Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Zamana Yolculuk Nepal Seyahati Ardından

0
Eklenme Tarihi: August 17, 2012 GEZGIN
zaman

Bu güne dek yaptığım ülke gezileri arasında,en keyif aldığım gezi oldu Nepal seyahati.Bu gezide gördüklerim ve tanık olduklarım sayesinde kendi geçmişime de bir yolculuk yapma imkanım oldu.

TANRILAR DİYARINA SEYAHAT:

NEPAL

Bizim hikayemiz gittiği yerlere ruhunu da götürenlere, gittiği yerde değişenlere, yolda olmayı özleyenlere, “yolda değilse darda olanlara” hitabendir…

Bu güne dek yaptığım ülke ge­zileri arasında,en keyif aldığım gezi oldu Nepal seyahati. Bu gezide gördüklerim ve tanık olduklarım sayesinde kendi geçmişime de bir yolculuk yapma imka­nım oldu.

Nepal’in dağları çok yüksek ve bir o ka­dar da ihtişamlı, sokakları dar ve tozlu ama iliklerine kadar yaşam dolu, insan­ları yorgun, fakir ama çok mutlu ve hu­zurlu, çocukları bakımsız,sümüklü ama çok sevimli ve tatlı, yemekleri baharatlı ve acı ama çok lezzetli. Nepal’de gökde­lenler, plazalar, süslü püslü iş ve alışveriş merkezleri pek yok ama muhteşem tapı­nakları, saray meydanları ve stupaları var, insana huzur veren…

Nepal’de zaman sanki durmuş gibi. İn­sanlar yüzlerce yıl öncesinin içsel saflığını yaşamaktalar. Eşsiz birer açık hava mü­zesini andıran Saray meydanlarında, geç­mişle bütünleşiyorsunuz. Himalayalar’a karşı güneş rınlıkla seyrediyosunuz, ülkeyi çevreleyen dağların doruklarının görkemiyle karşıla­şıyorsunuz ve sokaklarında güleryüzlü in­sanlar tarafından selamlanıyorsunuz… Bu güzel ülkenin,güzel insanlarına buradan tekrar Nameste ve Danyavard diyorum…

Tanrılarla ölümlülerin birlikte yaşadığı kentte Kathmandu’da başlıyor Nepal ma­ceramız. İnsanlardan bile önce var olan tapınaklar, iç içe geçmiş Hindu ve Budist yaşamları, sonun başlangıç kabul edildi­ği ölü yakma törenleri, saray meydanın hüküm süren kaotik hayat, bir anda bir köşe başında karışımıza çıkan ayinler, Kathmandu sokaklarını saran baş dön­dürücü tütsü kokuları bizi yaşadığımız hayattan koparıp bambaşka bir dünyaya taşıyacak.

Güzel sanatlar şehri Patan – nam-ı diğer Lalitpur -, ahşap işçilikleriyle, tanrılarıyla, kendine özgü hayatlarıyla Patan köyleri, Annapurlar’ın nefes kesen manzarasını önüme seren Nagarkot, yürüyerek geçe­ceğim yeşil pirinç tarlaları arasında kay­bolmuş köyler, çömlek atölyeleriyle, metal işçilikleriyle, el yapımı kağıtlarıyla, sanki dün yapılmışçasına el değmemiş ama geç­mişi binlerce yıl öncesine dayanan eski sa­ray meydanıyla Bhaktapur seyahatimin su gibi geçmesine neden olan yerler.

Nepal’e, Nepal’in şehirlerinde binlerce yıldır bozulmadan süregelen yaşamlara tanıklık etmeye, onları fotograflamaya, anılarımda ve karelerimde ölümsüzleştir­meye gidiyorum…

 

Nepal’deki ilk durağım Swayambhunath Tapınağı. Swayambhunath, “kendiliğin­den yaratılmış” anlamına geliyor. İnsan­lardan bile önce kutsal olduğuna inanı­lan Katmandu Vadisi’ni gören bir tepede, 2000 seneden fazla bir süredir kurulu bu tapınak. Stupa diye bilinen ana yapı tuğ­la ve kilden inşa edilmiş büyük beyaz bir yarımküre. İbadetler yapının içine giri­lerek değil, yapın etrafında saat yönün­de dönülerek yapılmakta. Yarımkürenin hemen üstünde gümüş yaldızlarla kap­lanmış bir bölüm ve küçülerek yükselen çemberlerden oluşan sivri bir kule inşa edilmiş. Bu kulenin dört tarafına resme­dilmiş Buda’nın her şeyi ve her yeri gö­ren gözleri Kathmandu vadisinde yaşayan Budistleri her türlü kötülükten ve kötülük yapmaktan koruyup kollamakta.

