlanmanın kaynağında önemli bir payı vardır. Dünya çapında büyük bir yankı uyandıran şov, Avrupa’nın her tarafında insanların tangoya olan ilgilerinin tekrar canlanmasını sağladı.

CUMHURİYET RUHU BU MÜZİĞİ PEK SEVDİ
Ülkemizde, Cumhuriyet’in ilanıyla oluşan çok sesli müzik gelişimi, tangonun da sevilmesin ve ülke çapında yayılmasını sağladı. Necip Celal, Fehmi Ege ve Necdet Koyutürk pek çok tango besteleyerek Tango’nun Türkiye’deki gelişimine büyük katkıda bulundular. Ülkemizde halen birçok tango grubu, kursları ve orkestraları bulunmakta. Özellikle büyük şehirlerde çalışan kesim tarafından büyük bir ilgiyle karşılanan Tango, tarihi boyunca dalgalanan popülaritesini 80’li yıllarda yaşadığı patlamadan sonra günümüzze kadar istikrarlı bir şekilde korumayı başardı.
Bir zamanların ayıplanan ve hor görülen dansı, artık günümüzde ışıltılı dans salonlarında uygulanan, nezih bir eğlence halini aldı. Efsanelerle, romantizmle ve nostaljik göndermelerle dolu içeriğiyle Tango, insanın duygularını, ümitlerini, hayal kırıklıklarını ve yaşamın kendisini yakalayan, dokunaklı ve son derece tutkulu bir dans. Ortaya çıktığı ortamı ve şartları düşündüğümüzde günümüzde aldığı hal ve hitap ettiği kesim ironik olsa da tangonun dans denince akla gelen ilk isimlerden biri olduğu ve olacağı kesin.