Lüks Magazin Haberleri – Lüks Magazin Dergisi

 
 
 
 
 


Zamanı Yavaşlatıyor…

0
Eklenme Tarihi: February 27, 2012 BAY X
şubat-23

Kadınlar için hem “derin” bir aşık hem güvenli bir liman. Erkekler içinse stiliyle, duruşuyla, aurasıyla bir rol model. Dahası tüm yoğunluğuna ve görünürlüğüne rağmen zamanı yavaşlatan bir üsluba sahip. Acelesi yok, ahengi var. Öyle görünüyor. Oysa ruhu çocuksu. Selçuk yöntem hakkında merak ettiklerimiz ve öğrenmek istediklerimiz o kadar çok ki!

Gerek yaşam tarzı gerekse bir aktör olarak yarattığı etkiyle, saygınlığı, başarıyı ve sempatiyi yansıtan bir isim Selçuk Yöntem. Stil sahibi ve kendinden emin. Anı  yaşamayı seviyor, yaşlamın an’da olageldiğini düşünüyor. “Tanrı’yı güldürmek istiyorsanız, ona planlarınızdan söz edin” diyor.

Selçuk Yöntem ile yeni bir dizi filmin ve bir yarışma programının çekimleri sürerken buluştuk. Sadece Türkiye’de değil, başta Mısır ve Dubai olmak üzere Ortadoğu’da da yoğun bir ilgiyle izlenen ve kariyerinin en parlak günlerini yaşayan Yöntem, bu trafik üzerine konuşmak istediğimizde, gülerek, “Bunları hiç düşünmeyelim en iyisi; insan panikleyebilir! Yaşıyoruz işte, akışında yaşıyoruz” diyecek kadar sükûnetine bağlı.

“RUHUM ARKADA KALIYOR, BEDENİM RUHUMU BEKLİYOR”

Televizyon ekranında, sinema perdesinde ya da tiyatro sahnesinde, son dönemin en çok izlenen aktörlerinden biri olarak, birbirinden çok farklı rollerle izleyici karşısındasınız. Bu yoğunluğa ve görünürlülüğe rağmen sanki zamanı yavaşlatan bir üslubunuz var. Hakikaten de bir ahengin peşinde misiniz yoksa aslında ‘hız’lı yaşamayı mı seversiniz?

Çok güzel bir gözlem! Ekranda böyle bir ahengin yansıması var, evet. Ama o ahengin gerisinde korkunç bir sürat var. Ruhum, arkada kalıyor; bedenim ruhunu bekliyor. Çünkü bütün bu birbirinden Farklı işleri yaparken zaman çok çabuk geçiyor. Yine de sözünü ettiğiniz ahengin izleyici tarafından sezildiğini, acelesi olmayan bir üslubun yansıdığı nı daha önce de duymuştum , sanırım hakikaten de böyle bir etki yayıyorum. Oysa benim ruhum çok daha çocuksudur, hızlı yaşamayı sever, harekete yatkındır. Fakat belki ses tonum, belki görüntüm böyle bir karakteristik özellik yaratıyor olabilir. Esasında sevdiğim bir etki bu.

“Celal Tan ve Ailesinin Aşrı Acıklı Hikâyesi”, belki tam da bu nedenle izleyiciyi şaşırttı biraz. Canlandırdığınız Celal Tan karakteri, ayakları yere basmayan ve içinde mizahi bir tonu da barındıran bir karakterdi. Oynadığınız karakterlerle bir özdeşlik yakalamaya çalışı mısınız?

Kişisel örtüşmeler, söz konusu değil elbette. Fakat oynadığım rol, “ben”den var olacak diye düşünerek, bir yorum yapabilirim. Mesela Celal Tan hikâyesinde çok evrenselleştirebileceğimiz bir duygu vardı elimizde:  Kıskançlık. Ama biz kıskançlıkla mücadele etmeye, onu yaşamımızdan çıkarmaya çalışırız. Oysa Celal Tan, tam da kıskanç bir adam olarak yaşamaya devam eder ve katil olur. Sanatçılar, toplumun okuludur. Canlandırılan karakterlerin olumlu/olumsuz karakteristik özellikleriyle hayatı anlamlandırır izleyici. Bizim de oyuncular olarak en büyük değerimiz bu, bence. Karakterleri yorumlayıp, bir takım seçenekler üzerine de düşünmek mümkün olabiliyor tabii, evrensel kavramları, duyguları yorumlarken kendi kişisel yaklaşımımızı ortaya çıkarmaktan söz ediyorum. Bir aktörün yelpazesinin çok geniş olması gerekiyor. Çok olumsuz bir karakteri de çok komik bir karakteri de oynayabilioynayabilirim; mesleğim, insanla ilgili olduğu için insanın her türlü hali ilgimi çeker. Evet, insanlar sizi belli bir rolde görmeyi isteyebiliyor ama ben de bu insanlık hallerini seviyorum. Mesela Mustafa Altıoklar’ın “Banyo” filmi de, Onur Ünlü’nün “Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi” filmi de, canlandırdığım karakterler açısından izleyicileri şaşırtmıştı.