Kısa bir araç yolculuğunun ardından kut­sal Bagmati Nehrinin kıyısında kurulu olan, aynı zamanda Hindu ölü yakma tö­renlerinin de düzenlendiği Şiva-Pashupa­tinath Hindu tapınağına varıyorum.

Pashupati’nin kelime anlamı “hayvanla­rın efendisi”dir. Efsanelere göre Lord Şiva tanrılardan kaçmak için antilop şeklin gi­rerek burada yaşamıştır. İki katlı altın ça­tısı ve gümüş kapısı olan tapınak Newa­ri mimarisinin en güzel yapılarından biri. Tapınağın içine sadece Hindular girebil­mekte. Ziyaretçiler Bagmati Nehri’nin do­ğusundaki yamaçtan tapınağı seyrederler. Ziyaretimiz sırasında kutsal Bagmati Neh­ri kıyısında düzenlenen ölü yakma tören­lerine de tanıklık etme fırsatı buluyorum.

Tapınak bölgesinin hemen yanında yer alan yaşlılar evi de ziyaret ettiğim noktalar arasında. Kimsesiz ya da ekonomik duru­mu yeterli olmayan yaşlı insanların barın­dığı, bu hayatlarında artık son durakları olan bu ev oldukça kasvetli ve mistik bir havaya sahip. Ziyaretim sırasında oldukça etkilendiğim yerlerden biri burası.

Ziyaretim sonrasında yolumu öğle ye­meği molası da vereceğim Küçük Tibet’e çeviriyorum.

İlk durağım Bouddhanth. Bu devasa ve çok eski Stupa, dünyadaki en büyük Budist Tapınak olarak bilinir. Dünyanın dör bir ya­nından Budistler (Bhutan, Tibet, Hindistan ve daha bir çok ülkeden) bu Stupa’yı ziya­ret için gelirler. Bu yapının etrafında kuru­lu olan yerleşim yeri, Çin istilası sırasında Tibet’ten kaçıp buraya sığınmış yoğun bir Tibet’li nüfusuna sahip. Bu yüzden Boudd­ hanath Küçük Tibet olarakta anılmakta. Stupa, 100 metre çapındadır ve sekizgen temel üzerine bina edilmiştir. İçinde be­şinci yüzyılda Lichichivi Kralı Mana Deva tarafından yaptırılan dua çarkları bulu­nan stupa, 36 metre yüksekliğinde. Bu kulenin üstünde “Buda’nın gören gözle­ri” ve aydınlanma sürecininin, sadakatin, şefkatin, bilmenin ve nirvananın sembolü olan kule yükselir. Stupayı daire şeklinde çevreleyen binalar içinde Manastırlar da yer almakta.

Bouddahanth’tan sonra rota “Güzel Sa­natlar Şehri” , Patan. Ancak öncesinde pek turistler tarafından bilinmeyen bir rotaya, bu vadinin önemli iki köyüne uğruyorum.

Bu köylerden ilki neredeyse 16. yy’da ilk kurulduğu halini koruyan, Newari halkının yaşadığı ve kendi dillerini konuştuğu, is­mini bereket tanrısından alan Bungamati köyü. Tanrının adıyla anılan Rato Mach­hendranath Tapınağı, köyün görülmesi gereken yerlerinden biri. Köy aynı zaman­da ahşap işçiliği ve ahşap ürünleriyle de çok ünlü.

