Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Uğur Cebeci : Türkiye’nin Göklerdeki Yüzü

0
Eklenme Tarihi: February 9, 2013 BAY X
IMG_3486muj

Ülkemizde havacılık söz konusu olduğunda akla ilk gelen isimlerden biri Uğur Cebeci. 35 yıllık gazetecilik yaşamında Polis Muhabirliği, İstihbarat Şefliği ve Haber Müdürlüğü görevlerinde bulunan, yakın geçmişte Boeing tarafından ‘1. Sınıf Uzman’ ilan edilen Cebeci, yaklaşık 16 yıldır hazırladığı ve adıyla özdeşleşen televizyon programı Kokpit ile Türkiye’de havayolu taşımacığılınnın gelişmesinde çok büyük rol oynadı. Noble and Royal Magazine olarak Uğur Cebeci ile yoğun programının arasında keyifli bir sohbet gerçekleştirme fırsatı bulduk. Keyfini çıkarın!

Ülkemizde havacılık söz konusu olduğunda akla ilk gelen isimlerden birisiniz. Gökyüzüne olan tutkunuz nasıl başladı?

- Mühendislik eğitimi sırasında başladı. Önce metaller dikkatimi çekti, sonra  bu metallerden oluşan ağırlıklar ilgili alanıma girdi. Her zaman yerçekimine rağmen bu kadar büyük kitlelerin nasıl uçtuğunu merak ettim. Çocuklukta da uçmaya karşı bir tutkum vardı. Kötü örnek olacak ama kollarımı açıp bir inşaatın ikinci katından aşağıdaki kum tepesine atlardım. Neyse ki bir kırık çıkık olmadan o denemelerden kurtuldum. Tabii kendi kendime değil, babam yakalayıp,ciddi bir biçimde uyarınca oldu bu.

Gazeteciliğe başladıktan sonra Boeing’e bir mektup yazdım, beni davet ettiler. Bir uçağın imalatını bütün detayları ile görünce hobim başka bir şekil almaya başladı. Sonra detaya yolculuk yaptıkça bu işin keyifli ve bir o kadar da vazgeçilmez olduğunu gördüm.

Uzun yıllar gazetecilik yaptıktan sonra havacılık tutkunuzu ilk kez Hürriyet Gazetesi’nde hazırladığınız ‘Kokpit’ sayfasına taşıdınız. Buna nasıl karar verdiniz? Sanırım o bu kararı almanızda dönemin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün de etkisi olmuş.

- Evet, bu kararda Ertuğrul Özkök’ün payı çok büyük. Başımızın üstünden geçen uçakları tanımlamak için aramızda hoş iddialar olurdu. O, uzun yıllar Rusya’da kaldığı ve temsilcilik yaptığı için demir perde uçaklarını daha iyi biliyordu, ben de batılı uçakları… Aramızdaki her iddia çok keyifli oluyordu. Bir gün; ‘Gel bu işi sayfaya taşıyalım’ dedi. Bir iki hafta içinde Kokpit köşesi oluştu. Köşe değil bir tam sayfa. Herkes ikinci haftadan sonra ne yazacağımı merak ediyordu. Yani yazacak bir şey bulup bulamayacağımı merak ediyordu. Şu an 800′den fazla sayfa geride kaldı. Hâlâ yazacak çok şey var. O kadar çok ki ,bu seferde yer bulmakta zorlanıyorum.

Peki Kokpit’in ekrana taşınması nasıl oldu? Fikir sizden mi çıkmıştı yoksa bir teklif üzerine mi başladı Kokpit’in ekran macerası?

- O dönemdeki Kanal D Genel Müdürü Faruk Bayhan her uçuşa gitmeden önce benimle konuşup uçakların güvenliğini vs. sorardı. Güzel sohbetler olurdu. Bir gün o da bu işi ekrana taşımak istedi, ben de hazırdım. Ve ekran maceramız başladı. Kokpit televizyon dünyamızda farklı bir program oldu. Eğiten ama öğretmen edası ile sunulmayan bilgiler, uçak yolcularını olduğu kadar uçmayı hayal edenlerin de beğenisini kazandı. Kısa sürede Türkiye’de havayolu yolcusunun artmasını sağladık. İnsanlara uçağa binmek için cesaret geldi.

Kokpit yaklaşık 16 yıldır ekranlarda. Yola ilk çıktığınızda bu denli uzun soluklu bir proje olabileceğini düşünmüş müydünüz?

- Hayır, düşünmemiştim. Aklıma bile gelmezdi. Onca eğlence programının arasında durabilmemizi Faruk Bayhan’a borçluyum. Bizi çok destekledi, uygun zamanları ve uygun süreleri verdi. Yani  Kokpit’i yapan bendim ama arkasında Ertuğrul Özkök ve Faruk Bayhan gibi iki kahramanı vardı.

Programı hazırlarken amacınız neydi? Bu amaca ulaşabildiğinizi düşünüyor musunuz?

- Tek ve çok dikkat ettiğim şey uçak yolculuğunun dünyadaki en güvenilir yolculuk olduğunu anlatmaktı. Bunu başardık. Artan yolcu sayılarında, daha korkusuz uçak yolcularının varlığında Kokpit’in büyük yeri oldu. Tabii bu bir ekip işi. Asistanım ve pilot olan Tolga Özbek, program Yönetmeniz Murat Özfilizler, sunucumuz Emel Özuğur, herkes işi sevgiyle bir yerinden tuttu.
Profesyonel bir yapım olmasına rağmen hala tamamen amatör bir ruh bütünlüğünün ürünüdür Kokpit.