Üslûbunuza dair söylenecek şeylerden bir tanesi de sanı rım yalın oluşunuz.

Yaşam pelesengim, sade ve basit olmak. Bunu sağladığınızda kalan her şey çok daha rahat bir şekilde akabiliyor. Mesleğime de böyle bakıyorum aslında. Sadelikten ayrılıp zenginliğe zenginlik kattığınızda, ‘daha iyi’ olanı aradığınızda ‘iyi’yi kaybedersiniz diye düşünüyorum. Hem sosyal yaşamımda hem de mesleğimde bu fikri canlı tutmaya çalışıyorum doğrusu.

Ritüelleriniz var mı?

Sabah kalkar kalkmaz kapıyı açıp gazete almak, ritüelimdir. Onsuz yapamam. Akşam yemeği de mutlaka eş dost, birlikte yenir. Seyahat, alışveriş ve elektronik beni çok rahatlatan alanlar, uğraşlar. Fakat esas olan, paylaşmak.


Şiir okuyorsunuz. Edebiyat hayatınızın neresinde, kimleri takip ediyorsunuz?

Doğrusu, konservatuar yıllarımda okuduklarım, beni çok etkilemiştir. Yaşamımın sonraki dönemlerinde çok istikrarlı bir edebiyat takipçisi olamadıysam da… Mesela Haruki Murakami’nin “Sahilde Kafka” isimli kitabı, son zamanlarda beni en çok etkileyen kitaplardan biri oldu. Tabii ki Nâzım Hikmet, Jack London, Andre Gide her zaman sevdiğim isimler oldu.

Aşk-ı Memnu” dizisinde canlandırdığınız karakter, rölyefler yapıyordu. Sizin de hobileriniz var mı?

Konservatuar yıllarımda fotoğrafla ilgilenmiştim, karanlık odam vardı hatta. Ruhumu okşayıp mutlu eden bir ilgiydi bu.

Vazgeçemediğiniz oyuncaklarınız var mı?

Fotoğraf makinelerim… Babam 1964’de bir fotoğraf makinesi vermişti, Petri marka; benim için çok değerlidir o. Bakımını yaptırıp yine onunla fotoğraf çekmek istiyorum hatta. Sonra radyolarım var; gittiğim her yerden radyo alırım. incik boncuk aksesuarları çok severim. Sonra yüzük merakım vardır. Bir de tabii bu uzaktan kumandalı uçaklar, arabalar (gülüyor)…

Televizyon ve sinema yoğunluğuna rağmen tiyatrodan hiç kopmuyorsunuz.

Çünkü tiyatro yapmadığım zaman kendimi iyi hissetmiyorum.

 Farklı jenerasyondan izleyiciler tarafından çok seviliyorsunuz fakat sanki genç kuşak, özellikle hayranlık duyuyor size. Kendinizi güncelleyebiliyor olmanız mı bunun sırrı?

Ben konservatuar yıllarımdan çok etkilenmiş bir insanım; hayatımın altın yılları, o yıllar. Hâlâ, oradan yeni mezun olmuş biri gibi hissediyorum kendimi. Bu benim en büyük şansım belki. O nedenle zamanın geçtiğini, yaşın ilerlediğini mesela hiç düşünmüyorum. Giyim tarzım bile konservatuar yıllarındaki gibi! Aynı ruh! Belki de gençlerle… Açıkçası “genç” demek bile bana tuhaf hissettiriyor!

Bazı aktörler başarıyı kariyerlerinin ilk döneminde yakalar, fakat sonra bir tür düşüş yaşar. Siz hem bir istikrarı temsil ediyorsunuz hem de son yıllarda giderek yükselen bir ivmeye işaret ediyorsunuz. Neye bağlıyorsunuz bunu?

Benim hayatımın her alanı böyle! Ben basamakları hep birer birer çıktım. Elimde olmadan; sanki yukarıyla kontratı böyle yapmışım! Mesela, konservatuarda benden memnun olmayan hocam, mezuniyetimden sonra “Beni utandırdınız,” demiştir. Kendimi sadece hayatın akışına bıraktım. Belki bazı insanlar, bu başarıyı geç gelen bir bafları olarak değerlendiriyor olabilir fakat bence bu en güzeli. Çünkü ben özel bir çaba göstermedim, hesap kitap yapmadım. Sadece işimi yaptım.

Klasik sizin için ne ifade ediyor?

Eskimeyen, yok olmayan değeri, nitelik olarak çok üstün bir kavramı ifade ed‹yor. İçinde büyük Bir zenginlik taşır. Klasik giyinmek esasında, içinden geldiği gibi giyinmektir benim için. Ben hep aynı şeyleri giyerim, beş yılda bir moda olur!