Khokana ise Budist nüfusun ağırlıklı oldu­ğu bir köy. Köy’de tavuk ve domuz inaçları gereği beslenmemekte. Köy otantik yapı­sını olduğu gibi korumakta ve kültür mi­rası kapsamında koruma altında. İnsan­ların günlük hayatı köy sokaklarında ve tapınaklarda geçmekte. Tipik bir Newari köyünde günlük hayatın koşturmacasına tanıklık etme fırsatı bulacağımız bir yer

burası. Hardal bitkisinden yağ elde etme­leriyle ünlenmiş bir köy aynı zamanda.

Kısa bir yolculuk sonrasına güzel sanatlar şehri Lalitpur’a ulaşıyorum.

Patan, Lalitpur olarak da bilinir, kelime an­lamı güzel sanatların şehridir. Şehir hala ortaçağ havasını muhafaza eder. Şehrin sınırları Hintli İmparator Ashoko tarafın­dan İsadan Önce 250 yılında inşa edilen 4 adet stupayla belirlenmiş. Bu kentte ya­şayanların neredeyse yarısı çeşitli el sa­natlarıyla uğraşıyor. Patan Budistler için Asya’daki en önemli şehirlerden biri. 7inci yüzyıldan beri Hindistan, Tibet ve Çin’den hacılar, bilginler ve keşişler şehri ziyaret ederler. Rivayete göre bir zamanlar şe­hir sadece keşişler ve zanaatkarlardan oluşmaktaydı. Patan; Hindu tapınaklar, Budist anıtlar, bronz figürler, koruyucu tanrılar, harika metal ve tahta oymalarla bezenmiş yapılarla doludur. Eski çağlar­dan beri geleneksel üretimin devam ettiği Patan’da bugün de çalışan ustaların ata­ları Pekin’den Tibet’ten şehri manastırlar­la, pagodalarla bezemek, tanrıların figür­lerini yaratmak için çağrılmışlardır.

Yeni rota, Nepal’in UNESCO korumasın­daki en bozulmamış kenti, Bhadgaon ola­rak da bilinen Bhaktapur. Denizden 1401 metre yükseklikteki şehir, ortaçağ sanat ve mimarisine ev sahipliği yapan kent aynı zamanda Bertoluchi’nin Küçük Buda’sının yaşadığı yerdir. Şehir, midye kabuğu şek­ lindedir. Adanmışlar Kenti anlamına gelen Bhaktapur’da çömlekçilik ve hasırcılık ge­leneksel üretim alanlarıdır. Tipik bir Ne­wari şehrinin bütün özelliklerini taşıyan Bhaktur Nepal’in en büyük hazinelerinden biridir.

Kahvaltının ardından, Himalayaları, An­napurnalar silsilesini göreceğim 2.200 metrelik rakımıyla Nagarkot’a doğru yola çıkıyorum. Şehrin gürültüsünden sıyrılıp doğayla baş başa geçireceğimiz keyifli bir yolculuğa çıkıyorum.

Kathmandu’nun 32 km kuzeyinde yer alan Nagarkot, Himalayalar üzerindeki gün­doğumu ve günbatımı manzarası ile ünlü olan eski bir yerleşim.

Kathmandu Vadisi’nin izlenebildiği Nagar­kot, Himalaya yolcuları için önemli bir du­rak. Nagarkot’tan keyifli bir yürüyüş rotası ile bölgenin önemli tapınaklarından Changu Narayan’a ulaşıyorum.

Birçok yıkımlara ve yangınlara tanıklık eden tapınağın geçmişi 4. yy’a kadar dayanmak­ta. Unesco dünya kültür mirası kapsamın­da koruma altında olan bir tapınak burası. Tapınak tanrı Visnu için inşa edilmiş bir yapı. İnce işçilikleriyle, çeşitli tanrı figürle­riyle oldukça büyüleyici bir havaya sahip bir tapınak burası. Tapınak ve tapınağın yer al­dığı köy gezimin sonrasında Kathmandu’ya dönüyorum.

Nepal’i geride bırakırken içimi garip bir hü­zün kaplıyor. Cana yakın insanları, mistik ha­vası, zengin tarihi ve kültürüyle Nepal bende derin izler bırakıyor.