Havalimanlarında kurulan Kokpit Cafe ve Brasseri’lerin de sizinle dolaylı olarak alakası var sanırım. İsim hakkını öğrenci okutulması karşılığında verdiğinizi biliyoruz. Bu konuyu açabilir misiniz?

- Evet, Kokpit’ten para kazanmayı amaçlamadık. Hepimizin hobisiydi, biraz öyle kalmasını istedik. Kokpit Cafe’ler eğitime katkı karşılığı isim hakkı verilerek gerçekleştirildi. Bundan çok memnunum. Bazı yerlere yaptığım konuşmaları da eğitime katkı karşılığı yapıyorum. Geleneksel olarak para hırsı olan bir insan değilim. Birlikte çalıştığım insanlarda öyle çıktı…

 

Yakın geçmişte Boeing sizi ‘1. Sınıf Uzman’ ilan etti. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

- Bu gerçekten çok önemli bir aşama oldu. O belgeyi özenle saklıyorum. Tabii uzun bir çalışma sonucu bu bize layık görüldü. Her haberi verirken, her olayı anlatırken havacılık dünyasının kurallarını, kültürünü ve nezaketi uyguladık. Sansasyonel bir yayıncılık belki daha popüler olurdu ama yapmadık. Yolcuyu korkutmadık ama hiç bir şeyi de gizlemedik.

Neredeyse dünyadaki tüm havayolları ile uçtunuz. Sizi en çok etkileyen şirket veya uçak tipi hangisiydi?

- Elbette bir tane değil. Doğuda Singapur Havayolları, Thai, Avrupa’da Lufthansa, Amerika’da United, Virgin America, Delta ve tabii ki Türkiye’de THY ve bir iki özel havayolu şirketi… Uçakları birbirinden çok ayırmam ama ticari bir başarı örneği olan Boeing 777 ya da Airbus 330 ve Airbus 380 beni çok
etkilemiştir. Jumbo Jet dediğimiz Boeing 747 bana göre hala tasarımda en etkileyici uçaklardan biridir. Uzun bir liste çıkarmak yerine bunları satır başı yapmak daha iyi.

Peki en beğendiğiniz havalimanı hangisi? Ülkemizdeki havalimanlarının durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Münih’i çok beğenirim. Büyük havalimanlarından Osaka ilginçtir. Atlanta’nın yoğunluğu beni etkiler. Ülkemizde ne yazık ki bir çok havalimanının ya yeri yanlıştır ya da yatırım olarak planlama hatası vardır. Şimdi ağır ağır hatalardan dönülüyor. Havalimanı yatırımındaki hata çok tehlikeli çünkü yaptığınızı yıkmanız kolay değil, işletme maliyetlerine katlanmanız çok zor.

 

İstanbul’da 2017 yılında yeni bir havalimanı hizmete girecek. Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürü Orhan Birdal da yeni havalimanının hizmete girmesinden sonra Atatürk Havalimanı’ndan tarifeli uçuşların yapılmayacağını açıkladı. Hatta bir ara Atatürk Havalimanı’nın AVM ve kongre merkezine dönüştürüleceği bile söyleniyordu. Sizce bu doğru bir hamle mi?

- Üçüncü havalimanı için daha uzun bir zaman var. Elbette ihtiyaç ama bana göre Atatürk Havalimanı kalacaktır. Eğer AVM falan yapılacaksa yapılacaktır. Karar vericilerin büyük sorumluluğu var, çok dikkat etmeleri gerekir. Atatürk, yeri çok güzel bir havalimanı, kolay kolay vazgeçilemez. Yani
sonunda genel havacılık için ideal bir yer olarak kalır. Şehir içinde, transferi kolay. Belki biraz küçültürler ama inşallah etrafını yine çirkin yapılaşma ile doldurmazlar. Bu kentte bir depremde insanların kaçışacağı boş alan bile kalmıyor.

Ülkemizde iç hat uçuşları özellikle son 5-6 yılda fiyatların düşmesiyle oldukça yaygınlaştı. Bundan önceki dönemlerde uçakla yolculuk pahalı ve lüks sayılıyordu. Sizde Türkiye bu alanda biraz geç kalmış olabilir mi?

- Elbette çok ama çok geç kalındı. Ama zararın ya da yanlışın bir yerinden dönüldü. Şimdi özel havayollarımız var ve rekabette ciddi paya sahipler. Pegasus, Atlasjet, Onur Air fiyatların aşağı çekilmesinde çok önemli rol oynadılar. Onların sayesinde havayolu yolculuğu ulaşılılabilir hale geldi, harika oldu.

 


Türkiye’de havayolu sektörü sürekli bir büyüme içerisinde. Bu açından ülkemizdeki havayolu sektörünü Avrupa ile Amerika ile karşılaştırmak gerekirse neler söyleyebilirsiniz?

- Avrupa’da ciddi iflaslar var, batan havayolu sayısı artıyor. Türkiye’de ise büyüyor. Çok küçükten başladığımız için büyüme hızı ve ölçeği fazla oluyor. Ama Türkye pazarı artık sadece Türk yolcuya ait değil, transit yolcu akışının hızı çok yüksek. Atatürk Havalimanı ciddi bir transfer merkezi oldu. Bu,
sistemi büyütecek ve diri tutacaktır. Amerika pazarı farklı, çok ama çok büyük bir pazar. Öyle kıyaslanır gibi değil. Oralara gelmemiz gerekmiyor. Coğrafi olarak da o kadar büyük değiliz. Kendi ölçümüzdeki büyüme sürecektir. Çevre ülkelerin falan hepsini solladık zaten.